Üzerinde Kur'an'dan şifa ayetleri yazılı olan (Vesilei Şifâ) "Şifa Vesilesi Tasları", eskiden çoğu evde veya mahalledeki bir komşuda muhakkak bulunurdu.
Bu taslarla su dökünen, bu tastan su içen insanların, hatta hayvanların şifa bulup iyileşeceğine olan itikad, bugün de yurdumuzda oldukça yaygındır. Bu taslarla içilen veya dökünülen su ile halkımızın itikadına göre her türlü hastalık, biiznillâh geçer ve hasta olanın hiçbir şeyi kalmaz.
BİR RİVAYET
Şifa taslarının oluşumuna dair, halk arasında dilden dile aktarılıp gelen bir rivayet de var. Buna göre; gayrimüslimler bir gün Efendimiz (s.a.v)'e sihir yapmışlar. Peygamberimiz bu sihir tesiri ile alnı ter ve yare içinde zayıflamaya başlamış. Mescid-i Saadet'e oturup hastalığını düşünürken Cenab-ı Allah, Cebrail Aleyhisselâm aracılığı ile şu müjdeyi vermiş:
"Ey Muhammet sen hastalığını hiç dert etme. Senin düşmanların sana sihir yaptılar. Bunun çaresi de çok basittir. Şöyle ki; önce bir tasa yazı yazıp su içilmeyen bir kuyuya atman gerekiyor. Ardından attığın tası tekrar kuyudan çıkardıktan sonra şu ayetleri, tasa koyacağın temiz su üzerine okuyup, o suyu içersen, sihir bozulacaktır."
Halk rivâyeti bu ya, Efendimiz (s.a.v) söylenenleri harfiyen yerine getirmiş ve böylece şifa bulmuş.
Denilir ki, o günden bugüne Kur'an'dan ayetler bir tas üzerine yazılarak meydana getirilen şifa tasları, birçok hastalığın iyileştirilmesinde insanımız için bir çare olmuştur.
Sunduğumuz örneklerden birinde görülebileceği gibi bu küçük tasların kenarlarına üzerlerinde besleme ile yazılı 40 adet kurşun levhacıkları iple bağlıdır. Malûm ya üç defa, ya yedi defa veya kırk defa bir şeyi tekrar etmek gerekir. Şifa taslarında görülen küçük bir taş ve kenarlarına asılı üzerlerinde besmele yazılı kırk anahtar olarak tanımlanan pirinç levhacıkları, bu şifa taslarının yeni doğan çocukların "kırklanması" ile ilgilidir. Doğan çocukların 40. gününde, anne ve çocuğun bugün bile çoğu yerde bu şifa tasları ile "Kırklanması" yapılır.
TEDAVİDE ŞİFA TASLARI
"Vesilei Şifâ" taslarının şifa kudreti, muskalarda, uğurlu sayılan taş ve eşyalarda olduğu gibi itikad ve telkin ile bağlantılıdır. Hasta kendine kuvvetli bir telkin veren böyle bir tastan su içtiği takdirde iyi olacağına muhakkak inanır. Hastalığı da Allah'ın da izni ile gün geçtikçe iyileşir; hiçbir şeyciği kalmaz.
Yüzyıllardır süre gelen inanca göre; "Vesilei Şifâ" tası içine konan su, kullanılırken gayet dikkatli olunması, kullanıldığı yerin gayet temiz olması ve şifa suyunun hiçbir yere damlatılmaması gerekir.
Herhangi bir kimse şifasını bulamadıkları bir hastalığa tutulursa, hastaya önce abdest aldırılır. Şifa tası içine konan sudan en az üç defa hastaya içirilir. Bazı hallerde hasta "Vesilei Şifâ" tasından su içemeyecek durumda ise; şifa tasından alınan su hastanın ağzına dökülür veya sürülür. Hasta yatıyorsa yatağına, yatmıyorsa elbiselerine "Vesilei Şifâ" tasından su serpilir. Artan su, ayak basılmayan bir yere dökülür.
Ancak içine konan su hiç bir yere dökülmeden kullanılırsa inanca göre olumlu sonuç verir.
Çocuğu olmayanlar ormanlarda akan pınarlardan şifa tası ile su içti mi, Allahın izni ile çocuğu olurmuş.
Hayvanlara da "Vesilei Şifâ"
Hayvanlarda çok görülen çiçek hastalığın tedavisi için şifa tası veya okunmuş temiz bir kabın içine su alınarak hayvanlara teker teker içirilir. Ayrıca hiç kullanılmamış bir süpürge ile şifa tası içindeki su bir veya üç defa koyunlar üzerine serpilir. Hayvanlarda meydana gelen herhangi bir hastalık için kullanıldığı zaman yaz ise yağmur yağdıktan sonra veya hiç ayak izi olmayan bir tarla veya çayırda, kış ise yağmur veya kar yağdıktan sonra hiç ayak izi değmemiş bir yerde bunun yapılması gerekir.
"Vesilei Şifâ" taslarının kullanımında, içine konulan suyun da akarsu olması, temiz su olması, hatta yakınlarda varsa, bir pınardan alınması önem taşıyor. Yöreden yöreye farklılık gösterse de, suyun alınış günü, zamanı, kıbleye karşı doldurulması gibi bazı teamüller de var. Ortak inanış yeni doğan ayın ilk Cuma günü, kıbleye karşı yönündedir.
"Kırklama" apayrı bir merasim
Doğumdan sonraki kırk gün doğum yapan kadının 'kırklı' olduğu günlerdir. Bu sürede kadın ve bebek dışarı çıkmaz, gelin alayına bakmaz. Aksi takdirde kadın veya bebeğe zarar geleceğine inanılır. Doğumun kırkıncı günü, anne ve çocuk kırklanırlar. Son yıllarda geceler de gündüz gibi sayılarak 'yirmi-kırk' denilen kırklama yapılmaktadır. Çocuk ve annenin kırklanması sırasında, anne ve çocuk temizce banyo edilir. Anne ve çocuk için ayrı ayrı olmak üzere önce "Niyet ettim kırkımı çıkarmaya" diyerek niyet edilir. Son durulama sırasında "Vesilei Şifâ" tasının içine altın yüzük konur. Tasın kenarında bir ipe dizili, üzerlerinde besmele yazılı kırk pirinç levhacıklar bu işe yatkın bir kadın tarafından kırk kez zikir gibi çekilerek topluca besmele çekilir. Son olarak altın yüzük tastan alınırken üç İhlâs ve bir Fatiha okunur. Çocuğun ve annenin başı üzerine ayrı ayrı tastaki sudan elle serpilir. Kalan 'Kırklama suyu' ayak basılmayan temiz bir yere dökülür. Eskiden bu kırklama hamamlarda, her iki aile kadınlarının katıldığı büyük bir eğlence ile yapılırdı.
Eh, işte bunlar halk geleneği ile oluşmuş, şer'an bâtıl itikadlar. Lakin temelinde şifânın Cenab-ı Hakk'dan bekleniyor olması elbette çok önemli..