Soykırımcı İsrail, kışkırtıcı ve saldırgan söylemlerini tırmandırıyor! Siyoniste göre Türkiye stratejik düşman!
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Terör devleti İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkiler son dönemde giderek gerilirken, Siyonist rejimin saldırgan söylemlerindeki artış dikkat çekiyor. Filistin Diplomasi Merkezi, Tel Aviv'deki siyasi odakların ve Siyonist medyanın, Türkiye'yi bölgenin yeni stratejik düşmanı olarak konumlandıran saldırganca açıklamalar dalgası başlattığına dikkat çekerek bu söylemin, Türkiye'yi İran’dan sonraki yeni rakip olarak konumlandırma çabasının açık bir yansıması olduğunu bildirdi.
NETANYAHU TÜRKİYE DÜŞMANLIĞINI TIRMANDIRIYOR
Filistin Diplomasi Merkezi’nin aktardığı bilgiye göre; Türkiye Barış Gücü Değil 7 Temmuz'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, CNN'e verdiği röportajda ABD yapımı F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye satışına kesin bir dille karşı çıktığını belirterek, Türkiye'nin "bir barış ve istikrar gücü olmadığını" öne sürdü. Türkiye'nin "saldırgan emeller taşıdığını" iddia eden Netanyahu, söz konusu satışın "Orta Doğu'daki güç dengesini bozacağını" savundu. Netanyahu bununla da yetinmeyerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "ABD için ideal bir müttefik olmadığını" ileri sürdü ve Erdoğan'ı "tek Yahudi devleti olan İsrail'i yok etme tehdidinde bulunmakla" suçladı. Netanyahu, Israel Hayom gazetesine yaptığı başka bir açıklamada ise, "Türkiye büyük bir devlet; ancak onu İsrail'in yok edilmesini açıkça savunan bir kişi yönetiyor." ifadelerini kullandı. Ayrıca Türkiye'yi "Kıbrıs'ın yarısını işgal etmek ve Yunanistan'ı tehdit etmekle" suçladı.
SİYONİST BAKANLARDAN TÜRKİYE DÜŞMANI AÇIKLAMALAR!
Soykırım Suçlamaları ve Türkiye'ye Yönelik Kışkırtıcı Söylem Temmuz ayının başında İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Türk mevkidaşı Hakan Fidan'a sert sözlerle yüklenerek, onu Yahudi halkına karşı "soykırıma teşvik"le suçladı. Saar'ın bu açıklamaları, Hakan Fidan'ın CNN Türk'e verdiği röportajda İsrail'in "insanlığın artık taşıyamayacağı bir yük hâline geldiğini" söylemesine karşılık geldi. Saar, söz konusu ifadeleri "tarihteki en kötü soykırımcı rejimleri hatırlattığını" ileri sürerek, NATO üyesi ülkeleri, "İsrail'in açıkça ortadan kaldırılması çağrısı" olarak nitelendirdiği bu açıklamaları kınamaya çağırdı. 27 Temmuz'da ise İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a alışılmışın dışında sert bir dille uyarıda bulunarak, "Bizimle uğraşma." diye seslendi. Katz, İsrail'in Kanal 14 televizyonuna verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı: "Biz çökmüş bir Hristiyan imparatorluğu değiliz. Kudüs, İstanbul değildir. Biz burada sonsuza kadar var olacağız; Kudüs de sonsuza kadar bizim olacaktır. Kendimizi nasıl savunacağımızı biliyoruz ve güçlüyüz." Katz ayrıca Erdoğan'ı, kendisini İran'ın bulunduğu konuma sürüklememesi konusunda uyardı.
