• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Gezi provokasyonunda Medya sınavı kaybetti

Yeniakit Publisher
2013-09-24 21:32:32 - 2013-09-24 21:35:27
 Gezi provokasyonunda Medya sınavı kaybetti

Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Gezi olaylarının büyük bir kalkışma ve hükümeti devirmeye yönelik uluslararası bir olay olduğunu, Brezilya ve Mısır’da da aynı olayların gerçekleştiğini söyledi. Öztürk, “Gezi provokasyonu sırasında Türkiye’deki medya ciddi bir sınava tabi tutuldu ve bu sınavı kaybetti” dedi.






“Hiçbir altyapısı olmayan marjinal yayın kuruluşları, Taksim, Kızılay ve Kadıköy’den nasıl 24 saat canlı yayınlar yapabildi?”    MEHMET ÖZMEN-İSTANBUL
Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Gezi olaylarının büyük bir kalkışma ve hükümeti devirmeye yönelik olduğunu uluslararası bir olay olduğunu, Brezilya ve Mısır’da da aynı olaylar gerçekleştiğini söyledi. Öztürk, medyada bir tekel olan haber ajansının ve ana televizyonunun canlı yayın araçlarının marjinal televizyon kanallarına yayın yaptığını belirterek, “Hiçbir altyapısı olmayan yayın kuruluşları nasıl 24 saat Taksim’den, Ankara Kızılay’dan ve Kadıköy’den canlı yayınlar yapabildiler?” diye sordu. Öztürk, 28 Şubat darbesi ve Gezi olaylarında medyanın rolünü değerlendirdi ve çarpıcı açıklamalarda bulundu.
“BİRAZ GERİLLA TARZI MÜCADELEYİ
VE HABERCİLİĞİ SEÇEN BUTİK TV”
¥ Ülke TV’nin medyadaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Ülke TV yayın hayatına 2008’in Haziran ayında başladı. Onun öncesinde Haber TV olarak yayın hayatındaydı. Ülke TV kendisini şöyle konumluyor; ayakları bu topraklara basan ama hinterlandında Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar bütün İslam coğrafyasını kendine hedef koyan fakat merkezi İstanbul olan, İstanbul bakış açısıyla yayın yapan, haber-kültür televizyonu. Yerli bir televizyon isim babası; Cemil Meriç. Cemil Meriç’in ‘Bu Ülke’ isimli eseri ilham kaynağımız olmuştur. Türkiye’deki medyada türünün tek örneği. Şöyle ki; dar bir kadro ile çalışan ama çok hareketli, biraz gerilla tarzı mücadeleyi ve haberciliği seçen bir butik TV.

“BİZ NİTELİKLİ, DOĞRU HABER YAPMAK İSTİYORUZ”
¥ Yeni dönemde Ülke TV izleyicisini bir sürpriz bekliyor mu?
- Biz nitelikli, doğru haber yapmak istiyoruz. Biz doğru insanları ekrana taşımak istiyoruz. Böyle bir hedefimiz ve amacımız var. Çünkü medyada bir kirlenmişlik var. Örneğin Ahmet Atakan’ın ölümü ile ilgili 8 gazete yanlış haberle çıktı. Böyle kirlenmiş ortamda biz izleyicinin basiretli ve hissiyatlarının kuvvetli olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla nitelikli, doğru insanları ekrana taşıyarak onların fikirlerini ekran vasıtasıyla memlekete taşımak istiyoruz.
¥ Çalışma arkadaşlarınızla ilgili okuduklarında şaşıracakları ne söylemek istersiniz?
