• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Mihri Benli’nin vefatından önceki röportajı

Yeniakit Publisher
2016-11-09 15:17:00 - 2016-11-09 15:19:10
Mihri Benli’nin vefatından önceki röportajı

Trakya Müdaafası'nı yönetenlerden Urfalı Mahmut Hayrettin Bey'in oğlu ünlü komünistlerden Mihri Benli hayatını kaybetmeden evvel Akit gazetesinin sorularını yanıtlamıştı.

İşte o samimi havada gerçekleşen röportaj:

‘Sol’un önde gelenlerinden... O, bir eski tüfek... Sadece Türkiye değil, bütün dünya solu onu tanıyor. Nereden mi diyeceksiniz? ABD’nin Mississippisinde kara derili yarıcılar safındaki çalışmalarından, Yunanistan dağlarında faşist rejime karşı sürdürdüğü silahlı direnişten, Türkiye’de 1970’lerde Dev-Genç’i örgütleyen kişi olmasından...

Dünya solunda bugün ona “İkinci Che Guevera” diyenler bile var.  Mihri Belli, Türkçe'den başka iki yabancı dil biliyor; İngilizce ve Fransızca..

Arapça, Yunanca, Bulgarca, Rusça, İsveççe ve İspanyolcayı anlıyor ve bu dillerde meramını anlatabiliyor. 

Mihri Bey, röportaj teklifimi çok nazik bir şekilde evinde kabul ediyor.

Kapıyı eşi Sevim Hanım açıyor.

Çok kibar bir İstanbul hanımefendisi. Röportaj boyunca, sağ olsun, çayımızı da eksik etmiyor. İçeri adım attığımda, odanın ortasında Mihri Belli’nin tebessüm eden yüzüyle karşılaşıyorum. Beklediğim o sert militan tavırlı adam değil. Hayretler içerisinde kalıyorum. Sanki karşımda sakallı mülayim bir hacı amca var. Röportajın sonlarında; çenesinden yediği mermiden aldığı yara yüzünden kendisini hep yaralı bir adam olarak aradıkları için, tanınmamak amacıyla sakal bıraktığını söylüyor.

Fakat Türkiye’ye geldiğinde onu böyle sakallı görüp de ‘İslâmcı’ sanan birçok kişinin kendisine otobüste yer verdiğini, “Buyur hacı amca” dediğini söylüyor. “Demek ki İslâmcılar arasında sakallı olmak özel bir şifreymiş” diye düşünüyor. Sadece bu düşüncelerini değil, günümüze dair düşüncelerini de almak için, başlıyorum sormaya...

- Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürt Sorunu’ hakkındaki yorumlarını nasıl buluyorsunuz?

- Erdoğan, "Bir Kürt sorunu vardır" diyor. "Kürt sorununa demokratik yollardan çözüm getireceğiz" diyor. Bu sözün bir Başbakan'ın ağzından çıkması çok önemlidir. İnşallah sözünün eri çıkar. (Eşi Sevim Hanım araya giriyor ve Başbakan'ın böyle bir çözüm getireceğine inanmadığını söylüyor.) İnşallah diyelim, eğer bunu yaparsa toplumsal huzur sağlanır ve tarih bunu yazacaktır. Ama bunu yapmak kolay değil. Cesaret lazım. Savaş mafyası güçlüdür. Bürokraside de, basında da destekçileri çok. ABD’ye meydan okumak lazım. Amerika bizim problemlerimizi, sorunlarımızı halledip, güçlü bir devlet olarak ortaya çıkmamızı istemez. Daima borçlu, ihtiyaç içinde, IMF’nin kapısını çalıp para dilenir vaziyette kalalım ister. O zaman kendi politikasını dayatabilir. Kürt sorununun demokratik çözümü, bir masraf kapısının kapanması demektir.

- Türkiye'de Kürt sorunu var mı ki?

