Helâl ve Tayyib yaşam sistemi masaya yatırılıyor
12. Helal ve Tayyib konferansı. 3-4 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Endonezya, Malezya, ABD, İngiltere, Güney Afrika ve Cezâyir gibi 8 ülkeden alanında uzman 13 konuşmacı Helal ve Tayyib ürünler konusundaki çalışmaları ele alacak.
3-4 Ekim tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek olan konferans öncesi Yeni Akit Gazetesi’ne konuşan Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalama Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer, GİMDER’in çalışmaları ve helal sertifikalı ürünler konusundaki soruları yanıtladı.
Öncelikle etkinlikten bahsedebilir misiniz?
2005 yılında kurulan GİMDES kurumu, netîcede ve temelde Müslümanların; dolayısıyla bütün insanlığın, Allah’ın izin verdiği helâl ve tayyib yaşam şartlarını gündeme getirerek insanları uyarmayı prensip edinmiştir. Bu prensibi gerçekleştirebilmesi için sertifikalama sistemi, fuarlar, konferanslar, seminerler hatta geziler, yeni yeni sitelerin ve eğitim kurumlarının kurulması gibi etkinlikleri programına alarak çalışmalarını sürdüren bir kurumdur. Dolayısıyla biz, uluslararası nitelikte fuarların yanında konferansların da önem taşıdığını düşündüğümüz için aşağı yukarı 2009 yılından itibaren, bugün, geldiğimiz noktada 12.sini teşkîl ettiğimiz uluslararası konferanslar organize ettik. Maksadımız helâl ve tayyib yaşam şartlarını insanlara anlatmak ve uygulamalarını gerçekleştirmektir. Dolayısıyla bu maksadla konferanslarımızı devam ettirmek durumundayız ki, bugün 2020 yılının mevcut şartları sebebiyle online sistem ile yapacağımız konferansımızın hedefi helâl ve tayyib yaşam sisteminin önemini vurgulamaktır.

Bu yıl hangi konular konuşulacak?
Tabi şimdi her yıl konferanslarımızın konularını, o yılın daha çok sorulan, takip edilen, merak edilen konuları içine alacak şekilde organize etmeye çalışıyoruz. Bugüne kadar 11 tane konferans yaptık. 11 konferansımızda da anlatılan konular birbirinden farklı ve tamamlayıcı nitelikteydi. Bu sene de taleplere dayalı olarak 4 tane konu seçtik. Yani daha çok hangi konuda talep varsa, onu dikkate alarak 4 ana konu tesbît ettik. Bunlar sırasıyla şöyle: Helâl Sertifikalandırmada Devletler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Yeri ve Görevleri, Uluslararası Tek Bir Helâl Standardı İçin İslâm Birliğinin Önemi, Eğitim Seferberliği: İnsan Kaynakları İçin Eğitimin Önemi ve son olarak Aşılar Ve İlaçlar. Aşağı yukarı bu 4 ana konu üzerinde bu yılki konferansımızı 3-4 Ekim tarihlerinde gerçekleştireceğiz ki, bu 12. Konferansımızda, 13 tane konuşmacımız var. Endonezya, Malezya, ABD, İngiltere, Güney Afrika ve Cezâyir gibi 8 ülkeden alanında uzman konuşmacımız konferansımızda yer alacak inşaAllah. Maksadımız ne? Maksadımız, bu konularda dünya kamuoyunun ve bilhassa Müslümanların bilinçlenerek; yediği, içtiği, kullandığı ürünlerin Allah’ın rızâsına uygun olup olmadıklarını tesbît edip sorgulama imkanının sağlanması ve üreticilerin de, Müslümanların en tabii hakları olan helâl ve tayyib ürün talebine duyarsız kalmalarını önlemek maksadıyla bu çalışmalarımızı yapmaya devam etmiş olacağız inşaAllah. Bu uygulamaların insanların üzerinde kalıcı etkiler yapabilmesi için devletlerin bünyesinde bulunan kuruluşların ve sivil toplum kurumlarının, bu konuya gerekli ilgiyi göstermeleri mühîmdir. Devlet kurumları bünyelerinde, topraklarında yaşamalarına izin verdikleri bu tür inanç sistemlerinin ihtiyaçlarını da çok tabii bir şekilde karşılaması gerekmektedir. Devletler ister Müslüman olsun, ister olmasın, ta’biyetinde bulunan Müslümanların bu en temel, en önemli hakkını koruyacak şekilde kanûnlar yapmak ve uygulamaları yürütmek zorundadır. Bunu, Müslümanlar mutlaka talep etmek zorundadırlar. Onlar talep etmek ve devlet de bunları yerine getirmek zorundadır. Bu önemli bir noktadır.