- Burada çok kaliteli insanlar var. Fakat bazıları bilinçli, bazıları da bilmeden üzerlerini örtüyorlar. Dışarıda buradaki arkadaşlarımızdan çapı daha düşük insanların kendilerini nasıl pazarladıklarını ve bunun da kötü bir şey olduğunu bildikleri için üzerlerini iyi örtüyorlar. Mesela burada Mustafa Güler diye bir adam var. Bütün işleri çekip çeviren birisi. Mustafa Yıldız diye bir adam var. Bize dışarıdan gelen birisi. Bir gün Mustafa Yıldız’a bir teklif geliyor; ‘Bizde çalışırsan daha iyi para veririz’ deniliyor. Mustafa Yıldız şunu diyor; ‘Bana konfor sağlayabilir misiniz?’ Onlar, ‘Nasıl bir konfor’ diye sorduklarında; Mustafa Yıldız şöyle ifade ediyor: ‘Ben Show TV’de çalışırken eşimin başörtülü olduğunu yıllarca sakladım. Eşim benim yanıma hiç gelmedi. Namaz kıldığımı hiç kimse görmedi, bilmedi. Fakat burada eşim istediği zaman ziyaretime geliyor. Eşimle birlikte kanala girdiğimizde genel yayın yönetmeni bizi kapıdan karşılıyor. Odasında kahve ikram ediyor. Namaz vakti geldiğinde namaz yüzünden kimse beni yadırgamıyor. Bu konforu hangi para karşılayabilir.’ Bunu bana Mustafa Yıldız’a iş teklif edenler anlattı. Daha sonra da kendisi bunu paylaşarak onayladı. Bu çok önemli bir şey.
¥ “Namuslu”, “Namussuz” kavramları medya için geçerli midir?
- Gazetecilik hayatımda 27 yıl bitti. Ahlaklı yayıncılık ile ahlaksız yayıncılık nedir, çok iyi gördüm. 1986-1987 yıllarında Fehmi Koru, Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni iken ben onun asistanı konumundaydım. O dönem Zaman Gazetesi dosya şeklinde Cumhuriyet Gazetesi’nin yalan haberlerini ortaya çıkarıyordu. Tamer Korkmaz bu işin başındaydı. Cumhuriyet Gazetesi ilk sayfasına şöyle bir haber basmıştı: ‘Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Alsancak eylemindeki başörtülü kızların fotoğrafı var. Fotoğrafın bir köşesinde başörtülü bir kızla bir erkeğin biraz daha yakın bir fotoğrafı var. Fotoğrafın montaj olduğu ortaya çıktı. Ve bu fotoğrafın altına, ‘Başörtülüler eylem yapıyorlar ama gayri ahlaki duruşları var’ şeklinde yorum yazmışlardı. 1986-1987’den bu yana namussuzca yayın yapan birçok gazeteci, yayıncı gördük. Bunlarla uğraşanların da başına neler geldiğini gördük. İnsanların yaşama özgürlüğü, düşünce özgürlüğü bunların hepsi yerle bir edildi. Mesela 28 Şubat döneminde Şerafettin adında bir kişi seccadenin başında kendini vurarak intihar etti ve ona gizli kamera ile komplo kuruldu. Gazetecilik böyle bir şey ise biz gazeteci değiliz.  ‘Namuslu’, ‘namussuz’ açısından değerlendirdiğimizde sadece Türkiye’de değil, çoğunlukla bu medya kirlidir. Çünkü sermayesi kirlidir. Bu medyayı ben suyun bu yakası ve diğer yakası olarak ikiye ayırıyorum. Suyun bu yakasında şerefiyle, ahlakıyla, haysiyetiyle ahlaklı ve erdemli yayıncılık yapmak isteyen bir grup var. Fakat karşıda hiçbir ahlaki kaygısı olmayan erdemini yitirmiş ve tekelleşme yolunda (düşünsel anlamda bir tekelleşme) bir sistem var. Bu dönemde 28 Şubat dönemi yargılanıyor ve Akit Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi, Kanal 7 Televizyonu onca medya bombardımanına karşı direnmeye çalışıyor. Ayrıca bu kısım hem okunma hem de izlenme oranları açısından düşük rakamlara tekabül ediyor. Karşı tarafta ise bol manşetler ve televizyonlar mevcut durumdadır.

“GEZİ OLAYLARI BÜYÜK BİR KALKIŞMA” ¥ Medyanın Gezi Parkı olaylarındaki rolünü irdelersek neler görüyorsunuz?
- Biz Gezi Parkı olaylarını Gezi provokasyonları olarak değerlendiriyoruz. Marjinal sol grupların yaptıkları, uluslararası servislerin ve sermayenin yaptıkları bu memlekete ihanettir.
