Müslümanlar İslâm ruhuna geri dönmeli
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Müslümanların birlik ve beraberliğini kelime-i tevhidin temsil ettiğine dikkat çeken Ehl-i Beyt Alimleri Birliği Başkanı Seyit Ahmet Erdem, “Müslümanlar olarak kelime-i tevhid bayrağının altında gerçek manada toplanmamız lazım” dedi.
Ehl-i Beyt Alimleri Birliği Başkanı Işıklı Camii İmamı Müslümanların birlik ve beraberliğine ömrünü adayan saygın kanaat önderlerinden Seyit Ahmet Erdem ile serhat şehrimiz Kars’ta bayram sohbeti tadında bir röportaj gerçekleştirdik.
Müslümanların birlik ve beraberliği neden önemli?
- Müslümanların birlik ve beraberliğini iki cümle temsil ediyor: La ilahe illallah ve Muhammeden Resulallah. Bu bayrağın altında gerçek manada toplanılması lazım. Peygamberimiz buyuruyor ki: bir Müslümanın derdiyle dertlenmeyen, Müslüman değildir.
Müslümanlar neden birbirine düşman ediliyor?
- Müslümanlar kelimeyi tevhidi şiar edinmediği sürece, birlik ve beraberliği yakalayamaz. Şimdi, görüyoruz. Dünyanın değişik coğrafyalarında Müslümanları birbirine kırdırıyorlar. Şia veya Sünni denilerek birbirine kırdırılıyor. Bu bir oyundur. Müslümanlar, maalesef bu oyuna geliyor. Bu oyuna gelen Müslümanlara sürekli konuşmalarımızda bu iki cümleye sıkı sıkı sarılmasını anlatıyoruz. Ayet var: Allah’ın ipine topyekûn sarılın. Tefrikaya düşmeyin.
“Müslümanın düşmanını tanıması lazım”
Doğuda uzun yıllardır bölücü terörle mücadele ediliyor. Bölücü fraksiyonlara karşı halkımız ne yapmalı?
- Halkımızın silkelenip kendisine gelmesi lazım. Düşmanı görmesi lazım. Allah Teala Kur’an’da, diyor ki, önce düşmanınızı tanıyınız. Düşmanımızı tanırsak, dostumuzu da bulacağız. Sizin düşmanınız şeytandır.
Gerçi şimdi şeytanın sadece adı kalmış. O kadar şeytan türevi çıkmış ki. Şeytan kenarda kalmış.
Müslümanın düşmanını tanıması lazım. Kur’an’da başka bir ayet var: “Sen onların dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır. De ki: ‘Asıl doğru yol ancak Allah’ın yoludur.’ Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, bilesin ki artık Allah sana ne dost ne de yardımcı olacaktır.”
Bu bir uyarı ayeti. Bizim özentiyi bir kenara bırakmamız lazım. Peygamberimize uymalıyız O’na özenmeliyiz.
Peygamberimiz zamanındaki ashabı kiramın fedakarlığına özenmemiz lazım biz maalesef, Batı’ya özeniyoruz.
Müslümanın Müslümana karşı sorumluluğu nedir?
- Bize deniliyor ki, bana değmeyen yılan bin yaşasın. Müslüman sözü bu değildir. Peygamberimiz diyor ki: herkes birbirine karşı sorumludur. Oysa, nerede ezilen, aç, çıplak varsa İslam alemindedir.
Cuma hutbesinde de dedim, Rusya ve Ukrayna arasında bir savaş olmuş. Bizim basınımız 24 saat orayı anlatıyor. Bu kadar saldırı var, bu kadar göçmen var, bu kadar göçmen başka bir ülkeye sığındı. Müslümanların içinde yıllardır aynı şeyler var ama onu gösteren hiç yok.
Bir şey daha benim dikkatimi çekiyor. Bu da çok üzücü bir şey. Müslümanlar hep hristiyanların kapısına gidiyor. Sığınmaya çalışıyor. Sularda boğuluyor. Yunanistan geri itiyor. Soğukta başlarına o felaketleri getiriyor. Müslümanlar mesela, Arafat’ta binlerce konforlu çadır var. O çadırların hepsi boş. Müslümanlar niye oraya gitmiyor.
Sizce neden gitmiyorlar?
- Tam bilmiyorum lakin bence kabul edilmiyorlar. Onlara ütopya kuruluyor. Batıya gidersen kurtulacaksın. Yalan bir dünya oluşturulmaya çalışılıyor. Batı adaletlidir. Batı insanlara şunu veya bunu verir. Oysa Batınının insanlara, zulümden ve işkenceden başka bir şey verdiğine inanmıyorum. Onun için Müslümanların silkelenip kendisine dönmesi lazım.
“Türkiye’nin güçlü olması lazım"
Türkiye mazlumlar tarafından İslam’ın kalesi olarak görülüyor. Bu hususta neler söylemek istersiniz? Bu minvalde bakıldığı zaman Türkiye neden güçlü olmalı?
- Mazlumlar, Türkiye’yi kendisi için sığınacak bir liman görüyorlar. Bu açıdan Türkiye’nin güçlü olması lazım. Yani, biz aslında Türkiye’nin kıymetini bilmiyoruz. Türkiye’nin kadrini kıymetini bilmek için dışarıya gidip oradan buraya bakmak gerek. 2000 yılında Hac ile müşerref olduğumuz zaman bakıyorduk Türk bayrağı nerede dalgalanıyorsa veya hangi binanın önüne asılmışsa ki bütün dünyadaki hacılar oraya gidiyordu. Sıkıntılarını orada gidermeye çalışıyordu. Veya oradaki imkanlar yeterli olmuyorsa üzüntülü olarak geri dönüyorlardı.