- Yıllardır Kürt sorununu tartışıyor Türkiye. Yok demekle “yok” olmayacağı anlaşılmadı mı daha? Birisi dese ki, "Ben Türkçeyi yasakladım." Ne yaparsın? Ben derim ki, dağa çıkalım. Başka ne yaparsın? Daha dün Kürtçeyi yasaklayan adam, bilmem kaçıncı cumhurbaşkanı olarak kabul görüyor.

- Bu bağlamda Abdullah Öcalan'ın PKK hareketinin haklı olduğunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?

- Kürt sorununun çözüm bekleyen bir gerçek olduğunu, tüm Türkiyelilerin sorunu olduğunu, bunca yıldır inkâr politikalarının çözüm getirmediğini söylüyorum.

Bence bütün Kürtlerin önde gelenlerinin içinde Türk düşmanı olmayan, bir Türk yurtseverinin kabul etmeyeceği bir öneride bulunmayan kişilerden biri Apo'dur. Oysa tutup Apo'yla uğraşıyorlar.

- Apo'yla kim uğraşıyor?

- Amerika onu terörist ilan etti. Madem Amerika onu terörist ilan etti, kendi niye saldırmıyor? Çünkü Amerika'nın başı zaten dertte. Bir de o derdi almak istemiyor başına. Beri yandan halkımızın yüzde doksanı savaşa karşıdır. Her ne kadar iktidardakiler öyle değilse de...

- Mihri Bey, o halde işgalci emperyalist Amerika kimi terörist ilan ediyorsa, o doğru bir adamdır. Çünkü ABD yalnız kendi emperyalist çıkarlarını düşünür. Bunu mu söylemek istiyorsunuz?

- Genellikle doğru bir ölçüttür bu. Hani ondokuzuncu yüzyılda bir Osmanlı nazırı, “Bizim dış politikamız yoktur. Biz Rus elçisi İgnatief ne derse onun tersini yaparız” demiş ya, onun gibi. Amerikan diplomatı, “Nerede olursa olsun PKK’yı ezin” diye bize akıl veriyor. Bil ki, doğru politika barış politikasıdır.

Şimdi bakın, bundan 35 sene evvel “Millet Gerçeği” diye bir yazı yazdım. O zamana kadar Kürt sözcüğü tabu idi. Maksadım bu tabuyu yıkmaktı. Kürt hareketinin liderleri bile tabuya uyuyorlardı. Hapse girdim o yazıdan ötürü. "Kürtler ulusal bir topluluktur" dedim. "Biz Kürtlerle Kurtuluş Savaşı'nda beraber savaşmışız. Türkler Anadolu'ya ilk ayak bastığında Malazgirt’te Bizans'a karşı, Çaldıran'da İran’a karşı beraber savaşmışız. Ve biz öteki milliyetlere tanımadığımız halde onlara özel statü tanımışız. Kurtuluş Savaşı'nda da omuz omuza savaşmışız. Kürtlerin varlığını inkâr, yanlış politikadır" dedim. Ben bunu yazdım ve hapse girdim. Ve sonra da, "Eğer biz Kürt sorununu hakça çözersek, Misak-ı Millî sınırlarımız daralmaz. Tersine, genişler" dedim. Üniter devlet statüsü altında hallolur bu ve ergeç komşu Kürtler ülkemizdeki Kürtlerle akrabadırlar, çoğunluk bizimkilerdedir nasıl olsa ve onlar da bu çoğunluğa katılırlar. Misak-ı Millî sınırları içinde olan Kürt illeri de bir halk oylaması sonucu bizimle birlikte olmayı yeğlerler. Türkiye'nin sınırları genişler. Bir şey yapılmak isteniliyorsa, işte size ulusalcı yurtsever taktik.

- İmam Humeyni'yi nasıl buluyorsunuz?

- Şah rejiminin yıkıldığı günlerde yayınlamakta olduğumuz “Emekçi” dergisinin kapağına resmini koyduk. "Şah rejimini yıkmak devrimdir" dedik.

- Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın da sizin hakkınızda bazı eleştirileri var...

- Hikmet Kıvılcımlı, Marksizmi yaratıcı bir tutumla ülke gerçeğine uygulama çabasında bir yoldaşımızdır. Doğru yolda yürümüştür. Ufak tefek ayrılıklar olmuştur aramızda, fakat önemli değildir. Kendisini saygı ile yad ederiz.

- Mustafa Suphi'nin boğulması işi?

- İttihatçıların marifetidir bu. (Sevim Belli araya giriyor: "Mihri Belli, kesin bilmiyoruz ki, neden İttihatçılar diyorsun?") Trabzon’da o zaman İttihatçılar egemendir. Aralarındaki niza, ta Kafkasya’da başlamıştı. İttihatçılar, başta Enver Paşa, Bolşeviklere yanaşmaya uğraşmışlardır. Mustafa Suphi buna engel olmuştur. Gün geliyor, İttihatçılar Mustafa Kemal’e de suikast düzenliyorlar. Sonra da tasfiye ediliyorlar.

- Mihri Bey, 1944 yılında Süleymaniye Camii'nin minareleri arasına "Saraçoğlu faşisttir" mahyası astığınız söyleniyor. Anlatır mısınız bize bunu veya doğruluk payı var mı?

- Ben polise, "Hayır, böyle bir şey yok. Ben asmadım" dedim. (Hep birlikte gülüyoruz. Sevim Hanım araya giriyor, "Bunları neden soruyorsunuz?" diyor.)

- Sevim Hanım, hatıra bunlar. Röportaja keyif katsın diye soruyorum...

12 Mart  bizim için yenilgiydi

1971 yılında Mahir Çayan başta olmak üzere Ertuğrul Kürkçü, Yusuf Küpeli, Münir Aktolga, Aydınlık sosyalist dergiden ayrılmalarının üzerine bir broşür çıkarıyorlar. Size birçok eleştiride bulunuluyor. Şöyle deniliyor: "Baştan beri Mihri Belli arkadaşla görüş ayrılıklarımız vardı.  (...) Onun bir proleter devrimciye yaraşmayacak tavır ve davranışlarına, kişisel davranışlarına karşı geniş bir tolerans havası içinde hareketin birliğini savunduk. 29-30 Ekim tarihindeki toplantılar, Mihri Belli arkadaşın samimi olmadığını ortaya koydu.” Bu yaklaşıma karşı söyleyeceğiniz bir şey var mı ?

O metini yazan, Münir Aktolga’dır. 4 kişi imzaladı. Münir ile Yusuf, zor günlerinde hapisten kaçan bir adamı (yani Mahir’i) yalnız bıraktılar.  Mahir, Ünye’ye o intihar eylemini koymaya giderken, Ertuğrul'a “En büyük hatayı Mihri Belli'den ayrılmakla yaptık” demiştir. Ben de o zaman kaçaktım ve aranıyordum, yani illegaldeydim. Arkadaşlara, “Şu anda birinci devrimci görev bunları yakalatmamaktır” dedim. “Sana saygısızlık ettiler, o broşürü imzaladılar” diyenler oldu. Ama yakalanmamaları için harekete geçme kararı aldık ve harekete geçtik. Cihan Alptekin ile Ömer Ayna da vardı kaçanların arasında. Bu ikisi, Deniz’in adamlarıydı. Onlarla bir meselemiz yoktu. 

12 Mart yenilgiydi bizim için. Baskını onlar yaptı. Baskın sırasında dağınıklık olur. Fakat sonra çetin zamanın devrimcileri kimlerdir belli olur. Mahir, çetin zamanın devrimcisiydi. Fakat birlikte olduğu iki arkadaşında, Münir ile Yusuf'ta iş yoktu. Ne Münir Aktolga'yı, ne de Yusuf Küpeli’yi ben ciddiye almamışımdır.

