Nasipsizliğin en kötüsü nedir?
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Asıl acınacak dert, îmandan mahrumiyettir. Zira insanın bu dünyada hiçbir şeyi olmasa, nihâyetinde bu, muayyen bir vakit içindir. Fakat îmandan nasipsizlik, ebedî bir mahrumiyet sebebidir.
Mevlânâ Hazretleri buyurur:
“İnanç azlığından meydana gelen derde acımak gerekir. Çünkü o derdin dermanı yoktur.”
Îmandan mahrum bir insana bütün nîmetler verilse ve o, dünyada bin yıl saltanat sürse, yine de bir gün ölecek ve eli boş olarak dünyayı terk edecektir.
Unutmayalım ki üzerimizdeki Güneş; bir müddet yeryüzünde zulümle saltanat sürmüş olan Firavunların, Hâmânların, Nemrutların, Hülâguların, Âdların, Semûdların saraylarını, köşklerini, hazinelerini aydınlatan, sonra da harâbelerinin üzerine haşmetle doğan aynı Güneş’tir. Fânî kuvvet ve kudretlerine mağrur olarak Allâh’a baş kaldıran o zâlimlerin arkasından, ne semâlar ağlamış, ne gözler yaşarmış, ne de gönüller sızlamıştır. Bilâkis onlar, mazlumların âhları ve bedduâları ile tarihin çöplüğünde çürüyüp gitmişlerdir. Bir zamanlar saltanat sürdükleri yerleri, şimdi baykuşlar ve köpekler şenlendirmektedir…
Yani ebedî âleme, îman ve sâlih amellerle intikâl edemeyen biri, dünyada nîmetler içinde yüzmüş bile olsa, hakîkatte zavallı bir müflistir. Buna mukâbil insan, hiçbir dünyalığa mâlik olmasa da îman sahibiyse, aslında her şeye sahip demektir. Zira îman ve sâlih amellerin getireceği saâdet, ebedî bir saltanattır.
ASIL HAYAT ASIL SAÂDET
Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz’in ifâde buyurduğu üzere;
“…Asıl hayat, âhiret hayatıdır. Asıl saâdet, ebediyet saâdetidir!” (Buhârî, Cihâd 33, Salât 48
“Gevşeklik göstermeyin, mahzun olmayın. Eğer (gerçekten) îman etmiş kimseler iseniz, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 139) âyet-i kerîmesi muktezâsınca da, îman nîmetinin sevinciyle huzur bulmalıdır.
SEN’İ KAYBEDEN NEYİ BULDU?
Atâullah el-İskenderî Hazretleri’nin şu niyâzı, gerçek bir îmânın gönle bahşettiği huzur hâline, ne güzel bir misaldir:
“Yâ Rabbi! Sen’i bulan neyi kaybetti? Sen’i kaybeden neyi buldu?..”
Velhâsıl îman, her derdin dermânıdır. Îmânın gerçek lezzet ve huzurunu tatmış bir gönlü, hiçbir dünyevî iptilâ; buhran ve bunalımlara sürükleyemez. Nitekim bu fânî âlemde en çok çile çemberinden geçenler; başta peygamberler, velîler ve derecelerine göre sâlih kullardır. Fakat en huzurlu insanlar da yine onlardır.
Sahâbe-i kirâm da bu îman neşvesiyle, hiçbir ezâ ve cefâya aldırmadılar. Hidâyet nûrunu gönüllere taşımak için, yorgunluk ve bezginlik göstermeden, bir diyardan öbürüne fedakârca koştular. Îman heyecanı ve lezzeti sâyesinde, dünyevî korku, endişe ve arzularını geride bıraktılar.