• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Milli mefkûresi olan eğitim sistemi kurmalıyız

Yeniakit Publisher
2022-08-29 10:28:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Milli mefkûresi olan eğitim sistemi kurmalıyız

Türk eğitim sisteminin bir ideali -eskilerin deyimiyle mefkûresi- olmadığını vurgulayan YTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Arıcı, “Eğitimde fayda ve çıkar odaklı Batılı bilginin karşısına milli ve özgün bir mefkûre koymak mecburiyetindeyiz” sözleriyle ülkenin en önemli meselesinin eğitim meselesi olduğunu söyledi.

Yakın zamanda okullar açılacak. Milyonlarca öğrenci eğitim öğretime başlayacak. Türkiye eğitim meselesinde hâlâ sorunlarını çözebilmiş değil. En büyük sorunlardan birisi çocuklarımıza temel değerleri okullarda veremeyişimiz. On seneyi aşkın eğitim verdiğimiz gençlerimiz bu ülkenin değerlerine neden düşman bir şekilde yetişiyor. Bu konuda kafa yormamız gerekiyor. Yine öğretmen sorunu da karşımıza çıkan en büyük sorunlardan birisi. İdeali olmayan öğretmenler nasıl idealist nesiller yetiştirebilir. Öğretmen sorununu çözmeden eğitimin diğer sorunlarını çözebilmek mümkün görünmüyor. Eğitim meselesine genel olarak baktığımızda Türkiye’nin gerçekten yerli ve milli eğitim politikasından mahrum olduğunu görüyoruz. Milletimizin ruh köküne uygun esaslı bir eğitim politikasının mutlaka olması gerekiyor. Yoksa kaybettiğimiz nesiller bize istikbali zehir eder. Bu ülkenin en önemli meselesi eğitim meselesidir. Değerli okuyucularımız okulların açılmasına kısa bir süre kala eğitimimizdeki temel sorunları ve çözüm yollarını Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim üyesi Prof Dr Ali Fuat Arıcı ile konuştuk.

Türkiye gelecek sene yüzüncü yılına girecek. Yüz yıllık süreçte eğitimde bir türlü istenilen noktaya gelinemedi. Size göre eğitimde temel sorunumuz nedir?

Bana göre eğitim sistemimizin iki temel meselesi var. Bunlardan ilki istikamet veya mefkûre hususu, diğeri öğretmen yetiştirme meselesi. Müsaade ederseniz bunlara kısaca değinmek istiyorum. Efendim bugün Türk eğitim sisteminin bir ideali veya eskilerin deyişiyle mefkûresi yoktur. Yani kısaca idealsizdir. Bir bütün olarak ne anne-baba ne okul ne de sistem çocuklarımızın önüne, “İşte sizin olmanız gereken, gitmeniz gereken yer şurasıdır. Bu eğitimi alınca şöyle bir insan olacaksınız ve şunu elde edeceksiniz” diye bir vaatte bulunabilmektedir. Kısacası alacakları eğitimle onlara sunabileceğimiz bir “Kızılelma”mız yoktur. Gelinen noktada Türkiye’de Batılı biliş tarzına dayalı olarak ürettiğimiz eğitimsel bilgi ve anlayış eğitim sistemimizi, büyük şair Necip Fazıl üstadın ifadesiyle, adeta “çıkmaz sokağa” sürüklemiştir.

Bu çıkmaz sokaktan nasıl çıkılacak?

Bu çıkmaz sokaktan çıkış, diğer büyük şairimiz Sezai Karakoç’un bana göre müthiş bir tespitiyle “ağustos böceğini meşale hâline” getirmeyle mümkün gözükmektedir. Çünkü bu böcek mezkûr şiirde bir metafor olarak, özgürlüğün sembolüdür, maddeperestliğe karşı çıkmadır. Başka bir deyişle “ağustos böceği, yaşama derdi yerine yaşatma derdini” gaye edinmiştir. Eğitimde de fayda ve çıkar odaklı Batılı bilginin karşısına millî ve özgün bir mefkûre koymak mecburiyetindeyiz.