HAZRETİ MUHAMMED ZAMANINDA YAŞASAYDIM, ONA EN BAĞLI OLANLARDAN BİRİ OLURDUM.

- İnsanoğlu kıymetli, akleden bir varlıktır. Dolayısıyla insanoğlunun yaşamı bu dünya ile sınırlı mıdır? Her şey burada bitecek mi? Yani, hiç böyle sorgulamadınız mı?

- Çok değer verdiğim bir kimse olan Reşo Ali’yi anlatayım. Hastalanmıştı. Yatalak olmuştu, fakat kafası işliyordu. Geçmiş olsuna gittim kendisine. Bana, “Yakında öleceğim” dedi, “Marksist felsefe kitaplarını okudum. Dinin sömürücüler tarafından ne maksatla kullanıldığını iyi bilirim. Ama gene de senden bir ricam var. Bana izin ver, atalarım gibi yok olmayacağıma, bu dünyaya bir kuş mu olur, bir bitki mi olur geri döneceğime inanayım, yok olmayayım.” Reşo Ali, Alevi idi, reenkarnasyona inananlardan. “İzin senin” dedim. (Gülümseler...) Teselli buluyorsa bunda, tamam.  Beş yıl kadar önceydi, yine bir İslâmcı gazetede buna benzer bir soru sordular bana. Onlara dedim ki: Hazreti Muhammed zamanında yaşasaydım, ona en bağlı olanlardan biri olurdum. O zamanın devrimciliği oydu. İslâmiyet'i kabul eden Arap halkı, tam beş yüz yıl uygarlık meselesini elinde taşımıştır. Hindistan'dan Fransa’ya kadar varan bir uygarlık kurdular. Bağdat, Şam, Endülüs, uygarlığn merkezleriydi. Batı, Orta Çağ karanlığı içinde debelenirken; Araplar antik medeniyetin katkı niteliğinde yapıtlarını Arapça'ya çevirip muhafaza ediyorlardı. Yani antik medeniyetin mirasçısı idiler.  Ben hep şunu derim: Namaz kılanla kılmayan, oruç tutanla tutmayan karşılıklı saygı içinde omuz omuza vermediği sürece, bu ülkede bir yere varamayız. Çok değerli İslâmcı aydınlardan bazıları ile görüştük. Beraber Kürt sorununu konuştuk. Onlara şunu söyledim; "Halklar arasında gönüllü birliği savunan kesimle diyalog kurmadan, onun sözcüleriyle diyalog kurmadan bir yere varamayız" dedim. “Apo'yu mu kastediyorsun?” dediler. “Evet, Apo’yu kastediyorum” dedim. “O biraz zor” dediler. Fakat, "Hayır, olmaz" demediler. Ve bunlar sütunlarında demokratça yazılar yazdılar. Antiemperyalist tavırlarını sergilediler. Ne sebeple olursa olsun, bu çok önemlidir. Bugün iktidardaki partinin tabanıdır bunlar. Ve eğer iktidardaki parti Amerikancı çizgisinde ısrar ederse, bölünür.

CIA ajanlığı sıfatını solundakilere küfretmek için kullanma!

- Bülent Ecevit sizin için "CIA ajanı" demiş...

- Bu soru daha önce de birçok defa soruldu bana. 73 seçimlerinde Dev-Gençliler için af talebiyle ortaya çıkarken, bu gençlerin ideologları tarafından iğfal edilmiş zavallılar oldukları gerekçesini ileri sürüyordu. CIA ajanlığı isnadı o sıra ortaya çıktı. Ben illegaldeydim. Açıkça kendisine cevap verme imkânına sahip değildim. Ama gene de kendisine bir mektup yazarak yurtdışından postalattırdım. Bunda, “CIA ajanlığı sıfatını solundakilere küfretmek için kullanma. Bu hakiki CIA ajanlarını gizlemek olmuyor mu? Sen büyük bir partinin liderisin, istihbaratının iyi olması gerekir. Hakiki CIA ajanları Türkiye’de fink atıyor. Bunlardan bir-ikisinin kimliğini açıkla da, bu millete hizmetin olsun” dedim.