Bayrağımız bütün Müslümanlar nezdinde bir ümidi temsil ediyor. O açıdan Türkiye’nin çok güçlü olması lazım. Türkiye, İslam ülkelerine liderlik edecek bir konumdadır. Ama bıraksalar. Bırakabilseler. Biz öncelikle içerdeki ihtilafları, mezhepçiliği barışa çevirmemiz lazım. Mezhep bir amaç değildir bir vesiledir. Hedef dindir. Dinimizin bayrağı, ülkemizin elinde olmalıdır bence. O anlamda Türkiye İslam ülkeleri içerisinde o bayrağı herkesten çok hakediyor.
Bölgedeki savaştan mağdur olan mülteciler hakkında neler yapılmalı?
- Bölgedeki, savaşlarla ilgili ilk olarak bölgenin bütün vebalini Türkiye’ye yıkmamak lazım. Bir defa Müslümanlar, İslami kardeşliğin ruhuna geri dönmesi lazım. Mesela, muhacirler ve ensar olayı. Muhacirler, Medine’ye geldiği zaman ensar kapılarını açtılar bütün varlıklarını ortak bölüştürdüler. Bunun sadece Türkiye ile olmaması lazım.
Bugün yer altı zenginlikleri Arapların elinde. İran’ın elinde. Veya diğerlerinin başka zenginlikleri var. İslam konferansı örgütü gibi oluşumlar vasıtasıyla petrol gelirlerinin paylaştırılması lazım. Burada bütün Müslümanların hakkı var. Sadece Suudi Arapların, Kuveytlilerin, Bahreynlilerin hakkı yoktur. Bütün Müslümanların hakkı vardır. Dolayısıyla Müslümanların adilce paylaşması lazım ki kalkınabilsin. Bizim dediklerimiz ütopya gibi gelebilir ama olması gereken budur.
Gençlerin manevi değerlerini kazanması için neler yapmalıyız?
- Z kuşağı deniliyor ya, çok sıkıntılı bir kuşak. O sıkıntılı kuşağın, dertlerini bertaraf etmek için akademik çalışmalar olması lazım. Biz gençken öyle bir kültürümüz vardı ki, mahalle de bir cenaze olduğu zaman o mahallede 3 gün TV açılmazdı. Ses çıkmazdı. Düğün olacağı zaman 40 gün ertelenirdi veya rıza alınırdı. Büyüklerimizi gördüğümüz zaman yolumuzu değiştiriyorduk. Büyüklerimizin olduğu yerlere pek gidemiyorduk. Girsek desturlu giriyorduk.
Maalesef, Z kuşağı internet afeti mi diyelim 21. Yüzyılın afeti mi diyelim bilmiyorum ama o ahlakı kaybetmek üzereyiz. Artık ilim irfandan ziyade onun dışı bir oluşuma doğru gidiyor. İlim adamları, din adamları, vakıfların bir araya gelip organize bir şekilde çalışması lazım. Bu gençliği kurtarmamız lazım.
Cumhurbaşkanımızın, ümmet için çırpınışları hakkında neler söylemek istersiniz?
- Cumhurbaşkanımızın ümmet için çırpınışları maalesef yalnız başına gidiyor. Üzülüyorum. Cumhurbaşkanımız ile belediye döneminden tanışıyoruz. Hatta genel başkan olarak parti içi ilk gezisini Kars’a yapmıştı. O gece üniversitenin misafirhanesinde baş başa konuşmuştuk. Ertesi gün, sabah erkenden beraber Iğdır’a gittik. Yol boyu da konuştuk. Cumhurbaşkanımız davasında çok samimi.
“Müslümanların tefrikadan uzak Durması gerekiyor”
Sizce ülkemizin en önemli sorunu ve çözümü nedir?
- Bizim en önemli sorunumuz insanlarımızın birbirine karşı olan güvenidir. İnsanları birbirine karşı olan samimiyetidir. Son zamanlarda her şeyin sahtesi üretilmeye başlandı. Dindarların da sahtesi üretilmeye başladı. Ben Kars için söylüyorum diğer yerlerde de öyledir, gerçek dindarlar camilere gitmiyorlar. Niye gitmiyorlar? Sahte dindarlar türemiş. Düne kadar dinle alakası olmayan birisi şimdi AK Parti’den veya başka bir yerden nemalanmak için gidip selfi yapıyor. Gerçek dindar da üzülüp gitmiyor. Onunla aynı safta olmak istemiyor. Bunların hepsinin tasfiye olması lazım. Müslümanların tefrikadan uzak durması gerekiyor. Lailahe İllallah Muhammeden Resulullah, sayesinde iş düzelir ancak.
Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?
- Ya göründüğümüz gibi olmalıyız ya da olduğumuz gibi görünmeliyiz. Hz. Mevlana’nın sözüyle noktalayalım. Yani, riyadan, tefrikadan, insanları aşağılamaktan, ötekileştirmekten uzak olmalıyız. İslam’a dönmeliyiz. İslam’da, savaşların birinde yaralı bir İslam askeri çok kan kaybediyor. Biraz ilerisinde çok daha yaralı birisi var. O yaralı asker su istiyor. Sağlam bir asker su getiriyor. Diğer yaralı da, suyu içtikten sonra kendisine de isteyince suyu ilk isteyen içmiyor, diğer kardeşine götür diyor. Suyu o kişiye getiriyor ama o da içmiyor. Önce sana geldi sen içeceksin diyor. Sağlam asker, ikisi arasında suyu götürüp getirene kadar ikisi de şehit oluyor. İslamiyet, bu fedakarlıkla dünyaya hakim oldu. Biz ise “hep bana hep bana” demeye başladık. Onun için hoşgörüyü tesis etmeliyiz. Hoşgörü çerçevesinde her şey düzelir.