Eğitim, insanı problem çözmeyi öğrenmeye indirgemiştir

Bu anlattıklarınızdan yola çıkarak eğitimin temelinde insan sorunu var diyebilir miyiz?

Günümüzde insan ve onun yaşamı geçmişe göre göreceli olarak karmaşık ve sorunlu hâle gelmiştir. Peki, “Sorun nedir?”, Kısa ve net bir cevapla “Sorun, insandır.” Hız ve hazzın hâkim olduğu modern insan hayatı pek çok yönüyle dinamik olmakla birlikte sürekli bir değişim gösteriyor. İnsanın muhatap olduğu çevre ve eşyalar sürekli değişmekte, teknoloji ve dijital dünya ona bir taraftan yeni iş ve iletişim imkânları vadederken diğer taraftan tüketimi körükleyerek yeni sorunlar çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu itibarla yaşanan dönem adeta “sorun çağı” diye tanımlanır olmuştur. Bu değişim / dönüşüm eğitimi, insanı hayata hazırlama veya başka bir ifadeyle bireyin yaşamında karşılaşabileceği sorunların üstesinden gelme ya da kısaca problem çözmeyi öğrenme boyutuna indirgemiştir. Yararcı olması hasebiyle bu bakış açısı şimdilerde yüksek kabul görmekle birlikte eğitimin gerçek gayesini veya istikametini (mefkûresini) sorgulamayı ötelemekte hatta unutturmaktadır. Eğitime bu zaviyeden bakınca modern eğitim veya okulun insanla ilgili meseleleri topyekûn çözebilmesinin neredeyse imkânsız olduğu; toplumu şekillendirme, bireylerin yaşamını dönüştürme ve yeni bir ahlak düzeninin inşası hususunda başarısız olduğu söylenebilir.

Eğitim belirleyenlerin çoğu eğitimci değil

Okullara yatırım artırılıyor. Yeni binalar yapılıyor. Türkiye’de eğitim meselesinde iyileşmeler yok mu sizce?

Bütün bunlara rağmen Türkiye’nin göreceli ve yavaş da olsa eğitimde iyiye gittiğini söyleyebilirim. Bunu nereden çıkarıyorum, ya da neye göre ve nasıl? Efendim şöyle, evvela ülkemizde en azından eğitim konusu tartışılıyor, şikâyet ve beklentiler dile getiriliyor. Yani eğitimin gündemde olması, meseleye çareler aranması güzel bir şey. Yalnız burada şöyle bir sorun görünüyor. Eğitimle ilgili uzmanların görüşünden ziyade bir takım popüler veya farklı alanlarda uzman olan kişilerin görüş ve değerlendirmelerine başvuruluyor. Ya da başka bir ifadeyle eğitimle ilgili meselelerde tıpkı diğer alanlarda da olduğu gibi görüşünü dile getiren insanların çoğu eğitimci değiller. Dolayısıyla bu insanların çözüm önerileri de sorunlu olabiliyor. Ayrıca ülkemizde eğitim yatırımlarının genel bütçeden payının gittikçe artıyor bu da okul, derslik ve öğretmen sayısıyla ilgili sorunları azaltıyor. Yine çoğu yerde tekli öğretime geçilmiş olması da olumlu zikredilebilecek hususlardan. Ancak nitelik olarak belirgin bir iyileşmenin henüz gerçekleşemediğini görüyoruz.

Eğitim uzun soluklu bir süreç olduğu için hemen sonuç almak mümkün mü?

Süleymaniye’yi yapmak için bir Mimar Sinan bir de Kanuni Sultan Süleyman’ı yetiştirmek gerekirken yıkmak için bir kazma bir de işçi kâfidir. Dolayısıyla, eğitimde de iyi bir nesil yetiştirmek oldukça meşakkatli ve uzun bir süreç gerektirmektedir. Hem bizim tarihimizde hem de dünya tarihinde bunun örneklerini müşahede edebiliriz.