- Yoksa siz de Turancı mısınız? Hani şu “Adriyatik'ten Çin Seddi'ne” teorisi var ya!

- Turancılar ırkçıdır, biz ırkçı değiliz. “Herkes Türk'tür” demiyoruz. Eğer Osmanlı İmparatorluğu, zamanında demokratik devrimini yapmış olsaydı yok olmaz, gerçek bir “halklar mozayiği” olarak varlığını sürdürürdü.

- Abdullah Öcalan’ın sizin için “Ciddi bir teorisyendir, ona saygı duyuyorum” dediği doğru mu?

- Gıyabımda bunu söylediğini bilmiyorum, duymadım. Apo’yu tanırım, enternasyonalist tutumda olan bir liderdir. Ve tabanda bir etkisinin olması, Türkiye için bir şanstır.  ABD diyor ki; ya işbirlikçi olacaksın, ya da yok olursun. İşbirlikçiliği tercih etmek, kendi ulusal davana ihanettir. 1982 yılında faşizme karşı direniş cephesi kurulmuştu. Sekiz örgüt katılmıştı. Dev-Yol ve Dev-Sol da içindeydi. Tek Kürt örgütü Apoculardı. Ve Cephe’nin aldığı karar, faşizme karşı direniş.

- Direniş ille de silahla mı olmalıdır? Apo entelektüeldi de, neden fikirsel mücadele yapmayıp daha henüz hayatının baharında dağa çıktı?

- Bir kere dağa hayatının baharında olanlar çıkar zaten. Bakın, çarpıtıyorsunuz... Cunta yönetimi altında kim fikir mücadelesi yürütebildi de, birileri "İlle de silah" dedi? Burada mesele; senin kimliğini inkâr eden, anadilini yasaklayan bir Cunta yönetimine karşı direniştir. Aslında seçimle gelmiş bir Meclis'i olduğu gibi hapse tıkan, bütün siyasi partileri kapatan bir faşist darbeye karşı direniş, bütün Türkiye halkının görevi idi. Faşizme Karşı Direniş Cephesi de bu anlamda bir karar almıştı.

- Burada Carlos’u mu kastediyorsunuz?

- Carlos zaten Müslüman. Halen Sosyalist İslâmcı. Müslüman olduktan sonra da yine sosyalizmden vazgeçmedi.

- Sevim Hanım, siz hazır burada iken size de bir sorum olacak.

- Buyrun..

- Sizin polise itiraflarınız ve cezaevinde okunacağını bile bile yazdığınız mektuplar sayesinde pek çok sosyalistin okkanın altına gittiği, aynı zamanda Marksist klasiklerle ilgili yaptığınız çevirilerde kimi zaman bilinçli hatalar, yani tahrifatlar yaptığınız söyleniyor, doğru mu bütün bunlar?

- Bu elli yıllık dedikodulardan başka soracağınız bir şey yok mu? Başkaları gibi adını söylemeyi bile reddeden tutumda değildim ben. Ama benim ifadelerimde adı geçen ve bu nedenle tutuklanan hiçbir dava arkadaşı yoktur.

- Peki, o dönemde basında "Sevim Belli bizi okudu" diyenler!..

- Ne demek, anlamadım. Ben kimseyi töhmet altında bırakmadım. Sadece düşüncelerimi saklamadım, komünistlik iddiasını reddetmedim. Ayıp şeyler bu iddialar. Bu kadar zaman sonra niye soruyorsunuz bunları? Ne dememi bekliyorsunuz yani? Kimseye verilecek hesabım yok. Bunların hepsinin cevabı verildi. Gerekmediği halde, tarihe karşı sorumluluk duygusuyla verildi. Çok merak ediyorsanız, benim “Boşuna mı Çiğnedik” isimli kitabımda bütün bu sorulara yanıtlar bulabilirsiniz. Alır bakarsınız.