İkinci konumuz... Müslümanlar dünyada 2 milyara yakın bir nüfusa sahip ve çeşitli ülkelere dağılmış durumda. Dolayısıyla, Müslümanların her yerde bu haklarının korunabilmesi için inançlarına uygun bir standart sisteminin oluşturulması gerekir. Nasıl HACCP, organik, vegan, koşer diye isimler verilmişse inanç anlayışına uygun sertifikalama sistemi, Müslümanlar için de uygulanmak zorundadır. Müslümanların inanç sistemine uygun bir sertifikalama sisteminin oluşması elzemdir. Bunun da her ülkeye, her topluma göre ayrı ayrı değil, tek bir standart haline gelmesinde fayda vardır. İslâm bir tane, İslâm’ın dayandığı Kur’ân-ı Kerîm bir tane, Peygamberimiz (S.A.V) bir tane, dolayısıyla bu birlerin ortaya koyduğu sistemin de tek bir standart çerçevesinde şekillenmesi gerekmektedir. Mezhebî farklılıkları da içine alan böyle bir standart sistemini, biz, elzem görüyoruz ve tanıtımımızda da “Tek Ses, Tek Yürek” sloganıyla bütün insanlara ve Müslümanlara böyle bir standarda bağlı olarak üretim sisteminin kontrol altında tutulması gerektiği imajını anlatmaya çalışıyoruz. Bu konunun, konferansta ciddi bir şekilde anlatılması ihtiyacını duyduğumuz için bu maddeyi de programın içine koyduk.
Eğitim seferberliği... Biliyoruz ki, her işin başı eğitim ve bizim inancımızda da ilk emir, “Allah’ın adıyla oku!” şeklindedir. Okumak, eğitimin simgesi olduğu için, bu sistemin ciddi bir şekilde kurumsal olarak oluşturulması lazımdır. Bütün dünyadaki Müslümanlar, dînlerinin gereği olan bilgileri bu eğitim sisteminden öğrenip hayatlarında uygulamak mecbûrîyetindedirler. Maalesef, bu uygulamada da büyük ihmâllere şâhid olduk hayatımız boyunca. Bunun giderilebilmesi için İslâm’a uygun bir eğitim prosesinin, modelinin ortaya konarak geliştirilmesi ve yaygın hâle sokulması üzerinde çalışmalar yapılmasının önemini anlatmak üzere, böyle bir madde ile konferansımızı devam ettirmeyi uygun görmekteyiz.
Aşılar ve ilaçlar... Bugünkü gündemde ağırlığı ortaya çıkmış bir konu olduğu için seçildi. Bakın, bir pandemi, bir virüs musîbeti ile aşağı yukarı 1 seneye yakın muhâtabız. Bu musîbetin ne kadar daha devam edeceği belli değil. Böyle bir musîbet vesilesiyle idrak edildi ki, bu hastalıklara karşı meydana getirdiğimiz ilaç ve aşı sistemi, gerekli koruma sistemini sağlayamıyor. Bunun daha kullanışlı ve daha yapıcı, toplumu daha iyi noktalara götürecek bir sistem içerisine alınması gerektiğine şâhid oluyoruz. Bakın, şu anda, musîbetle alakalı bir aşı çalışması dahî tamamlanmış değil. Tamamlandığı takdirde dahî, acaba İslâm’ın şartlarına uygun mu, değil mi diye tartışılması mecbûrîdir. Bugün, maalesef, hâlihazırdaki ilaç ve aşı sistemi de İslâm’a göre uygun mudur, değil midir kriteri gündeme getirilmiyor. Tamamen gayri-Müslim kafa yapısına uygun bir anlayış içerisinde, bu sistem, gündem de tutuluyor ve netîcede, İslâm’a uygun mudur, değil midir sorusu es geçilmektedir ki; İslâm’a uygunluk denince, o işin, insanlara büyük ölçüde fayda sağlayacağı manasını çıkarmak zorundayız. Çünkü İslâm, bu maksad için Allah tarafından inzâl edilmiş bir dîn. Bu dînin insanlara sağlayacağı faydaları, ancak İslâm’a uygun yapılacak uygulamalarla şekilleneceği için, bunun da gündem de tutulması gerekir. Dolayısıyla ilaç ve aşı konusunun da Müslümanların gündemine ağırlıklı bir şekilde girebilmesini sağlamak için konferansımızda ayrı bir başlık altında incelenmesini uygun gördük.
