İslam âleminin dirilişini simgeleyen Hicri Yılbaşı’mız mübarek olsun
Müslümanlar için sadece bir zaman ölçüsü değil, manevi yenilenme vesilesi olan Hicri Yılbaşının önemine işaret eden ilahiyatçılar, İslam ve iman kardeşliğinin yeniden tesis edilmesi için ümmetin birlikte hareket etmesinin önemini vurguladılar.
ALİ KANTARCI İSTANBUL
İslam âlemi, bugün Hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem ayının birinci günü ile birlikte 1447 Hicrî Yılı’na adım attı. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicretini esas alan bu takvim, Müslümanlar için sadece bir zaman ölçüsü değil; aynı zamanda derin anlamlar taşıyan bir manevi yenilenme vesilesidir. Hicrî yılbaşı, İslam dünyasında coşkuyla karşılanan bir gün olmaktan ziyade, tefekkür, muhasebe ve hicretin anlamı üzerine düşünmeye vesile olan bir dönüm noktasıdır. Zira bu tarih, bir peygamberin zulme karşı adalet için, baskıya karşı özgürlük için çıktığı kutlu yolculuğun başlangıcıdır. Türkiye’de ve tüm İslam coğrafyasında camilerde bu gece dualar edilecek, Hicret’in anlamı üzerine sohbetler yapılacak. Akit’e konuşan ilahiyatçılar, Hicrî yılın; insanı kötü alışkanlıklardan uzaklaştıran, yeni bir bilinç ve sorumluluk duygusu kazandıran yönüne dikkat çekerken 77 yıldır Filistin topraklarında İsrail zulmüne maruz kalan Müslümanları unutmamamız gerektiğine dikkat çektiler.
Diğer yandan 10 Muharrem, 5 Temmuz 2025 Cumartesi günü ise aşure günü olarak idrak edilecek. Muharrem ayının onuncu günü de tarihimizde ve hafızalarımızda derin bir hüzün ile yer eden Âşûrâ günüdür.
YENİ HİCRİ YILIMIZ İSLAM ÂLEMİNİN BİRLİĞİNİ GÖSTERSİN
Konuyla ilgili gazetemize konuşan Dr. M. Şerafettin Kalay, “Rabbim İslam âleminin yeni yılını hayırlara vesile eylesin. Bizim kaybettiğimiz asıl şey İslam kardeşliği, iman kardeşliğidir. İman kardeşliğini kaybettiğimiz günden beri bu çileleri çekiyoruz. Eğer İslam âlemi kardeş olabilseydi, Fas’tan yani Atlas Okyanusu’nun kıyısından başlayıp da Pasifiğin ortalarına kadar Endonezya ile devam eden bir dünyamız olacaktı. Bir kardeşliğimiz olacaktı. O zaman şu çektiğimiz acıların hiçbirisini çekmeyecektik. Bu zalimler Suriye’yi perişan edemeyecekti. Vaktiyle Afganistan’ın kalbine hançerler saplayamayacaktı. Bosna’da biz acizlik yaşayamayacaktık. Yıllar yılı Filistin’de akıtılan kan akıtılamayacaktı. Dolayısıyla biz kardeşliği kaybettiğimiz günden beri çilelerden kurtulamadık. Onun için yeni gelen yıllarımıza hüzünle giriyoruz. Bayramlarımızı istemesek de yine hüzünle beraber kutluyoruz, onları tebrik ediyoruz. Ama yine de bir taraftan yeni yıllarımızı, yeni başlayışlarımızı, yeni bayramlarımızı mübarek kabul ederek hareket etmek zorundayız. Çünkü neden? Allah Rasûlü çok çileli yıllar yaşadı. Ama onun için Ramazan Bayramı, Fıtır bayramı yine bayramdı, Kurban Bayramı bayramdı. Yine hayatın akışına uygun davranıyordu. Elbette ki ama izzet ve şeref büyüdükçe de İslam âlemi büyüyordu. Gönlümüzün de rahat olacağı, İslâm âleminin huzur duyacağı, kardeşliğimizin birbiriyle buluşacağı o günleri görmeyi Rabbim nasip eylesin. İnşallah. Yeni yıllar size hayırlar getirsin. İnşa’Allah daha gelecek günlerde gönlümüzün, beynimizin, kalbimizin her şeyine huzur duyduğu ve birbirimizi görünce sevinç hissettiğimiz o günleri yaşamayı Rabbim nasip eylesin” ifadelerini kullandı.
HİCRET BİLİNÇLENMEKTİR
Dr. Şaban Kondi ise “26 Haziran Perşembe tarihi itibariyle yeni bir hicri yıla daha kavuştuk elhamdulillah. Hicri 1447. yılımız mübarek olsun. Yüce Rabbim, hicri yeni yılımızı; başta Gazzeli kardeşlerimiz olmak üzere bütün mazlumların kurtuluşuna, ümmet-i Muhammed’in vahdetine, uyanışına, birlik ve beraberliğine vesile kılsın. Malum olduğu üzere Allah Resûlü (s.a.s)’in öncülüğünde Müslümanlar 622 yılında Mekke’deki çileli günlerin ardından İslam’ı özgürce yaşayabilmek için Medine’ye hicret etmişlerdir.
Yıllar sonra Hz. Ömer’in halifeliği döneminde, bu hadisenin yaşandığı yıl, hicri takvimin başlangıcı kabul edilmiştir. Hicri takvimin ilk ayı Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in“Hürmete şayan” (Müslim, Sıyâm, 203.) olarak nitelediği, içinde savaşın yapılmasının haram kılındığı dört aydan biri olan Muharrem ayıdır.
