Paralel Yapıdan Canlı Yayın!.. (1)
“CemaatÇİLİK yapan cemaatler” hakkındaki fikirlerimi, yaklaşık beş yıl önce, bir ulusal gazetedeki (HABERTÜRK, 8 Kasım 2010) “Devlette Cemaat Savaşı” manşetiyle duymuştu tüm Türkiye. Çok konuşulmuş, televizyonlarda açık oturumlara konu olmuştu. Bazıları anlamasa ya da anlamak istemese de o sözlerim aslında cemaat olgusuna ve cemaatlere değil “cemaatÇİLİK”e ve özellikle de onlardan öne çıkan bir tanesine idi.
Burada “cemaatÇİLİK”le kastettiğim, özetle; mensubu olduğu cemaati adına yapılan, diğer insanlara hatta cemaatlere yaşam hakkı tanımayan, devletin tüm makam, mevki ve zenginliğini de kapsayan kişisel ve kurumsal anlamdaki bencillikler(egoizm) idi. Bununla elde edilenlerin kurumsal ağırlık kazanması ve belli bir amaca yönlendirilmesi ise ülkemizde şimdiye kadar hiç görülmemiş bir organizasyonun (ki bugün buna ‘paralel yapı’ diyoruz) alt yapısını oluşturuyor(du).
Bir kısım arkadaşlarımca “Şaban Hoca’nın megalomanisi” diye algılansa da kendimce “Hükümeti ve milletimize tarihi bir uyarıdır” diye nitelendirdiğim ve “Allah Bu Memleketi Cemaatçilikten Korusun; Amin!..” başlığıyla Yeni Akit Gazetesinde yayımlanan dört makaleme atfen gündeme gelen mezkur manşetin alt başlığı ise şöyleydi: “Yeni Akit Yazarı Prof.Dr. Şaban Şimşek cemaatlerin devlette kadrolaşmak için yarıştığını yazdı. Ak Parti’yi de ‘sizi de bölerler’ diye uyardı.”
Neye dayandırmıştık bunları? Elbette gördüklerimize, yaşadıklarımıza, duyduklarımıza… Peki, millet inandı mı yazdıklarımıza? Kısmen… Ya siyasiler ve özellikle iktidar partisinin büyükleri? Hayır... Neredeyse hiçbir emare göstermediler. İçlerinden “Şaban Hoca bize muhalefet ediyor” diye Sayın Başbakana gammazlayanları da duyduk! Ve bu sebeple olsa gerek ki o gün bugündür hep sahnenin dışında kaldık, her ne için söz konusu olduysak “çok sert” bulunduk!
Kişisel anlamda çok da zararı yok ama o günden bu yana yaşanılanları gördükten sonra, “bu sertlik dedikleri şey nedir ve varsa her insan ve durum için o kadar kötü bir özellik midir” diye sormadan da edemiyor insan? Her neyse… Ancak şu kadarını söylemek de hakkımdır diye düşünüyorum: “Eğer o gün gereken tedbirler alınsaydı bugün bu kadar sıkıntı yaşanmayacak, kurusuyla-yaşıyla insanlarımız yanmayacak, millet parçalara bölünmeyecek, ülke enerjisini boşa harcamayacak, devletimiz de bu kadar büyük bir tehlike altına girmeyecekti.”
O zamanki Sayın Başbakanımız da ilgi göstermedi bu manşete. Ne ki daha sonra kendileri, bu yapılanmanın hükümeti devirme noktasına gelinceye kadar fark edilemediğini, hep yanlarına aldıkları, kardeş bilip besleyip büyüttükleri bu insanlarca fena halde aldatıldıklarını itiraf ettiler. Ama Allah var o noktadan sonra öyle bir çıkış yaptı ve öyle bir mücadele örneği sergiledi ki, aynı şeyi bu kadar kararlılıkla yapacak bir başka liderden söz etmek gerçekten de mümkün değil kanımca.
Belki epeyce geç olmuştu ama herkesten de iyi fark etmişti bu yapılanmayı Başbakanımız. Önceleri “Yaa bu adam oy almak için cephe oluşturuyor, iktidar için milleti ikiye bölmekten bile çekinmiyor” ve benzeri suçlamalara da maruz kalmadı değil ama bugün muhalefet dâhil milletin büyük çoğunluğu geleneksel devlet mekanizması içerisinde amir buyrukları başka bir erkten alan paralel bir yapılanmanın varlığına inanıyor, dahası bunun asıl mekanizmaya tamamen hâkim olmak noktasına geldiğini, yani başkalarına yer bırakmamak anlamında devleti ele geçirmek üzere olduğunu kabul ediyor. Bakmayın siz farklı söylemler üreten sağdan, soldan bazı muhalefet partilerine ve sivil cenaha; onların ki özde kayıkçı kavgası ya da bir başka deyişle “siyasetteki ekmek paraları!”
Kısmet olursa, haftaya, yazımızın “canlı yayın” kısmını yayımlayacağız.