- Sizin Yunan iç savaşında gerilla iken Kemal kod ismini almanızı, Mustafa Kemal’i çok sevmenize bağlıyorlar. Bir yurtsever sosyalist için, nedir bu kadar koyu Kemalistlik? Ben bir şey anlamadım şahsen...

- Bana Kemal ismini takan, Yunanlı siyasi komiser Lambros’tur. Ana dili Türkçe idi, dini Ortodoks. Anadolu'nun köyünden mübadele dönemi gelmiş Yunanistan'a. Bir gün dağda gidiyoruz, şiir okuyoruz. Bir ara Namık Kemal’in “Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten” dizesini okudum. Türkçesi “İnsafsız avcıya hizmet eden köpektir” demektir. “Kim diyor bunu?” diye sordu Lambros. “Namık Kemal” dedim. “Sen onun ismini alsana müstear ad olarak. Hem bura halkı Kemal adını sever” dedi Lambros. Yani vaftiz babam odur.

- Siz, Mustafa Kemal’i neden benimsiyorsunuz?

- Bir tek ben değil, sol olarak herkes benimser Mustafa Kemal'i. Başta Lenin.

- Fakat Mustafa Kemal'deki Makyavelizm, sosyalizmle uyuşmaz; sosyalizm, Makyavelizmden nefret eder. Makyavelizm daha çok kapitalizme yakındır.

- Sosyalizmi o kadar methetme, sonra sana da sosyalist derler. Hem Makyavel, zamanına göre ilerici bir düşünürdü. Mustafa Kemal’in bazı taktik davranışları olmuştur. Politika başka türlü olmuyor. Mustafa Kemal sosyalist değildi, fakat yurtseverdi. Bugünkü dünyada bir adam yurtseverse, onunla anlaşmak mümkündür. Mustafa Kemal dindar bir adam da değildi. Gene de Meclis'i açarken dualar okuyor. Hedefinin saltanatı yıkmak ve cumhuriyet kurmak olduğunu ancak en yakınları biliyordu. Ancak zaferden sonra cumhuriyet istemiyle ortaya çıktı. Sovyetler Birliği ile dostluk ilişkilerini sürdürüyorsun, silahı ordan alıyorsun, parayı ordan alıyorsun, kime karşı savaşıyorsun? Başta İngiltere emperyalizmine karşı savaşıyorsun. Emperyalizmin elinde zinde kuvvet olarak mevcut Yunan ve Ermeni ordularına karşı... Başta Lenin, Mustafa Suphi de, Şefik Hüsnü de bütün samimiyetiyle Mustafa Kemal’i destekliyorlar.

- Yalnız başınıza kaldığınızda, bir ruhsallık hissediyor musunuz?

- Anneannemle 9-10 yaşına kadar o cami senin bu cami benim dolaşırdık. Edirne’de ilk şapkayı giyen babamdı, şapkayı son giyen de bendim. Kasket almışlardı bir tane. Aynada bakıyorum, sinemadaki gâvurlara benziyorum. Fakat ben vatanseverliği babamdan öğrendim. Babam Trakya Kuvvai Milliyesi'nin genel sekreteri, Urfalı Türkmen. Silivri’de Ağır Ceza reisi. Orada ilk Türk gerillasını kuruyor bize karşı silahlanan Rumlara karşı. Kendisi dindar bir adam değil. Beni Amerikan kolejine gönderdi. Orada Ferudun Bey vardı, Türkçe hocası, dindar bir adam. Onunla "Allah yoktur" diye tartışırdım, babamla da "Allah vardır" diye tartışırdım. Bir gün gene bu konuyu tartışırken babam durdu, ne düşündüyse düşündü ve herhalde “Acaba bu oğlan, Amerikan kolejinde Protestan propagandasının etkisinde mi kaldı?” diye düşündü ve bana dönerek, “Sen istediğin şekilde düşün, ama eğer dindar olmaya karar verdiysen, atalarının dininden olacaksın” dedi.. "Din bir afyondur" sözü var. Bunu Marks söylemiş. (Sevim Hanım araya giriyor: "Şimdi o afyon lafı çok istismar ediliyor. Oysa afyon acı dindiren, rahatlık veren anlamındadır aslında.")

