Murat Ülker kaleme aldı: Lego ne işimize yarıyor?
İş insanı Murat Ülker, aile şirketlerinin krizlere karşı direncini ve LEGO örneği üzerinden oyunun felsefi derinliğini incelediği analizinde; markaların bekasını sağlayan temel gücün kısa vadeli kâr hırsı değil, aileden gelen etik bekçilik ve ortak akıl disiplini olduğunu belirtti; "İş dünyasında kriz anında her şey parçalanır ama bu yeniden inşa etmek için bir fırsattır" dedi.
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, yayınladığı son makalesinde küresel markaların sürdürülebilirlik sırlarını ve "oyun" kavramının felsefi kökenlerini mercek altına aldı. LEGO, Hermès ve Yıldız Holding arasındaki benzerlikleri "disiplin, direnç ve sadakat" temelinde açıklayan Ülker, aile kapitalizminin kısa vadeli kâr hırsı yerine marka değerini koruma stratejisini nasıl öncelediğini örneklerle aktardı.
Ülker yazısında, özellikle yetişkinler arasında bir tutkuya dönüşen LEGO’nun sadece bir oyuncak değil, aynı zamanda Kant’tan Heidegger’e, İbn Sina’dan Gazali’ye kadar uzanan geniş bir düşünsel laboratuvar olduğunu vurguladı. Batı ve İslam felsefesindeki "nedensellik" ve "üretim" farklarını oyun üzerinden somutlaştıran Ülker, LEGO’nun gelecekte krizlerden korunabilmesi için yapay zeka ve algoritma destekli, dijital bir dönüşüm geçirmesi gerektiğine dikkat çekti.
Murat Ülker'in, "Lego ne işimize yarıyor" başlıklı yazısı şöyle:
LEGO Danimarka’nın Protestan çalışma ahlakı ve disipliniyle çalışıyor, Yıldız Holding Türkiye’nin, Anadolu’nun salih amele dayalı ahlakı ve infak disipliniyle çalışıyor, diyebilir miyiz? Hayır, ama ikisinde de aileden gelen gelenekle kurumsallığı meczeden bir iş görüş şekli var.
Aile kapitalizmi deyince Hermes olayını da unutmamak lazım. Hermes 6. kuşak tarafından yönetiliyor ve kısa vadeli kâr için kaliteden asla ödün vermez. Talep ne kadar çok olursa olsun, bir Birkin çantayı üretmek için gereken süreyi kısaltmıyorlar veya fabrikasyon üretime geçmiyorlar. Bu, borsa yatırımcısını çıldırtacak bir “yavaşlık” olsa da ailenin uzun vadeli marka değerini koruma stratejisidir. Hermes 2010-2014 yılları arasında LEGO’nun 2003 krizine, Yıldız Holding’in 2018 borç yapılandırmasına benzer şekilde, bir varoluş sınavı verdi. Lüks kategorisinin devi LVMH’nin sahibi Bernard Arnault o dönemde sinsi bir hisse toplama operasyonuyla Hermès’i ele geçirmeye çalıştı.
Normalde birbirleri ile pek anlaşamayan farklı yaşamları olan elliden fazla aile üyesi, H51 adlı bir holding çatısı altında birleşerek hisselerini 20 yıl boyunca satmama kararı aldılar. Kriz anında aile üyelerinin egosunu bir kenara bırakıp markanın bekası için yek vücut olması sayesinde Hermes bugün dünyanın en değerli lüks markası oldu. Profesyonel yönetici ağırlığı Hermes’te biraz farklı; yaratıcı direktörlük veya CEO’luk koltuklarında profesyoneller oturuyor olsa da, ailenin “etik bekçisi” her daim şirkette var olur.
LEGO, Yıldız Holding ve Hermes’in benzeştiği hususun disiplin, direnç ve sadakat olduğunu düşünüyorum. Malum bir şirketin en büyük varlığı bilançosundaki aktiflerinin yanında, kriz anında bir araya gelip “bu marka bizim yadigarımızdır” diyebilen sahip oldukları ortak akıldır.
