Filistin için tek yürek olarak İsrail soykırımına direniş mücadelesi
Gazetemiz okurlarından Prof. Dr. Beyhan Asma 'Filistin için tek yürek olarak İsrail soykırımına direniş mücadelesi' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Gücünü iki ülke halkları arasında yüzyıllar öncesine dayanan güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağlardan alan Türkiye ve Filistin millet ve kültür olarak çok boyutlu bir niteliğe ve derinliğe sahiptir. Yaşanılan trajik olaylardan dolayı ilk etapta Gazze, Filistin denince aklımıza soykırımla özdeşleşmiş öldürülen masum çocuklar gelir. Gazze Soykırımı anlam ve kavram olarak şu gerçeği ortaya koyar: Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına karşı İsrail tarafından uygulanan ve halen devam etmekte olan sistematik kanlı eylemlerden biridir. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri Gazze Şeridi’nde uyguladığı sivilleri öldürme, aç bırakma, doğumları engelleme, sivil altyapıyı ve sağlık merkezlerini yok etme, sağlık çalışanlarını ve yardım gönüllülerini öldürme, geniş çapta zorla yerinden etme, cinsel saldırı gerçekleştirme, dini, kültürel alanları ve eğitim bölgelerini ortadan kaldırma gibi eylemlerin sonucunda tüm sivil toplum kuruluşlarına, insan hakları örgütlerine, birden fazla soykırım çalışması ve uluslararası hukuk uzmanına göre İsrail, Gazze Şeridi’nde soykırım suçu işlemektedir. Uluslararası Hukuk’a göre bu saldırılar ve insanlık dışı eylemler, ağır bir insanlık suçu olarak değerlendirilmektedir.
İlgili kurumlar ve uzmanlar, İsrailli üst düzey yetkililer tarafından yapılan ve Gazze halkını kısmen ya da tamamen yok etmeye yönelik bir niyet taşıdığı düşünülen açıklamalara dikkat çekmekte; bu söylemlerin, uluslararası hukukta soykırım suçunun oluşması için gerekli olan “yok etme kastı” unsurunu karşılayabileceğini belirtmektedir. Bunların yanı sıra soykırım niyetini belli eden bir diğer faktörün İsrail’in Gazze’de kullandığı abartılı güç olduğu belirtilmiştir. İsrail, Gazze’de çocuk ve kadınlar dahil olmak üzere sivilleri sayısız kez hedef almış, sivil yerleşim yerlerini bombalamış, gazetecilere saldırmış ve su, yemek gibi insani yardımları engellemiştir. Bu engellerin doğurduğu sonuçlara rağmen İsrail, aynı eylemleri uygulamaya devam etmiştir. Filistin topraklarında kurulduğu günden beri bölge insanına özellikle de ‘Müslümanlara’ baskı uygulayan İsrail, bir terör örgütü suçu işlemektedir. Bu saldırılar, Uluslararası Hukuk kurallarını ve insanlık vicdanını ihlal etmektedir.
Tarihsel süreçte uluslararası sistemin önde gelen aktörleri olan devletler, terörü kendi iç ve dış politikalarını belirlemede bir araç olarak kullanmış, gelişen kitle iletişim araçlarıyla halk üzerinde korku ve panik oluşturmuşlardır. Siyonist İsrail yönetiminin kuruluşundan bugüne değin, gerçekleştirdiği ve sürdürdüğü, vahşi ve gayr-ı insani saldırılarda ve uyguladığı devlet terörüyle binlerce masum Filistinli insan, kendi topraklarından katledilmiş, yaralanmış veya toprakları gasp edilerek sürülmüştür. Soykırımcı İsrail, Gazze’de bebekleri, çocukları, kadınları, silahsız sivilleri, gazetecileri, hastaneleri, okulları, sivil konutları, cami ve kiliseleri, mülteci kamplarını, ambulansları, yaralı konvoylarını, kültürel mirası bombalamış, fosfor bombası kullanmış, esirlere kötü muamele etmiş, sivil halka açlık ve susuzluk çektirmiş, enerji ve diğer temel ihtiyaç maddelerine ambargo uygulamış, iki milyon kadar insanı göçe zorlamış ve bölge halkını topluca yok etme politikasını uygulamıştır.
Tüm bu hususlar, savaş suçunun konusu olmanın yanı sıra aynı zamanda insanlığa karşı da işlenen suçlara da konu olmaktadır. Kuruluşundan beri İsrail’in yaptığı katliam dizisi ve hukuk tanımayan eylemleri karşısında, ABD başta olmak üzere birçok ülke, İsrail yönetimine koşulsuz askeri ve siyasi destek sağlamıştır. ABD, İsrail’e yıllık 4 milyar dolarlık askeri yardım yapmakta ve BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail aleyhine çıkan karar tasarılarını veto etmektedir. ABD’nin yanı sıra Fransa, Almanya, İngiltere, Kanada gibi ülkeler de İsrail’in saldırılarını meşru göstermeye çalışmakta, Gazze’ye yönelik ambargoyu kaldırmamaktadır. Ayrıca bu ülkeler, İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaptığı yerleşim faaliyetlerini engellememekte ve İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamak için kendisine baskı yapmamaktadırlar.
Bu ülkeler, İsrail’in savaş suçlarını destekleyerek insanlık suçuna ortak olmaktadır. Gazze’de yaşanan bütün dram ve zulümler karşısında, dünyanın çeşitli üniversitelerinde çalışan akademisyenler, insan hakları savunucuları, sanatçılar, sporcular, gazeteciler, kanaat önderleri, din adamları, hâkim ve savcılar, uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırmaktadır. Bu kanaat önderleri, Gazze’deki acının derhal durdurulmasını, sorumluların hesap vermesini, Gazze halkının yaşam hakkı ve özgürlüklerinin korunmasını, Gazze’ye yönelik ambargonun kaldırılmasını, Gazze’nin yeniden inşasını ve Filistin halkının bağımsız devletine kavuşmasını talep etmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararlarına ve raporlarına, insanlık ahlakı ve vicdanına göre Gazze’de yaşanan katliamın ve hukuksuzlukların sorumlularının, emrini verenlerin ve destekleyenlerin hesap vermesi tarihi, vicdani, ahlaki ve medeni bir görevdir. İnsanlık, bu görevin gereğini derhal yerine getirmelidir.
İngiltere ve ABD’nin destek verdiği ve Orta Doğu’da büyük bir sorun hâline gelen İsrail terör devletinin tüm faaliyetlerine son verilmeli, uluslararası toplum Gazze’de yaşanan insanlık dramını görmezden gelmeyerek, başta savaşın aktif tarafları olan ABD ve İsrail devlet terörü uygulayıcısı Netanyahu olmak üzere tüm sorumlulardan hesap sorulmasını istemelidir. Sürecin takibinin yapılması bundan sonra dünyanın her hangi bir yerinde benzer soykırımların yaşanmasına da engel olacaktır. İnsan onurunu temel alarak, kişilerin eşit davranılma hakkının sağlanması, hukuken tanınmış hak ve özgürlüklerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesini önemseyen şahıslardan biri olan ben deniz Gazze’de olan tüm soykırım suçu kurbanlarını saygı ve sevgiyle anıyorum. İçlerinde vicdan olan bütün insanlığı Gazze’de soykırıma varan insanlık trajedisine son vermelerine davet ediyorum.