• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Nasıl ilkel bir hayat ama...

Yeniakit Publisher
2019-02-25 12:32:00 -
Nasıl ilkel bir hayat ama...

Acaba gerçekten 'ilkel' miydi içine 'çağ' takıntısı katmadığımız o eski hayatımız?

Eveet işte bizim mekân burası.. Durun başlığa bakıp sızlanıp yakınacağımı sanmayın. Kesinlikle öyle bir şey aklımın ucundan dahi geçmez. Yakınacak, sızlanacak hiçbir meselemiz yok hamdolsun.

Hani "aile hekimliği"miz, hastanelerimiz yok ama, şükürler olsun sağlık ve afiyetteyiz. Toprağa yakın değil, toprakla içiçe yaşadığımıza yoruyor bazıları bu durumu. "Ondan sizde hastalanan yok.. Olsa da eften püften..." diyorlar. Ne kadar doğru bilemeyiz; beton binaların görünmeyen illetli tarafı; kanser yapan "radon gazı" imiş, bizde yok.(*)

Doğumlarda ebelerimiz vardır. Sezaryen doğum olmaz bizde. Evlerimiz gibi doğumlarımız, dünyaya gözlerimizi açmamız da "doğal"dır. Yediğimiz içtiğimiz de "doğal"dır. Fotoğrafta görülmüyor ama, yeterince ekip biçtiğimiz toprağımız var. Hayvanlarımızın ağılları var. Birimizin ocağında pişenin kokusu yayılmaz mı etrafa, elbette yayılır. Sizin apartmanlarda da yayılıyordur.

"Kokmuştur, buyrun bunu da size getirdik..." diyen komşuluğunuz yoksa, nefsinize yazık! Bizde bunun derdi olmaz; soframız orta yerdedir. Kokuya imrenen veya aç olan, besmele çekip gelir diz çöker, kısmetinde ne varsa onu yer.

Kapımız vardır. Sadece mahremiyet anlamında.. Yoksa kilitli kapıya hacet yoktur bizde. Ayrıca aman tozlanmasın, kirlenmesin, misafire rezil olmayalım, geldiklerinde onları saltanatlı ağırlayalım, diye kapısı kilitli misafir odalarımız da yoktur. Tabii, dünyanın parasına alınmış ağır, yaldızlı mobilyalarımız da.. Kimseye gösteriş için yaşamayız. Gösteriş için mal istiflemeyiz, eşya istiflemeyiz.

Doğru evet, gösterişli otomobillerle de işimiz olmaz bizim. Hani bodrumdaki  garaja çekip, oradan asansöre binerek evlerimize çıkıyor değiliz.

"Ama, pek derme çatma.. Ortaçağda yaşar gibisiniz..." dediğinizi, demeseniz bile içinizden böyle geçtiğini hisseder gibiyim.

Batı'nın zihinlere kazıdığı "çağ" takıntısı, insanca yaşamayı zehir etti. Onların "ortaçağı" kendilerinin de korktukları kadar vardı. Rezillikti. Vebadan, frengiden kırılıyorlardı. Salgınlar olmadığında  mezheb, meşreb, derebeylik savaşlarıyla birbirlerini kırıyorlardı. Gözütokluk bilmiyorlardı... Şükür bilmiyorlardı.

Şimdi "çağdaş"lık adına aynı şeyleri yaşatıyor ve yaşamıyorlar mı? Kanser, şehirlerinde kol geziyor. Çıkan virüslerin saldırılarına karşı harıl harıl ilaç sanayii çalışıyor. Ortaçağdan kurtuldular da "çağdaş yaşam"la sanki savaşlardan, insanları birbirine kırdırmaktan kurtuldular mı? Durmadan yeni, öldürücü, yok edici silâhlar yapıp, satmıyorlar mı?

(Bu toprak evlerde yaşamayı biraz abartmış olsak da..) Mesele çağ meselesi değil, insanca yaşama meselesi, insanca...

(*) Radon gazı'na karşı TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) şöyle diyor:

-Yapı malzemelerinin radyoaktivite analizleri ve doz kontrolleri yapılmalı, zararlı malzeme kullanılmamalıdır.

-Yapıların, özellikle bodrum katlarının toprakla yalıtımı iyi yapılmalıdır. Bodrum ve zemin katlarının tabanına betondan sızıntıyı önlemek için şap dökülmeli, gaz sızmasına imkân vermeyecek şekilde yalıtılmalıdır.

-Radon seviyesi yüksek olabilecek 20 yıl ve daha yaşlı yapıların temeldeki çatlak, delik ve gaz yalıtımı onarılmalıdır.

-Yerden ve duvarlardan yapı içine sızacak radon gazının boşaltılması için kapalı ortamlar havalandırılmalıdır.

-Konutlarda enerji verimliliği için kapı ve pencerelerde yapılan hava sızdırmazlığı nedeniyle yapı içinin havalandırılmasına özen gösterilmelidir.

-Radon gazı kanser riskini artırdığı için kapalı ortamlarda sigara içilmemelidir.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23