Önceki yazıda LEGO’nun değişimi yakalayamayarak ciddi bir krize maruz kalışını anlattım… Ama bir de Lego’yu LEGO yapan tüketicileri var. Acaba onlar bu küçük yapıtaşlarını hangi saikle, nasıl bir duygu ve beklenti ile birleştirip, bir bütüne ulaşınca ne oluyor, ne hissediyorlar? Acaba LEGO ile bir şey inşa etmenin veya basitçe söylendiğinde oyun oynamanın bir felsefesi olabilir mi?
2017 yılında Roy T. Cook ve Sandra Bacharach isimli iki önemli felsefe profesörü tarafından yazılan “Lego Asla Sadece Lego Değildir” adlı bu kitap Türkiye’de bile iki baskı yapmış, şu anda da üçüncü baskısını yapacakmış. Lego’nun Cambridge Üniversitesi’nde daimî bir profesörlük kadrosu da var. Lego üniversitenin bu tür araştırma ve çalışmalarına önem veriyor.
Lego Felsefesini anlatan kitabın yazarları Locke ile başlayıp Heidegger ile bitirirken, Tao’dan başlayıp Buda’ya varmışlar. Ben de Müslüman olarak yaklaştım konuya…
Yazarlar Lego’nun artık yetişkin olan tiryakilerinin karmaşık yapıları oluştururken karşılaştıkları problemlerle başa çıkmayı rahatlatıcı bulmalarına şaşırmıyorlar, çünkü flow yani akış sonrasında ortaya çıkan tatmin duygusunun tadından vazgeçemediklerini düşünüyorlar; bu süreçte ustalaşmanın zevkini çıkarmak da cabası… Ama bu seviyeye ulaşmak için çoook Lego oynamalısınız.
Legolar küçük yapı taşları olarak gerçekliğin anlaşılır ve minyatür soyutlamalarıdır. Oyun sistemi olarak ise Lego’nun verdiği motivasyon seviye seviye ilerlenmesidir. Tıpkı felsefe gibi Lego da bizi yalnızca parçalara bakmaya cesaretlendirmekle kalmaz, aynı zamanda ilişkileri, kalıpları ve altında yatan yapıları incelemeye davet eder.
Ciddi bir oyun olarak felsefe
Oyun önemli bir zihniyettir ve felsefenin kendisini ciddi bir oyun olarak düşünmek oldukça faydalıdır diyor yazarlar. Günümüz eğitim felsefesindeki en önemli temalardan biri oyundur ve öğrenim sürecimizin nasıl iç içe geçtiğini bir insan oyun oynarken inceleyebilirsiniz. Oyun hem amaç için bir araçtır hem de başlı başına bir amaçtır. Oyun bir öğrenme biçimidir. Oyun oynadığımızda mümkün olan sınırları zorlarız.
Orijinal Lego parçalarının karakteristik özelliklerden biri çok yönlülüktür. İkinci özelliği mevcut bileşenlerle uyumlu olmasıdır. Üçüncü özellik yeniden kullanım için parçalara ayırma kolaylığıdır. Tüm bu özellikler hep birlikte bize tasarım deneyimi sağlar; Lego dünyamıza katkıda bulunur.
John Locke (1632-1704) mülkiyet hakkının doğal haklardan olduğunu savunmuştur. Bu zihniyet çerçevesinde ürettiğimiz şey bizim mülkümüz olur, onu sahipleniriz. LEGO bu açıdan geniş anlamda bir mülk edinmemizi sağlar. Yazarlara göre Aristotelesçi açıdan bakılırsa parçalar oyunu oynayan ona form verene kadar bir anlam, bir varlık ifade etmez. Oyuncu bir heykeltraş gibi parçalara biçim verir ve artık eserinin varlığından söz edilebilir.
Lego ve Otonominin Sosyal Blokları
Modern filozoflardan Christine Korsgaard: Bir kişinin, hareketleri kuşku duyulmayacak şekilde yalnızca hür iradeden kaynaklanıyorsa otonomdur, der. Lego tuğlalarını üst üste koyarak ilerleyen oyuncu, ilerledikçe daha iyi olduğunu düşünür ve seviyesi yükseldikçe kendini daha bağımsız hisseder. Kişi bu noktada başkalarının onun için düşünmesine muhtaç olmadığı için mutlu olur, kendinden motive, üreterek ilerlemeye, bitirmeye odaklanır. LEGO’da kişinin kendi davranışlarını ahlaki olarak yönlendirmesi, hatta tavsiye alarak ilerlemesi etik felsefenin otonomi kavramına odaklanan Kantçı felsefenin izleridir.