Muharrem ayı; nice peygamberin hayatına etki eden hadiselerin yaşandığı müstesna bir aydır. “Hicri takviminin esas alındığı ve özelde Müslümanların genelde tüm insanlığın en önemli dönüm noktalarından biri olan hicret, aslında insanlığın tarihiyle yaşıt bir olgudur. Hak ile batıl mücadelesinin başlangıcından beri hicret, hak yolunun yolcuları için her zaman, diriliş, bir kurtuluş yolu, peygamberlerin ve onlara iman eden insanların ortak kaderi olmuştur.
Hz. Nuh, oğluna, “Haydi yavrum gel, sen de bizimle birlikte gemiye bin, kâfirlerle beraber olma!” (Hûd, 42) diye seslenerek onu hicrete davet etmiştir. Hz. İbrahim, “Doğrusu ben Rabbime, onun emrettiği yere, hicret ediyorum. Şüphesiz O, mutlak güç ve hikmet sahibidir,” (Ankebût, 26.) diyerek hicretin öncüsü, önderi olmuştur.Hz. İsmail, henüz anne kucağında hicretle, hicranla tanışmış; Hz. Yusuf, “Nefis, daima kötülüğü emreder.” (Yûsuf, 53.) diyerek kuyulara atılsa da köle diye satılsa da; iffetinden ödün vermemiş, nefsin kötülüğü emreden isteklerinden Rabbimizin rızasına hicret eylemiştir.
Hicret can veya mal korkusuyla bir şehirden başka bir şehre kaçış hiç değildir. Hicret, kutsal bir dava uğruna dünyevi tüm menfaatleri bir kenara bırakarak Allah’ın razı olacağı bir hayatı mümkün kılmak için başlanan mübarek bir seferdir. Kötülükten iyiliğe, zulüm ve haksızlıktan adalet ve hakikate kararlı bir yolculuktur. Hicrî yılbaşı, sadece bir takvim değişimi değil; inanç, sabır ve direnişle yoğrulmuş kutlu bir yürüyüşün başlangıcıdır. Hicret; zulmün karşısında imanla dimdik durmanın, İlayı kelimetullah uğrunda her şeyden vaz geçmenin, Allah’a tevekkülle yeni bir hayat inşa etmemin adıdır. Bütün haram ve kötülükleri terk ederek Allah’ın rızasına yöneliştir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Muhacir ise Allah’ın yasaklarını terk eden kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4.) buyurarak bu hususa dikkatlerimizi çekmektedir.
Evet hicrî takvim sadece bir zamanın başlangıcını değil, aynı zamanda inanalar için bir bilinçlenmeyi ve uyanışı temsil eder. Sadece coğrafi bir göçü değil, aynı zamanda dağınıklıktan birliğe doğru bir ümmet inşasının temelini oluşturur” açıklamasını yaptı.
HİCRET BİRLİK RUHUNUN TEMSİLİDİR
Dr. Şaban Kondi sözlerini şu şekilde sürdürdü; İşte yeni bir Hicrî yıla adım attığımız bu günlerde hepimize düşen, zamanın kıymetini bilmek, geçmişimizi ve tarihimizi yeniden hatırlamaktır. Kur’an’la hem hal olmak, Hz. Peygamber (s.a.s)’in hadislerini yeniden tefekkür etmektir. Malum, Hz. Peygamber(s.a.s) ve ashabı, Mekke’de gördükleri baskı, zulüm ve haksızlıklar karşısında Medine’ye hicret etmek zorunda kaldılar. Çünkü Mekke artık inanlar için yaşanmaz hale gelmişti.
Sadece “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için Müslümanlara işkence yapılıyor, malları zorla ellerinden alınıyor, öz vatanlarından çıkartılıyorlardı. Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de : “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât, 10) “İşte bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, o hâlde bana kulluk edin.” (Enbiyâ, 92). “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın..!” (Âl-i İmrân, 103). Buyurarak, inananların kardeş olduğuna ve ümmet birliğine dikkat çekmektedir. Bugün Gazze’de dökülen kan, sadece bombaların değil, Müslümanların parçalanmışlığının neticesidir. Orta Doğu’da yaşanan karmaşa, ümmetin vahdetten uzak düşmesinin acı sonucudur.
Bir avuç Siyonist, milyarlık İslam âlemini parçalara ayırabiliyorsa, bütün dünyaya metdan okuyarak, soykırım uygulayabiliyorsa bu, onların çok güçlü oluşundan değil, Müslümanların birlik ruhunu yitirdiğinin göstergesidir.Hicretin çağları aşan bir mesajı vardır. Hicret etmek zorunda kalanlar, mutlaka vatanlarına zafer elde ederek dönmüşlerdir. Bugün tüm dünyanın gözü önünde siyonist zalimler tarafından tarihte eşine az rastlanır bir soykırıma maruz bırakılan, vatanlarından göç ettirilmeye zorlanan Gazzeli kardeşlerimiz de mutlaka vatanlarında özgürce yaşayacaklardır. Zalimler zulümlerini ne kadar artırırlarsa arttırsınlar bu, onların ancak dünyada hezimetleri ahirette azapları olacaktır. Allah, inananların yar ve yardımcısıdır.
Bize düşen; hicri yeni yılı vesile kılarak kardeşlerimize verdiğimiz maddi ve manevi desteği artırarak devam ettirmektir.Ne mutlu hicretini cennetine vesile kılanlara. Ne mutlu yolunun sonunu cennete çıkaranlara. Ne mutlu hicri yılı yeniden bir diriliş vesilesi kılanlara…” ifadelerini kullandı.