- Bu biraz şuna benzedi: Necaset, evet pistir, fakat gübredir aynı zamanda‚ çiçeklerimizi büyütür. Din ile afyonu neden sürekli özdeşleştiriyorsunuz? Madem afyon teskin ediciydi, neden yerine huzur kelimesini kullanmadınız? Çünkü biliyorsunuz ki, afyon kelimesi bizim toplumda argo bir kelimedir.

- Afyon lafını Marks kullanmış, değiştirmeye hakkımız yok. Sözlükte, doktorların elinde pek değerli bir ilaç olduğu yazılıdır.

- Bu yine de afyon kelimesini argo olmaktan kurtaramıyor...

- Abartmayın lütfen... Afyondan çıkarılan müstahzarlar olmasa, ameliyat yapamazsın. Marks'ın dine bir itirazı yoktur. Dini hiçbir zaman hedef almaz. Din bir sonuçtur. Yani, "İnsan mutsuzluğunu onunla dindiriyor" diyor. Aynı paragrafta Marks, “Din, vicdansız bir dünyanın vicdanıdır” diyor. Yani Bektaşi gibi alttaki paragrafı söylemiyorlar. Marksizm sonuca bakar. Bugün Türkiye'de büyük çoğunluk dindar. Biz Kurtuluş Savaşı'nı dindarlarla beraber kazandık. Bu bir gerçek. Şimdi kalkıp da işçi sınıfının hepsini diyalektik materyalizme inandıracaksın, sonra devrim yapacaksın... Böyle bir şey olmaz. Onun için, sosyalist, din düşmanlığı yapmaz.

Mihri Bey, 9 Mart cuntasıyla çalıştığınız ve cuntacılık yaptığınız iddiaları bazı çevrelerde halen konuşuluyor, bu konuda ne diyorsunuz?

- MDD’ci denilecek çevreler, Mihri Belli’nin cuntacı olmadığını bilirler. O zaman dendiğine göre, iki cunta hazırlığı vardı. Birisi sağ, birisi sol cunta. İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu, dendiğine göre “sol” cuntanın adamı idiler. Doğan Avcıoğlu iyi bir yurtseverdir. Sosyalist değildir, ama halkçıdır.

Suriye Mahabat Kürt Cumhuriyeti ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Şimdi Mahabat Cumhuriyeti ile PKK olayını aynı kefeye koymayalım. Çünkü Mahabat Cumhuriyeti olsun, daha önceki Kürt isyanları olsun doğrudan doğruya feodallerin başında bulunduğu hareketlerdi. Apo bir halk çocuğudur. Anneannesi de Türk'tür. Ve bu işi de Dev-Genç’ten gelme Türklerle birlikte başlatmıştır. Kendisi de Dev-Genç’ten gelmedir.

- Peki, bir dil neden yasaklanıyor; tehlike mi var?

- Faşist yönetim de onun için. Evren yönetimini sen yurtsever mi sanıyorsun? ABD'nin ısmarlaması ve onayı ile oldu darbe. CIA ajanı “Our boys” diyor, (Bizim oğlanlar) diyor darbeciler için. Burada sen bir Türk yurtseveri olarak nasıl 12 Eylül'ü savunabilirsin, nasıl "Kürt sorunu yok" dersin?

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23