Gezi olayları ile büyük bir kalkışma ve hükümeti  devirmeye çalıştılar. Hiçbir altyapısı olmayan yayın kuruluşları nasıl 24 saat Taksim’den, Ankara Kızılay’dan ve Kadıköy’den canlı yayınlar yapabildiler, bunun da cevabını yine devlet ve halkımız biliyorlar. Ayrıca uluslararası haber araçlarının yaptığı yayıncılık da ortadadır. Referans kanal olan CNN International haber sitesinde Kazlıçeşme’deki Ak Parti mitinginin Erdoğan’a ve Ak Parti’ye karşı bir miting ve gösteri olarak sunulduğunu gördük. Türkiye’de buna benzer yüzlercesi yaşandı. Gezi provokasyonu sırasında Türkiye’deki medya ciddi bir sınava tabi tutuldu ve bu sınavı kaybetti. Sınavı kaybedenler yalnızca suyun öteki yanındakiler değil, topyekün medyanın ekseriyeti. Bu işin doğru haberi nedir, diye çabalayanlar yüzde 5-10’dur. Gezi provokasyonlarının ilk haftasında kimin ne yayını yaptığı ortadadır. Burada çok masum bir çiçek böcek eylemine karşı çok büyük bir güçle müdahale eden devlet, yakıp yıkıp öldüren, gaz bombası yüzünden onlarcasını yaralayan, hastanelik eden ceberrut bir devlet algısı oluşturuldu. Buna karşı bizim de sesimiz cılız kalmadı. Akit, Türkiye, Yeni Şafak gazeteleri, Ülke TV, 24 TV, TGRT, TVNet gibi birkaç medya kuruluşu olarak kaldık. Öbürlerinde nasıl bir duruş sergileyeceği yönünde gidip gelmeler söz konusu olmuştur. Mesela marjinal gruplar Taksim’i ele geçirdikten sonra ben iki kez gittim ve bu kıyafetlerimle değil, kıyafet değiştirerek gittim. Durum Tahrir’in fotoğrafının aynısıydı. Bakıyorsunuz devlet yok, kamu otoritesi yok. Dolayısıyla ben kendimi, eşimi, kızımı kendi kimliğimle Taksim’e  çıkaramam. Çünkü bütün emniyet tedbirleri ortadan alınmış. Bu anarşizmdir ve ben anarşizmin karşısındayım. Sorumlu yayıncılık açısından söylemek gerekirse; her şey tam da bundan ibaretti ve biz bunu anlattık.
“TÜRKİYE’YE YÖNELİK HAMLE” ¥ Olaylar sırasında şöyle bir nokta daha var. Henüz Taksim’de kimse yokken Halk TV, Ulusal Kanal, Doğan Haber Ajansı öncülüğünde twitter hesaplarından; “Yüzlerce kişi Taksim’e akın etti” gibi haberler yapıldı. Bu televizyonculuk mudur, habercilik midir?
