KAAN’dan Çelik Kubbe’ye... Türkiye savunmada kendi göğünü ve gücünü inşa ediyor! Yerli güçten küresel etkiye
Son 23 yılda savunma sanayisinde dışa bağımlılığı büyük ölçüde geride bırakan Türkiye; KAAN, KIZILELMA, GÖKBEY, MİLGEM, TCG Anadolu ve Çelik Kubbe gibi yerli ve millî projelerle yalnızca askerî kapasitesini artırmakla kalmadı, teknoloji üreten, ihraç eden ve bölgesel dengeleri belirleyen oyun kurucu bir küresel aktöre dönüştü.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Başlattığı yerli ve milli hamlelerle savunma sanayiinde dışa bağımlılığını önemli ölçüde bitiren Türkiye, son 23 yılda savunma sanayisinde gerçekleştirdiği köklü dönüşümle yalnızca askerî kapasitesini artıran bir ülke olmanın ötesine geçerek; teknoloji üreten, ihraç eden ve bölgesel dengeleri etkileyen stratejik bir aktör konumuna yükseldi. 2000’li yılların başında büyük ölçüde dışa bağımlı bir savunma yapısına sahip olan Türkiye, bugün hava, kara, deniz, uzay ve siber alanlarda kendi sistemlerini geliştirebilen nadir ülkeler arasında yer alıyor. Bu süreç, sadece bir sanayileşme hamlesi değil; aynı zamanda siyasi irade, mühendislik kabiliyeti ve uzun vadeli devlet aklının birleştiği tarihsel bir atılım olarak değerlendiriliyor.
Dışa Bağımlılıktan Yerli ve Millî Üretime
2000’li yılların başında Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarının büyük bölümü ithalat yoluyla karşılanıyor, kritik sistemlerde yaşanan ambargo ve kısıtlamalar ülkenin operasyonel kabiliyetini doğrudan etkiliyordu. Bu tablo, yerli ve millî savunma sanayii vizyonunun temel gerekçesini oluşturdu. ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, HAVELSAN, BAYKAR, BMC ve birçok yerli savunma kuruluşlarının öncülüğünde yürütülen projelerle birlikte, savunma ekosistemi adım adım yeniden inşa edildi. Üniversiteler, teknoparklar ve KOBİ’ler sürece entegre edilerek geniş bir yerli üretim ağı oluşturuldu.
Havacılıkta Tarihî Eşik: KAAN
Bu dönüşümün en stratejik adımlarından biri, Türkiye’nin 5. nesil millî muharip uçağı KAAN projesi oldu. Gelişmiş sensör füzyonu, düşük radar görünürlüğü, yüksek manevra kabiliyeti ve ağ merkezli harp yetenekleriyle KAAN, Türkiye’yi bu alanda sınırlı sayıda ülkenin bulunduğu üst lige taşıdı. KAAN, yalnızca bir savaş uçağı değil; motor, aviyonik, yazılım ve kompozit malzeme teknolojileriyle Türkiye’nin havacılık altyapısını ileriye taşıyan bir ekosistem projesi olarak öne çıkıyor. Uzmanlara göre KAAN, Türkiye’nin hava gücünde dışa bağımlılığı büyük ölçüde azaltacak stratejik bir dönüm noktası niteliğinde.
Helikopter ve Döner Kanat Teknolojilerinde GÖKBEY
Türkiye, döner kanatlı hava araçlarında da önemli bir başarıya imza attı. GÖKBEY Genel Maksat Helikopteri, zorlu coğrafi ve iklim koşullarında görev yapabilecek şekilde tasarlandı. Askerî ve sivil versiyonlarıyla geniş bir kullanım alanına sahip olan GÖKBEY, yüksek irtifa performansı ve yerli alt sistemleriyle dikkat çekiyor. Bu proje, Türkiye’nin helikopter teknolojilerinde dışa bağımlılıktan kurtulma hedefinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
İnsansız Sistemlerde Küresel Marka: SİHA Devrimi
Türkiye’nin savunma sanayisindeki en dikkat çekici başarı alanlarından biri, hiç şüphesiz insansız hava araçları oldu. Bayraktar TB2 ile başlayan süreç, Bayraktar TB3 ve jet motorlu insansız savaş uçağı KIZILELMA ile yeni bir boyuta taşındı. TB3’ün kısa pistli gemilerden kalkış-iniş yapabilme kabiliyeti, Türkiye’ye deniz aşırı operasyonlarda benzersiz bir esneklik sağladı. KIZILELMA ise düşük radar görünürlüğü, yüksek hız ve manevra kabiliyetiyle geleceğin hava muharebe konseptlerine yön veren bir platform olarak değerlendiriliyor.