İSRAİLLİ YETKİLİLER: TÜRKİYE STRATEJİK BİR DÜŞMAN
İsrail'den gelen düşmanca açıklamalar yalnızca Netanyahu ve Katz ile sınırlı kalmadı; diğer bakanlar ve üst düzey yetkililer de benzer açıklamalarda bulundu. Bunlardan bazıları şunlardır: Enerji Bakanı Eli Cohen, Türkiye'nin Suriye'de askeri üs kurma planlarını hayata geçirmesi hâlinde İsrail'in de Suriye içinde askeri üsler kuracağını söyledi. Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, İsrail ve Türk orduları arasında doğrudan bir çatışmanın "ihtimal dışı bir senaryo olmadığını" belirterek, bunun "yarın sabah bile yaşanabileceğini" ifade etti. Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar, Türkiye'ye "düşman devlet" muamelesi yapılması çağrısında bulunarak, İsrail'e karşı savaş yolunu seçmesi hâlinde "ağır bir bedel ödeyeceği" tehdidinde bulundu. Eski Başbakan Naftali Bennett, Türkiye'yi "yeni düşman" ve "yeni İran" olarak nitelendirdi.
İSRAİL MEDYASI TÜRKİYE'YE KARŞI KIŞKIRTICI YAYINLARINI YOĞUNLAŞTIRIYOR
Gerilim yalnızca resmî açıklamalarla sınırlı kalmadığına vurgu yapan Filistin Diplomasi Merkezi şunları aktardı;
İsrail medyası da Türkiye'ye yönelik yoğun bir kışkırtma kampanyasına katıldı. Bu kapsamda İsrail'in Kanal 12 televizyonu, sert üslubuyla dikkat çeken bir haberde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, Orta Doğu genelinde nüfuzunu genişleten bir "ahtapot"a benzetti. Haberde ayrıca Erdoğan'ın doğrudan askerî çatışmadan kaçındığı, ancak bölgesel krizlerin ilerleyen aşamalarında Türkiye'nin konumunu güçlendirmeyi hedeflediği öne sürüldü. Öte yandan, Türkiye'nin İsrail açısından İran'ın yerini alabilecek yeni bir tehdit unsuru olduğu yönündeki medya yorumları da giderek arttı. Maariv gazetesinde yayımlanan bir yazıda analist Boaz Golani, İran'ın "İsrail'in baş düşmanı" rolünden çekilmek zorunda kalacağını ileri sürerken, bu konumu Türkiye'nin alacağını iddia etti. Tırmanan Gerilimin Arka Planı Bu söylemdeki sertleşme, İsrail'in Türkiye'nin bölgede giderek artan nüfuzundan duyduğu kaygıları yansıtıyor. Özellikle Suriye'de Türkiye'nin, etkin bir güç olarak İran'ın yerini kademeli biçimde almaya başlaması, bu kaygıların temel nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu açıklamalar, Türkiye'nin Filistin direnişine verdiği destek ve İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşına karşı sergilediği sert tutum nedeniyle yaşanan gerilimin de bir parçasını oluşturuyor. Türkiye'nin Tutumu Türkiye ise bu açıklamaları reddederek, bunların İsrail'in Gazze'de işlediği suçlardan dikkatleri uzaklaştırmayı amaçlayan koordineli bir dezenformasyon kampanyasının parçası olduğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, "Netanyahu ve ekibinin kendilerine yöneltilen her eleştiriyi bilinçli şekilde çarpıttıklarını ve sistematik bir propaganda kampanyasıyla gündemi değiştirmeye çalıştıklarını" ifade etti. Sonuç İsrail yönetimi ile basınından son iki ay boyunca art arda gelen bu düşmanlaştırıcı söylemler, bölgede yeni bir düşman söylemi oluşturma ve İsrail'in tehdit algısını yeniden tanımlama yönündeki açık bir çabaya işaret etmektedir. Bu yaklaşımın, İsrail'in İran tehdidinin önemli ölçüde zayıfladığı yönündeki değerlendirmesinin bir sonucu olduğu değerlendirilmektedir. Her ne kadar söz konusu açıklamalar şu aşamada söylem düzeyinde kalmış olsa da, bölgesel gerilimin tırmandığını göstermekte ve ilerleyen dönemde ciddi bölgesel sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, taraflar arasında olası bir uzlaşma zemininin oluşmasını giderek daha da güçleştirmektedir.