Kant: Başkalarının bizim için düşünmesine izin vermek kendi muhakememizi geliştirmediğimiz sürece kişisel bağımlılıktır, der. Kant, başkalarına olan saygı kaynaklı itaat anlayışımızın bizi istismar edenlerin eline geçebileceğine dikkat çeker; bu nedenle bu anlayışı potansiyel olarak tehlikeli bulur.
Başkalarıyla birlikte çalışabilmek meşru bir otonomi işaretidir. Birlikte LEGO yaparak bu otonomi duygusunu kazanmak mümkündür. Yazarlar burada ünlü Brezilyalı felsefeci Paul Freire’ye atıfta bulunuyor: Bütünüyle insan olma arayışı, yalnızlık ve bireycilikle değil, arkadaşlık ve dayanışma ile gerçekleşir. Sağlam bir otonomiye ancak başkaları aracılığı ile ulaşmak mümkündür. Birlikte LEGO oynamak bunu sağlar.
Heidegger: Hayatlarımızı anlamlı kılmamız gerekir, çünkü hayatta önceden yüklenmiş anlamlar yoktur, der. LEGO’nun inşa ile olmayan ama tanımlı bir şeyi ortaya koymak süreci ile uğraşan kişi gittikçe kendini sanatçı gibi hissetmeye başlar. Yetişkin de artık bir LEGO sanatçısı olarak çocukça işler yapar hale gelir.
Modüler Tuğlalarla Bağlantılı Oyun
Oyun oynamak özellikle önemlidir, çünkü bizi insanlara mahsus şaşkınlık ve merakla yeniden buluşturur. Lego ile oynamak insanın değişik ruh hallerini ve hatta arzularını bir şekilde açığa çıkarır. Lego parçalarını birçok kere yapıp bozarak yenilikler inşa etmek imkanı bize yeni yollar gösterebilir.
Lego yapmak yaratıcı ve sürdürülebilir bir oyun potansiyeli barındırır. Oyuncağın sürekli yeniden inşası ile oyuncunun oyunda yeni şeyler yaşaması ve yaratma ihtiyacını ifade eden “her gün yeni bir oyuncak” en ünlü Lego sloganlarından biridir. Mesela Heiddeger, hesaplara boğulmuş düşüncenin kontrolünden ve manipülasyonundan kurtulmak için sanattan faydalanmamız gerektiğini vurgular.
Heiddeger’e göre inşa ve mesken tutma dünyayı anlamlandırmamızın ve varlığımıza anlam katmanın yollarıdır. Lego oyuncaklarının dünyasında inşa etmek ve mesken tutmak, otantik inşa ve felsefe için gerekli olan büyülenme ve merakı sürdürmenin bir yoludur. Lego ile oynayan çocuk ya da yetişkin kendine bir dünya kurar; parçaları sadece birleştirmez anlamlı bir düzen kurar yani mesken tutar. Kurduğu yapının içinde zihinsel olarak yaşamaya başlar. Bu noktada Lego yalnızca oyuncak değildir; mikro-ontolojik bir laboratuvardır.
Lego’larda yer alan insan figürlerinin ten renkleri dünyası gerçek dünya ile benzeşir. Bu renkler oyunda sosyal olarak inşa edilir ve bağlama, geleneklere, adetlere ve tutumlara bağlı olarak yeniden üretilir. “Ayrıca Lego’nun Friends dışındaki temalarda erkek çocuklarının hedeflendiğini anlamak ve Lego Friends’in cinsiyet ile ilgili örtülü önyargıları ve stereo tipleri desteklediğini söylemek pekala mümkündür, diyor” yazarlar. Bu zaten Lego’nun neden umurunda olsun. Sonuçta ticari bir markadır ve alanlar memnun satan memnundur.
Lego’nun kendi araştırmaları, erkekler kutu içinde bir şeyi kopyalayarak daha düz bir yolla inşa etme eğilimi gösterirken, kızların daha kişisel bir yaklaşımı tercih ettikleri, kendi hikayelerini yarattıklarını ve inşa ettikleri şeyin içinde yaşadıklarını hayal ettiklerini gösteriyor.
