Hırs Hız Haz ve Doyumsuz Huzursuz Depresifler Çağı İnsanı! (10)
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal 'Hırs Hız Haz ve Doyumsuz Huzursuz Depresifler Çağı İnsanı! (10)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
"İnsan, istediği herşeyi elde edebilir.; ancak elde ettikten sonra, artık onu istemediğini anlar. Hayat daima yeni bir arzu ile yer değiştiren tatmin edilmemiş bir iradenin trajedisidir." Arthur Schopenhauer
"Zenginlik sahip olmak istediğimiz şeylere sahip olmak demek. Paramızın yetmediği bir şeyi arzuladığımızda fakirleşiyorduk. Eğer elimizdekiler ile yetinebiliyorsak, sahip olduklarımız ne kadar az olursa olsun, zengindik aslında. İnsanları zengin etmenin iki yolu var: Onlara daha çok para vermek ya da arzularını sınırlandırmak. Modern toplumlar ilk bakışta ilk seçeneği gerçekleştirmiş gibi görünmüşlerdi, ancak bireylerin iştahını sürekli tetikleyerek, başarılarını yetersiz kılmışlardı. Modern dünyada, geçmişe göre gelirimiz daha fazlaymış gibi görünebilir, ancak modernitenin getirdiği zenginlik yalnızca görüntüdedir. Aslında daha fakiriz, çünkü beklentilerimiz fena halde tetiklenmiş, paramızın yettiği ile elde edebileceklerimiz arasında derin bir uçurum oluşmuştur. Olduğumuzla aslında olabileceğimiz kişi arasında dağlar kadar fark var. Modern toplumlar, yabanıl bir insana göre çok daha güçlü bir mahrumiyet hissiyle başbaşa bırakır bizi." J.J. Rousseau
"Bedevilikte beşer üç dört şeye muhtaç oluyordu...Şimdiki garb medeniyeti zalime-i hazırası, su-i istimalat ve israfat ve hevesatı tehyiç ve havaic-i gayr-ı zaruriyeye, zaruri hacatlar hükmüne getirip görenek ve tiryakilik cihetiyle şimdiki o medeni insanın tam muhtaç olduğu dört hacatı yerine, yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor." Bediüzzaman Said Nursi
"Uygarlığın bedeli nevrozla (yoğun kaygı, endişe, huzursuzlukla) ödenir!" Sigmund Freud
"Amerikalılar refah içinde yaşarken neden bu kadar huzursuzlar?" A. Tocqueville
ABD toplumunda seçenekler oldukça artığı için beklenen sonuç insanların mutluluk duygularında artış olacağı yönündeydi. Oysa 1966 yılında mutsuzluk hisseden insanların oranı %36 iken 1986 yılında %60'a çıktığı gözlenmiş."Şimdi çok daha fazla olmalı. (İktisadın Unuttuğu İnsan)
Modern çağda zaman asla yetmiyor. "uzun vade" söylemi gündemden kalktı. Oysa son 70 yıldır hayatımızı kolaylaştıran pek çok alet - edevatın kullanmaya başlanmasıyla, kendimize daha çok zaman ayırabileceğimizi düşünüyorduk. Yeni teknoloji kullanımına dayalı bu aletler, makineler zamandan tasarruf etmemizi sağladı ama tasarruf edilen zamanı kendimiz için değil daha fazla çalışmak, daha fazla kazanmak için ayırır olduk." (İktisadın Unuttuğu İnsan)
"Öfkeli olmamıza yol açan unsurlardan biri de hız. Bir hız çağında yaşıyoruz. Hep bir yerlere koşturuyoruz. Hep acelemiz var. İşler bir türlü yetişmiyor. Zaman yetmiyor. Çok yoğunuz, o kadar yoğunuz ki durup dinlenecek, etrafımıza bakacak, eşimize dostumuza hatta çocuklarımıza ayıracak vaktimiz yok. Ne kadar hızlı olursak o kadar başarılı sayılıyoruz." (İktisadın Unuttuğu İnsan)
"Fırsat maliyeti kavramı bir tercih yapıldığında vazgeçilen diğer seçenekler olarak tanımlanır. Kaynaklar kıt ve sonlu olmasaydı fırsat maliyeti diye bir kavram hiç olmayacaktı. Kıt kaynaklar ve fırsat maliyeti aslında yalnızca İktisadın değil yaşamın ta kendisinin bir sorunu. Weisskopf, kıtlık ilkesinin insanın varoluş koşullarında temellendiği için her zaman ve her yerde geçerli olduğunu söyler. Varoluşsal kıtlık bir yandan insanın sonluluğundan, öte yandan bilinç ve düşünce sayesinde insanın bu sonluluğu ve verili varoluşsal durumu aşma yeteneğinden kaynaklanır. İnsanın sonluluğundan, yaşlanmasından ve ölümlülüğünden dolayı nihai olarak kıt kaynakları hayat, zaman ve enerjidir." (İktisadın Unuttuğu İnsan)
"Modern yaşamın ilahları: Statü ve başarı. Andre Gorz İktisadi Aklın Eleştirisi adlı eserinde, modern yaşamla birlikte "bu bana yeter" evresinden ayrıldığımızı ve "fazla mal göz çıkarmaz" evresine terfi ettiğimizi (!) söylüyor. "Yeterli" kategorisi iktisadi bir kategori değildir. kültürel veya varoluşsal bir kategoridir. Batılılar maddi ilerleme ile birlikte, atalarının hayal bile edemeyeceği bir zenginlik ve imkan bolluğu ve kimliklerinin ve sahip olduklarının onlara kesinlikle yeterli gelmediği hissini de beraberinde getirmiştir... Yeni slogan şuydu: Fazla azdan iyidir, daha fazla kazanmayı başaran daha az kazanandan iyidir." (İktisadın Unuttuğu İnsan)
