İslam birliğinin tam zamanı
Arap baharı, mağrip ülkelerinde başladı. Birçok toplumsal ve siyasî çalkantı yaşandı. Mısır’da toplumsal çalkantılar hem daha uzun sürdü hem de ayaklanmalar ve direnmeler kızıştı ve doruk noktaya ulaştı. Fas’ta, Tunus’ta Batı müdahalede bulundu.
Fakat Mısır’da hesap edemedikleri bir gelişme Batıyı şaşkına çevirdi. Durakladılar, müslümanlar demokrasiden yararlanmak istediler. Mürsi’yi işbaşına getirdiler. Sonra Batılı yetkililer kendilerine geldiler. Mürsi’yi devirdiler, Sisi’yi iş başına getirdiler. Müslümanlara acımasız davrandılar, zulmettirdiler. Arap baharı bir durak daha ilerledi. Suriye’de âdeta çakıldı. Beşar Esed pılı pırtıyı topladı. Sığınacak vatan aramaya başladı. Ha bugün, ha yarın gitti gidiyor derken nerde ne kadar kurt ve leş kargası varsa Suriye’ye üşüştü.
Gerek Avrupa ülkeleri, gerek ABD ve gerekse Rusya üşüşüp geldikleri Suriye’de niçin çöreklenip kaldılar? Birçok batılı ülkenin kuduz hastalığına yakalanmış maceraperest ajanları yapmadıkları alçaklık, kalleşlik ve iğrençlik bırakmadılar. IŞİD adına güya bir müslüman asker, bir Amerikalıyı saçlarından tutarak kellesini kesti. Bu olayı özellikle Yahudi medyası dünya kamuoyuna servis yaptı. Olayın sıcaklığı ve korkunçluğu ile Yahudi ve ehli salip İslam’ı karalamaya koyuldu. İslam Dininin ne kadar cani olduğunun propagandasını yaptılar.
Allah Teâlâ’nın hikmetine bakın ki, daha ertesi gün âdilikleri ve düzenbazlıkları açığa çıktı. Kelle kesen IŞİD’ci İngiliz ajanı, kellesi kesilen IŞİD’ci Amerikan ajanı oldukları dünya kamuoyuna yayıldı. Utanmadılar, yüzsüzlüklerinden rahatsız olmadılar. IŞİD’i, kendileri kurdurdukları halde onu hedef göstererek Suriye’yi baştan sona kadar işgal ettiler. Irak’ı, baba oğul Bushlar zaten harap etmişlerdi. Irak’a demokrasi getireceklerdi, adalet sağlayacaklardı, halklara özgürlük kazandıracaklardı. Fesat ve hırsızlıktan başka hiçbir şey yapmadılar.
Şimdi işin farkında mısınız? Amerika, bir zamanlar, bize Rusya komünizminin tehlikesini gösterdi. Bizi kendi iğrençlik ve kalleşliğine razı etti. Bir başka tarafta birçok insanımızın çeşitli zaaflarını kullanarak fuhşun yayılması ve bebek kaçakçılığı ile yapmadık rezalet bırakmadı. Elbette bu Amerika’nın ilk sabıkası değildi. Afrika’dan toplayıp götürdüğü insanları asimile etti. İnsanlık dışı uygulamalar ile hem çalıştırdı hem de onlara işkence etti. Vietnam’da gömüldükleri bataktan yüzsüzce çekip gittiler. Hiç de sıkılıp ders almadılar.
Bunlarla yetinmedi, kamuflaj taktiği ile Suriye’ye altmış kadar zâlim ülkenin, İslam düşmanı ajanlarını da yedek fesat makinesi olarak yerleştirdi. İşte gerçeği anlamaktan korkan ve kendi öz kimliğini hatırlamayacak kadar zekâ yoksunu olanlara “dost ve müttefik”imiz bunlar. Onların da yerli işbirlikçilerin de idrak edemeyeceklere uyarıcı Kur’an beyanı, bizi uyarmaktadır. Onların da ne denli dayatmacı olduklarını açık açık göstermektedir.
“Ey Resûlüm sen onların milletlerine tâbi olmadıkça, ne Yahudiler, ne de Hristiyanlar senden asla razı olmazlar. Ey Habibim, onlara de ki, asıl sistem Allah’ın gönderdiği İslam’dır. Sana gelen vahyi ve İslam’dan sonra onların sistemlerine tâbi olacak olursan, Allah’ın azabından seni koruyacak hiçbir dost ve yardımcı yoktur.” (Bakara:2/120) Çok ilgi çekici bir bağlantı gözümüzün önüne geliyor. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurur ki, “Mümin bir delikten iki defa geçmez.” Evet, bunca dostluk teraneleri ileri sürülürken hâlâ özellikle NATO’nun bir kanadı bizi sinsice vurmaya çalışıyorsa; bize düşen görevleri kesinlikle yapmamız gerekmektedir. İhmali felaketten başka netice vermiyor.
İşte, bütün bunların karşısında bundan böyle, “Dünya İslam birliğinin kurulması şartları belirmiştir. Zarureti ve mecburiyeti ortadadır. Unutmayalım ki, bize Kur’an reçetesinden başka hiçbir şey derman olmuyor. “Konferansla” bu iş yürümüyor.
Bu gerçekler istikametinde dünya konjonktürünü kavrayıp net tavrını koyan cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ı, onu devlet geleneklerimiz çerçevesinde takib eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı ve emeği geçen tüm yetkilileri takdir ve tebriklerimle “nasrun minellahi ve fethun karîb” dualarımla Rabbimize emanet ediyorum.
Ey müminler, sakın gevşemeyin, üzüntüye kapılmayın, en üstün sizsiniz, eğer gerçekten inanıyorsanız! (Ali İmran:3/139) Esselamu aleykum.