Lego bir oyuncaktan daha fazlasıdır, yaratıcılığı ve hayal gücünü destekler. Lego Group’un misyonu: Yarının inşaatçılarına ilham vermek ve geliştirmek, vizyonu: Oyunun geleceğini icat etmektir.
Lego parçaları kendi başına bir oyuncak olmaması çok iyi fikirdir. Her bir Lego parçası ne kadar az oyuncak gibi olursa yani belirgin olmazsa, o kadar çok oyun keyfi sunar. Evde Lego’nuzun başına oturun ve dilediğinizce yaratın, vaadi aslında şu Tao öğretisini dillendirmektedir: İhtirastan daha feci bir lanet ne de tatminsizlikten daha feci bir trajedi vardır. Dünyadaki milyonlarca yetişkin ve çocuk için Lego yığının başına oturmak tatmin olmanın, odaklanmanın karşılığıdır; bu da Lego’nun Taocu yorumu olmuş. Yazarlar konuyu biraz zorlamış, ama neyse ben onların görüşlerini aktarıyorum.
Lego Geçicilik ve Budizm
Budizm’e göre her şeyin geçici bir doğası vardır. Gerçekliğin asla durgun olmaması ve dinamik olması geçiciliğin temelini oluşturur. Bir şeye bağlandığımızda, yaşanan değişiklikle birlikte kaygı hissederiz. Eğer bağlılık olmazsa kaygı da olmayacaktır. Bu bağlılıkları ortadan kaldırarak, sahte güven duygusunun sınırlarını ve tuzaklarını bertaraf ederiz.
Lego’da oyunda geçicilik esastır. Yazarlarımız Budizm ile Lego’yu böyle bağdaştırmışlar. Açıkçası bu yorum da zorlama geldi bana; zira şimdi Lego oyuncakları ikonik binalar ve benzeri nesnelerin hatta sanat eserlerinin bence berbat kopyalarından ibaret ama satıyor işte…
LEGO Yapı Taşlarına Metafizik Bakış
Amerikalı filozof David Lewis’in iddiası: Dünyanın bir takım asli özelliklerin derlemesi, olduğudur. Asli özellik varlığı başka özelliklerle açıklanamayacak özelliktir. Çok küçüktürler, uzay zamanda bir nokta gibidirler. Asli özelliklerden her birinin kendi oluşumu bir başkasının oluşumundan bağımsızdır. Asli özellikler Lego parçalarının sürekli ve yeniden birleşimi ilkesi ile uyumludur. Lewis aslında İskoç düşünür David Hume’un açtığı yoldan gider. Hume’da kainattaki zorunlu bağlantıları inkar eder. Hume: Bir şey başka bir şeyin akabinde gelir demek basitçe ardıl değiştirmeden öncülü değiştiremeyeceğimiz anlamına gelir, demiştir.
Ockham’ın usturası konsepti: Zorunlu olmadıkça nedenler çoğaltılmamalıdır. Yani bir başka deyişle gereğinden fazla nedene inanmamalıyız, demektir. Hume der ki: Nedensellik dediğimiz şey, sadece alışkanlıktır. Yani top düşer, cam kırılır. Ama biz top camı kırdı, deriz. Oysa gördüğümüz şey, top çarptı, sonra cam kırıldıdan ibarettir. Zorunlu bağlantıyı gözlemleyemeyiz. Gözlemlemiyorsak da bir neden ileri süremeyiz.
Hume ve Lewis’e göre dünya bağımsız parçaların toplamıdır. Zorunlu nedensellik yoktur. Bağ dediğimiz şey alışkanlıktır. Tanrı metafizik olarak gerekli değildir. Hume’culara göre dünyamız bir Tanrı tarafından yaratılmamıştır. Yani bu kanıya da nasıl varmışlar, hayret!
Biraz da LEGO felsefesine İslam felsefesi açısından bakalım çünkü İslam felsefesinde durum daha farklıdır. Mesela İbn Sina’ya göre varlık ikiye ayrılır: mümkün varlık, zorunlu varlık. Mümkün varlık yani biz, evren, nesneler, bunlar kendi başına var olamaz, varlığı açıklamak gerektirir. Bu izah zinciri sonsuza kadar uzamaz. Zincirin sonu Vacibü’l-Vücud yani zorunlu varlığa dayanır. Bu Allah’dır. Burada nedensellik gerçektir. Ama bu nedensellik sadece ardışıklık değildir, ontolojik bağımlılıktır. Bu gerçek Allah’ın bize bildirdiği gayptır. İman etmek gerekir, yoksa anlayamazsınız.