Beklentileriniz ve yetkililere iletmek istedikleriniz nelerdir?
Yukarıdan itibâren anlattığım gibi, İslâm’ın hayat sistemimizde önemli tavsiyelerinin olduğunu bilmek ve bunu insanlara anlatmak zorundayız. Bu konferansımızla, biz, bunu hedefliyoruz. Yani İslâm’ın bu konuda insanlara vaadettiği, yapılmasını önemli kabul ettiği bir takım hususları gündemde tutarak günlük hayatlarımıza o tarz bir uygulamayı getirecek şekle gelmeyi sağlamak için çabalıyoruz. Hedefimiz buydu ve bu hedefe uygun olarak da kurumlara, kurumlar derken sivil toplum kuruluşları, ticaretle meşgul olan üreticiler/satıcılar/dağıtıcılar, bu ürünleri tüketmek durumunda olan tüketiciler, devletin bu konuyla ilgili olan birimleri ve sâir bütün kurumlara hitâb ederek bütün insanlara faydalı olacak bir sistemin uygulanır hâle gelebilmesi noktasında iknâ edici çalışmaların gerçekleştirilmesi niyetindeyiz. Hedefimiz bu. Eğer bu hedefi gerçekleştirebilirsek, kendimizi önemli bir hizmeti yapmış addeceğiz.
Her hayırlı iş helal lokma ile başlar
Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. (Ahzab72)
1982’de başlayan bilimsel ve sistematik Helal Gıda arayışımız bugün 38 yılını geride bırakmış bulunuyor. Bu zorlu ve uzun yürüyüşte gösterilen azim, gayret ve sırat ı müstakimden ayrılmama ceht ve gayret Allah(cc)’ın izni ve yardımı ile bizi bugün önemli merhalelere ulaştırdı. Helal sertifikalı olmayan ürünleri almayarak boykot etmek, bu konuda titiz olmak müslüman kimliğin bir göstergesidir. Dünyanın birçok yerinde dini için mücadele eden, gerektğinde canını veren müslümanlar var. Onlar canlarından vazgeçerken biz daha aldığımız ürünlerden vazgeçemiyorsak bu bizim imanımızn eksikliğini gösterir. Bir benimle ne olur? düsüncesi çok yanlış. Müslüman böyle düşünmemeli. Boykotun kâfirlere ve bizim inançlarımıza saygı göstermiyenlere karşı büyük bir darbe oluşturacağını unutmayalım.
Allah hepimize, kâfirlere ve inançlarımıza saygı göstermiyenlere karşı şiddetli, müslümanlara karşı merhametli olmayı nasib buyursun...
Hayırlı bir hedefe doğru tıkalı gözüken yolu ilk açan kişiler arasında olmanın ne kadar büyük bir değer olduğunu tahmin edebilirmisiniz? GİMDES’in Helal logosunun, ürünlerin ambalajında kullanmaya başlandığında, o logolu ürünleri almaya başlayan kişilerin edeceği duaları düşünün... ‘Bu işte emeği geçenlere Allah rahmet etsin’ dediklerini hayalinizde canlandırın... Manevi kazançlarımız için bunu yapamazmıyız?
Lütfen çekingenliği, umursamazlığı bir kenara bırakıp isteklerimizi açıkça belirtelim. Mesela firmadan alışveriş yaparken memnuniyetinizi belirttikten sonra, ürünlerinde Helal logosunu kullanmalarını isteyebilirsiniz.