Bu uzun süreçte yol haritası ne olmalı?

Bu uzun vade gerektiren alanda doğru işler yapmak, istikrarlı bir şekilde çalışmak ve iyi öğretmen yetiştirmek, ebeveynleri eğitmek, teknolojiyi doğru dürüst kullanmak ilk akla gelen hususlar. Aileden okula, öğretmenden çevreye ve günümüzde teknolojiye kadar, daha sonra da iş hayatı, bütün bunların toplu bir şekilde planlanması gerekir. Bunlardan bir tanesinin eksik olması, hedeflerinize ulaşmanızı engelleyebilir, birtakım sorunlar çıkmasına yol açabilir.

Yeniden büyük devlet olma ülküsünü kazandırmalıyız

Hep sorundan bahsediyoruz aslında. Pekiyi çözüm önerileriniz nedir? Bu konuda çalışmalarınız var mı?

Evet, editörlüğünü Doç. Dr. Mustafa Başaran ile birlikte yaptığımız ve ülkemizin değerli akademisyenleri tarafından yazılan “İdeal Türk: Eğitimde İdeal İnsan ve Millîlik Arayışları” adlı kitapla mezkûr meseleyi vuzuha kavuşturmaya çalışmıştık. Bu eser 2021 yılında Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları arasında çıktı. Burada öncelikle bütün eğitim kademelerinde öğrencilerimize yüksek bir ideal olarak “Türkiye’nin yeniden büyük devlet olma ülküsü”nün kazandırılmasının önem arz ettiğini belirtmeliyim. Ayrıca geçmişte bu yüksek ideal ve mefkûreye sahip eğitim anlayışıyla sayısız ilim adamı, yönetici, asker ve sanatkâr yetiştirip cihan devleti kuran ve adaletle hüküm süren Türk milleti, “sorun çağının insanları” için bugün yine “yaşama yerine yaşatma ahlakı”na sahip nesiller yetiştirebilir. Mezkûr ideal / iyi insan tipinin nitelikleri Orhun Yazıtları’ndan, Kutadgu Bilig’den, Mesnevi’den, Mevlid’den; Tonyukuk’tan, Nizam’ül Mülk’ten, Yunus Emre’den, Hacı Bektaş Veli’den, Hacı Bayram Veli’den, Âşık Paşa’dan, Fuzulî’den, Evliya Çelebi’den, Şeyh Galip’ten, Ahmet Cevdet Paşa’dan, Mehmet Akif’ten, Nurettin Topçu’dan, Cemil Meriç’ten, Seyyid Ahmet Arvasî’den; Harizmî’den, Kindî’den, Farabî’den, Birunî’den, İbn Sina’dan, Cezerî’den, İbn Haldun’dan, Ali Kuşçu’dan, Mimar Sinan’dan, Piri Reis’ten, Sabiha Gökçen’den, Vecihi Hürkuş’tan, Prof. Dr. Aziz Sancar’dan; Oğuz Kağan’dan, Attila’dan, Selçuk Bey’den, Sultan Alpaslan’dan, Selahaddin Eyyubî’den, Osman Gazi’den, Fatih Sultan Mehmet’ten, Sultan II. Abdulhamit’ten, Atatürk’ten; Mostar Köprüsü’nden, Süleymaniye ve Selimiye’den; Çaldıran’dan, Çanakkale’den, Dumlupınar’dan; Nene Hatun’dan, Şahin Bey’den, Fethi Sekin’den, Ömer Halisdemir’den; halaydan, bardan; bindallıdan, türküden, deyişten; mendil kapmacadan, ciritten, Kırkpınar’dan tespit edilebilir.