Türk SİHA’ları, sahada gösterdikleri başarılarla yalnızca askerî değil, jeopolitik etkiler de oluşturdu. Birçok ülke, Türkiye’nin bu alandaki tecrübesini yakından takip ederken, Türk savunma ürünleri dünya genelinde güvenilir ve etkin sistemler olarak kabul gördü.
Denizlerde Yerli Güç: MİLGEM ve TCG Anadolu
Deniz platformlarında yürütülen yerli projeler, Türkiye’nin denizlerdeki etkinliğini önemli ölçüde artırdı. MİLGEM projesi kapsamında geliştirilen korvet ve fırkateynler, Türk Donanması’nın caydırıcılığını güçlendirirken, savunma sanayii ihracatında da önemli bir yer edindi. Pakistan’a ihraç edilen MİLGEM gemileri, Türkiye’nin dost ve müttefik ülkelerle savunma iş birliğini derinleştiren stratejik adımlar arasında yer aldı.
Türkiye’nin en büyük askerî platformu olan TCG Anadolu, çok maksatlı amfibi hücum gemisi olarak denizlerde yeni bir konsepti hayata geçirdi. İHA ve SİHA konuşlandırma kabiliyetiyle dikkat çeken TCG Anadolu, askerî operasyonların yanı sıra insani yardım ve tahliye görevlerinde de kritik bir rol üstleniyor. Bu platform, Türkiye’nin deniz-hava entegrasyonundaki vizyonunu açıkça ortaya koyuyor.
Kara Sistemlerinde ALTAY ve Yerli Zırhlı Güç
Kara kuvvetleri için geliştirilen ALTAY Ana Muharebe Tankı, modern savaş sahasının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde tasarlandı. Yerli zırh teknolojileri, gelişmiş atış kontrol sistemleri ve yüksek hareket kabiliyetiyle ALTAY, Türkiye’nin kara gücündeki yerli dönüşümün simgelerinden biri oldu. Bunun yanı sıra zırhlı personel taşıyıcılar, topçu sistemleri, roket ve füze teknolojileri de büyük ölçüde yerli imkânlarla geliştirildi.
GÖKYÜZÜMÜZ ÇELİK KUBBE İLE KORUNUYOR
Türkiye, son yıllarda savunma sanayisinde attığı yerli ve millî adımlarla füze teknolojilerinde önemli bir seviyeye ulaştı. Roketsan başta olmak üzere yerli savunma kuruluşları tarafından geliştirilen füzeler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcılığını artırırken ülkemizi baştan aşağı saran güvenlik ağıyla koruma kalkanı oluşturuyor. Türkiye, yerli ve millî savunma sanayisinde attığı adımlara bir yenisini daha ekleyerek Çelik Kubbe hava savunma mimarisini hayata geçirdi. Türkiye’nin hava sahasını çok katmanlı ve entegre şekilde korumayı hedefleyen Çelik Kubbe, roket, füze, İHA, SİHA ve savaş uçakları gibi tehditlere karşı kapsamlı bir savunma şemsiyesi oluşturuyor.
Çelik Kubbe kapsamında KORKUT, HİSAR-A, HİSAR-O ve SİPER hava savunma sistemleri; yerli radarlar, elektro-optik sensörler ve komuta-kontrol altyapılarıyla tek bir ağda birleştiriliyor. Bu sayede tehditler erken tespit edilerek, uygun menzil ve irtifada en etkili sistemle etkisiz hâle getiriliyor. Sistem, alçak, orta ve yüksek irtifada katmanlı hava savunması sağlayarak Türkiye’nin savunma kabiliyetini üst seviyeye taşıyor. Yetkililer, Çelik Kubbe’nin yalnızca askerî bir kazanım olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığının ve stratejik caydırıcılığının somut bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Yerli imkânlarla geliştirilen bu entegre hava savunma mimarisi, Türkiye’nin milli güvenliğini güçlendiren kritik bir savunma hamlesi olarak değerlendiriliyor.