- Hayır. Bu örgütçülüktür. Örgütlenmeye kalkışmanın yöntemlerini öğretmektir.Gezi olayları bir oyun; AK Parti iktidarı, Tayip Erdoğan meselesi değil doğrudan Türkiye’ye yönelik bir hamleydi. Aynı Mısır’daki olaylar gibi. Bu hamleyi sade vatandaşlar yani eylemlere katılan öğrenciler gördü. Ama ilk dönemde görme ihtimali yoktu. Çünkü sanatçılar bile bu olayın içindelerdi. Bugün sanatçılar da olaylara katılmıyorlar. Çünkü onlar da kullanıldıklarını gördüler. Bu kısımda Levent Kırca, Mehmet Ali Alabora ve Can Dündar’ı ayırt etmek gerekir. Çünkü onlar hâlâ provokasyon yapıyorlar. Dolayısıyla o saydığım isimler, televizyon kanalları, haber ajansları habercilik yapmıyor, doğrudan örgütçülük yapıyorlar. “LİDERLİK KARİZMASININ ÖNÜNE GEÇMEK İSTİYORLAR”
¥ Sosyal medyada ağır sözler, küfürler, hakaretler görüyoruz. Bazı medya kuruluşları Başbakan’a ‘diktatör’ diyor. Fakat yaptıkları yayınlara baktığımızda diktatörlükle kıyaslanmayan emareler görüyoruz. Medyanın bu bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Diktatör denilen lider anlatabildiğiniz ölçüde her şeyi dinleyen ve gerektiğinde en radikal geri adımları atan bir lider. Gezi’deki geri adımlara baktığımızda AVM durumları unutulmuştur. Hatta şöyle bir şey söz konusudur; ‘Mahkeme bizim lehimize karar verse de biz bu durumda referanduma gideceğiz.’ En çok istişare eden hükümettir. Mesela her hafta bakanlar kurulu toplanıyor. AK Parti öncesinde böyle bir şey yoktu. AK Parti geldiğinden bu yana bu iş rutinleştiği için halk bunu yadırgamıyor. İstişare eden bir yapı nasıl olur da diktatör, baskıcı olur. Kaldı ki AK Parti halkla da istişare eden, en fazla kamuoyu araştırması yapan bir partidir. Başbakan Erdoğan için hani o Kasımpaşalı, dik, külhanbeyli imajı üzerinden söz dinlemeyen, istişareye kapalı, her şeyin kendi dediği gibi olmasını isteyen bir lider olgusu oluşturulmaya çalışılıyor. Bunu tamamen Erdoğan’ın liderlik karizmasının önüne geçmek ve onu kuşatmak için yapılan bir hamle olarak görüyorum. “ERDOĞAN BİZİ DE KURTARDI”
¥ Başbakan’ın Ülke TV’de Esma’nın babasının yazdığı mektuba ağlamasının arka planında neler var? Turgay Güler programı neden yarıda kesti? Devam ettirecek miydi? Arka planda bize yansımayan, bilinmeyen ne gibi durumlar var?
- Esma’nın babasının mektubunu yayına vermek programımız dahilindeydi. Yayına verdikten sonra Başbakan monitöre baktı ve çok duygulandı. Yayının arka planında olan birisi olarak yayını kesip, kesmeme tereddütünü yaşadık. Sonuçta bir lider var ve o anda bir duygu kontrolü yok. Ama sayın Başbakan kendisini toparladı ve şöyle dedi: ‘Şu anda ben Başbakan Erdoğan olarak konuşmuyorum. Vatandaş Tayyip olarak buradayım.’ Bu bizi de kurtardı ve yayına devam ettik. İyi ki de devam ettik. Çünkü neden bu kadar duygulandığını, hüzünlendiğini anlattı. Sonrasında yayın süresi azalmıştı, birkaç soru sorabilirdik fakat o duygusal atmosferden sonra soracağımız her soru sorumluluk açısından problemdi.
Size birkaç isim sorup,
onların sizde ne çağrıştırdığını
öğrenmek isterim
Ertuğrul Özkök: İki cami arasında kalmış beynamaz.
Çevik Bir: Kendini bir halt sanmıştı.
İlker Başbuğ: Gaza gelen.
Ahmet Necdet Sezer: Bu devletin soğuk yüzüdür.
Süleyman Demirel: Osmanlı’nın devşirme geleneğinin cumhuriyetteki iz düşümüdür.
Kemal Kılıçdaroğlu: Takiyye ve emin olamama. Kesinlikle sözlerinden emin olamazsınız.
Deniz Baykal: Kemalizmin hâlâ genç delikanlısı.
Melih Gökçek: Bütün ideolojilerin üzerinde devletçi.
Ahmet Hakan Coşkun: İyi bir kalem fakat annesinin kucağında öğrendiği duanın gereğini yerine getirmekte tereddüt eden adam.
Hürriyet Gazetesi: Elahram... Devletin gazetesi.
Doğan Haber Ajansı: Örgütçü.
Oda TV: Operasyonel merkez.
Ulusal Kanal: Şaklaban.
Halk TV: Öyle bir TV yok.
Ülke TV: Habere bu pencereden bakın.
Akit: Yerli.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23