"Modern toplumlarda bireylerin toplumsal konumu bireysel başarılarına göre belirlenir, bireysel başarı ise herşeyden önce maddi başarı demektir. "Başarısız olacağımız düşüncesi bizi endişeye boğar çünkü başarı, dünyanın bize güler yüz göstermesi için kullanabileceğimiz en önemli kozdur.. " (İktisadın Unuttuğu İnsan)
"Başkaların başarısızlığı insanın kendi başarı şansını artırmaktadır. Kapitalist toplumda başarı ilkesinin esiri olmuş insanlar bu nedenle bilinçli ya da bilinçnsiz başkalarının başarısızlığını isterler. Böylece başarı ilkesi, insanlar arasındaki uçurumu derinleştirir, onları birbirine düşman yapar ve ilişkilerde kıskançlık ve çok görme gibi tortular bırakır." Kapitalist toplumun insanları birbirilerinin karşısında iğne üstünde otururlar. Günümüzde bir çok insanda saptanan iş görebilme yeteneksizliği ve nevrozların içselleştirilmiş korku ve düşmanlık ilişkilerinin sonucu olduğu açıktır. Yapılan çalışmalar modern toplumlarda gelir düzeyinin artması ve seçeneklerin çoğalmasıyla birlikte mutluluk düzeyinin azaldığını gösteriyor. 2000'li yıllarda depresyon 90'lı yıllara oranla on katı kadar artmış bulunuyor." ( İktisadın Unuttuğu İnsan)
Bu eleştiriler Nursi dışında, kapitalizmin içinden eleştiriler. Bir sosyalist veya Müslüman tarafından yapılmış değiller. Kapitalizm eleştirisi demek aynı zamanda, Batı medeniyeti eleştirisi demektir. Zira kapitalizm Batı medeniyetinin iktisadi sistemidir. Keza bir şekilde Batı kültür, siyaset (illüzyon demokrasisine)'de eleştiriler demektir. Ekonomi, üretim ilişkileri ve sosyal sınıflar, en önemli alt yapı kurumlarıdır ve birbirlerinden ayrı düşünülemezler.
Kapitalizmin özeleştirileri dahi ispat eder ki, Batı medeniyeti ve öznesi homo econemicus ve homo faber mutsuz, huzursuz ve depresif olmaya mahkumdur. Sadece fakir ve orta sınıflar değil, zenginler bile! Çünkü tam bir zenginlik, tatmin ve rıza kapitalizmin defterinde bulunmuyor. Hep daha fazlası, fazlası, fazlası. Batı maddiyata batmış, metafiziğini kaybetmiştir. Dünyası pek kısa ve sınırlı bu dünyadan ibarettir. Öteleri, cenneti ve bunun hayalini bile yitirmiştir. En azından maneviyat ve cennet fakiridir, huzursuz, mutsuz, gergin, depresif, hatta nevrotiktir.
Kapitalizmde insan bir tüketici ve müşteriden ibarettir. Sosyal ve ekonomik ilişkiler temel olarak "altta kalanın boynu çıksın", parasız olanın kendisi de olmasın, hesabına dayanır. "Azıcık aşım ağrısız başım" olmaz. Başın ağrısa dahi çok yiyecek ve bol tükeneceksin! "Ayağını yorganına göre uzat" ta neymiş?
"Varoluşsal kıtlık!" ne yaman bir kıtlık, asla bitmiyor, doğuştan, kaçınılmaz, derin, daimi ve deruni! Kuraklık, çekirge, don, pandemi vs. kıtlıkları gibi nadiren ve lokal de değil. İçimizden, nefsimizden, zihin ve kalbimizden, aç gözlülüğümüzden, hırsımızdan, doyumsuzluğumuzdan kaynaklanıyor! Böyle bir kıtlığın insanı (homoeconemicus) ise, kıtlıktan çıkmış gibi saldırıyor, yiyor içiyor, tüketiyor, hırs ediyor. Daima açlığı, noksanı, gerginliği, tedirginliği, huzursuzluğu ve mutsuzluğu var. Karnı doysa gözü doymuyor, hep daha fazlasını isteyip duruyor!
Bu medeniyet-i hazıra beşerin yüzde seksenini meşakkate, şekavete atmış... havaic-i gayr-ı zaruriyeye (zaruri olmayan ihtiyaçları) havaic-i zaruriye (zaruri ihtiyaçlar) hükmüne geçmiştir. (Bediüzzaman)
"Şu notada Avrupa fünunu ve medeniyeti, Eski Said'in fikrinde bir derece yerleştiği için, Yeni Said harekat-ı fikriyede seyrettiği zaman, Avrupanın fünun ve medeniyeti o seyahat-i kalbiyede emraz-ı kalbiyeye inkılab ederek ziyade müşkilata medar olduğundan, bilmecburiye, Yeni Said zihnini silkeleyip, muzahraf felsefeyi ve sefih medeniyeti atmak isterken, kendi ruhunda Avrupanın lehinde şehadet eden hissiyat-ı nefsaniyeyi susturmak için Avrupanın şahs-ı manevisi ile" konuşmuştur. (Bediüzzaman)
Bu paragraftan sonra kapitalist Avrupa medeniyetini 11 sayfa boyunca çok ağır bir şekilde eleştirir ve beddua eder. "Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek!" "Ey küfr ü küfranı dağıtan bedbaht ruh!" "Ey beşerin nefs-i emmaresi!" "Ey sefahet ve dalaletle bozulmuş ve İsevi dininden uzaklaşmış Avrupa!"... (17. Lem'a, 5. Nota)