Gazali, Hume’dan 600 yıl önce nedenselliği sorgulamıştır: Ateş pamuğu zorunlu olarak yakmaz. Ateşle yanmak arasındaki zorunlu bağı gözlemlemeyiz. Bu görüş Hume ile benzer, ama Hume: Zorunlu bağ yoktur, alışkanlık vardır, der; Gazali ise: Zorunlu bağ yoktur, ama Allah her an yaratmaktadır, der.
Bu görüşe kesb denir, mesela biri kalemi yere attı diyelim, kalemin yere düşmesini yaratan Allah’tır. Ama o kişi iradesiyle atmayı seçmiştir ve bu seçim nedeniyle sorumluluk o kişiye aittir. Yani kainat kendi başına işleyen mekanik bir sistem değildir. Sürekli ilahi fiile bağlıdır.
Sadrüddin Şirazi, Molla Sadra diye meşhur, daha derinleştirir konuyu: Asıl gerçek olan mahiyet değil, varlıktır. Varlık durağan değildir. Sürekli akış ve oluş halindedir yani hareket-i cevheriye. Bu görüş Lewis’in noktasal özelliklerinden tamamen farklıdır. Lewis’e göre kainat statik özelliklerin dizilimidir. Sadra’ya göre ise kainat varlığın dinamik yoğunluk farklılıklarıdır, evren parçalı değil, sürekli ve hiyerarşiktir ve yaradana yani Allah’a ontolojik olarak bağlıdır.
Velhasıl Batı felsefecilerine göre Lego oyun dünyası gerçek dünyaya benzemiyor. Çünkü onlara göre varlığın bir ön inşacısı yok. İslam felsefesine göre ise Lego oyun dünyası, yaşadığımız dünyanın bir replikası gibi düşünülebilir. Lego oyuncakları, nesneler, konseptler birileri tarafından inşa edilmiş olsa da inşa eden kişiler inşa edilen o dünyalar üzerinde malik, hükümran değillerdir, keza her ne kadar bozup tekrar inşa edebilseler bile…
İş dünyasında kriz anında her şey parçalanır; ama bu yeniden inşa etmek için de bir fırsattır. LEGO’nun yapı taşlarını yapıp bozmanız gibi…
Dünyamızda önemli olan anlamdır. Batı felsefesinin çoğunluğu dünyanın varoluşunu ve yaşamı tesadüfler silsilesi olarak görür. İslam felsefesinde ise bu yaşam bir hikmet ve düzen olarak algılanır. Her iki yaklaşımda inşa edenin sorumluluğu sabittir; ister oyunda ister işbaşında…
LEGO sadece bir oyuncak değildir.
Lego, yarını inşa edeceklere ilham ver ve onları geliştir, mottosu ile sesleniyor. Bu bizim mutlu et mutlu ol anlayışımıza benziyor.
Benim Lego için gelecekte gördüğüm hayal, yapıtaşlarının yine belirsiz olarak var olduğu bir oyun stilidir. Çünkü şu anda yapıtaşları mesela gerçek teknik objelerin kötü bir kopyasını oluşturmak için tasarlanmış belli parçalardır; ister Concorde süpersonik uçak ister bir süper otomobil… yani bugünkü inovasyonlar, bizim yani ebeveynlerin çocukken yapmayı umduğu ve başaramadığı teknik objelerin prototipleridir.
Halbuki gençler için bugün Lego yapıtaşları belirsiz ve fakat birbiriyle uyumlu, çocukların, gençlerin hayallerini süsleyen farazi modeller üretimine yaramalıdır.
Belki ileride Lego yapıtaşları, dijital, kendi kendine hareket edebilen hatta programlanabilen, yapay zeka destekli, belli algoritmalara göre kendi hareketlerini tayin eden robotik diyebileceğimiz parçalardan ibaret olmalıdır.
Aksi takdirde Lego oyununun geleceğinde her yeni kuşak ve anlayış farkıyla var olmak krizi riski bertaraf edilmiş olmayacaktır.