Bu saydığımız eser ve kişilerin “bilge, kâmil, sadık, yetkin, kahraman, cesur, merhametli, civanmert, ölçülü, şahsiyetli, umut dolu, şehadet aşkına ve devletiebetmüddet anlayışına sahip insan…” gibi ortak özellikleri millî kimliğimizin odak noktasını oluşturduğu söylenebilir. Bu cümleden olarak yapılması gereken eğitimin bütün muhataplarının (aile, okul, öğretmen, öğrenci, yazar…) mezkûr ideal / iyi ödev insanını yeniden hayata geçirme mücadelesine katkı sağlamaya çalışmasıdır.

Öğrencilerimizi eğitime motive edemiyoruz

Yakın zamanda okullar açılacak. Türkiye’de çocuklara okulu sevdirebildik mi?

Öğrencilerimizi okula, eğitime derslere karşı iyi bir şekilde motive ettiğimizi söyleyemeyiz. Maalesef ülkemizde pek az çocuk veya genç okula koşarak gidiyor. Bu durum derslerin ve okulun onların dünyasına hitap etmediğini, bunlardan zevk almadıklarını gösteriyor. Hâlbuki okulu; evden, mahalleden, sokaktan daha cazip bir hâle getirmemiz gerekir.

Öğretmen yetiştirme meselesi hayatiyet arz etmektedir

İdeal öğretmen yetiştirme meselesine nasıl yaklaşıyorsunuz?

Önemli bir mesele öğretmen yetiştirme meselesi. Bu konuda Mümtaz Turhan ve Emrullah Efendi’nin ısrarla savundukları ve Tuba Ağacı Nazariyesi diye ifade edilen “eğitimin yukarıdan aşağıya doğru şekillenmesi” düşüncesinin bugünün Türkiye’si için de geçerli olduğu kanaatindeyim. Merhum Nurettin Topçu’nun medeniyetlerin muallimlerle kurulduğunu ifade edip Yunan medeniyetinden İslam medeniyetine, oradan Rönesans’a ve Alman birliğinin kuruluşuna, nihayet İstiklal harbimizde bile muallimin rolünden bahsetmesi gibi bütün Türk İslam tarihinin Hz. Peygamber’den başlayarak muallimin yükseltildiği devirlerde şan ve şerefle medeniyet ve ahlakın zirvelerine tırmandığını, muallimin alçaltıldığı devirlerde ise uçurumlara yuvarlandığını ifade ettiği o güzel yazısında belirttiği gibi öğretmen yetiştirme meselesi hayatiyet arz etmektedir.

Peki, bugün öğretmen yetiştirme ne vaziyette?

Şu soruları sormak gerekiyor öncelikle. 170 yılı aşkın süredir öğretmen yetiştirme tecrübemizden ne kadar istifade ediyoruz? Yüzde kaçlık dilimle eğitim fakülteleri öğretmen alıyor? Eğitim fakültelerindeki müstakbel öğretmenlerimizin motivasyonları ne durumda? Mezunlarımızın vaziyeti nasıl? Mevcut öğretmenlerimizin sorunları başka bir mesele olduğu için o konuya hiç girmiyorum. Elbette orada da ciddi sorunlar mevcut. Ezcümle öncelikle nasıl bir öğretmen yetiştirmek istendiğinin, öğretmenlerden ne beklendiğinin ve nerede hata yapıldığının iyi bir şekilde sorgulanması gerekmektedir. Daha da önemlisi “sorun çağı”nı yaşayan dünyaya Türkiye’nin yeni, millî ve özgün bir öğretmen yetiştirme modeli ortaya koyması ve ümit vadetmesi gerekiyor.

Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?

Son olarak “Eğitimde nasıl bir insan yetiştiriyoruz/yetiştirmeliyiz?” sorusu üzerine düşünmemizin önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Hocam bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yusuf

Milli Eğitim yıllardır kangren olmuş ve ABD hegemonyası Milli eğitimi esir almıştır. 

ahmet

Devlette devamlılık esatır. 
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23