• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Eski arkadaşlıklar, dostluklar kalmadı'

Yeniakit Publisher
2021-08-11 10:54:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
'Eski arkadaşlıklar, dostluklar kalmadı'

Gazetemiz okurlarından Mesut Yücetürk "Eski arkadaşlıklar, dostluklar kalmadı” başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

1968-69’larda gaz lambası kullanırdık. Titreyen gaz lambasının ışığında radyomuzdan (evimizin tek teknolojik aleti!) Saat 22.00’da Radyo tiyatrosu dinlerdik. Hepimiz pür dikkat kesilir, nefesimizi tutardık. Veya ben çocuk olduğum için olabilir adeta içinde yaşardım. O muhteşem sanatçıları da burdan hayırla yâd etmek isterim.

•Gaz ocağı kullanırdık. Suyumuzu kışın sobada ısıtırdık. Gıdalarımızı saklayacak buzdolabımız yoktu. Çalışma masam yoktu. Babam bir tane kürsü yapmıştı ders çalışmam için. Matematik defteri olarak sarı yapraklı defter kullanırdık. Kalem ve silgi bizim için çok kıymetli idi. Dibine kadar kullanırdık.

•Okulumuz sobalı idi. Bizi getirip götüren servis arabamız da yoktu. Araba biraz lüks gelir,çocuk arabamız bile yoktu. Ve yol uzundu. Ama at arabamız vardı. Babam manifaturacı idi. Pazen, basma, poplin satardı köylüye. Borcunu da harman da vermek üzere yazardı. Babam haftada bir gelir bir iki gün yatar, mal eksiğini takviye eder tekrar giderdi. Her gelişinde saman içine dizilmiş koli içinde köy yumurtası getirirdi. Çünkü yumurta en sevdiğim yiyecekti. Yumurtasız yapamazdım.

•Naylon ayakkabı, lastik ayakkabı giymişliğim vardır. Naylon ayakkabımın demir kilidi ayağımızın üzerini yara yapardı. 70’li yıllarda Kırşehir/Kaman ilçesinden Kayseri’ye gelmiştik. Babamın işleri umduğu gibi gitmedi herhalde ki babam bakkal dükkanı açmıştı. Ayrılırken öğretmenimle vedalaşmak için annemle beraber gittik. Ancak ben yanına üzüntüden gidemedim. 50 mt uzaktan öğretmenimi seyrediyordum. Çocukluğumda yaşadığım ayrılık hüznünü kimse anlayamadı. Konuşurken ara sıra bana bakıyordu. Anneme, keşke Mesut gitmese de on tane öğrencim gitseydi demiş. İlkokulda okuma şevkim, başarım kırılmıştı. Çünkü kaba, dayak atan erkek bir öğretmene vermişti beni babam. Eti senin kemiği bizim demişti birde. Neyse kendimi ancak lisede toparlayabilmiştim.

•Astsubay olmuştum. Evlenmiş çocuklarım olmuştu. Bir gün yolum okuduğum okulun bulunduğu ilçeye düştü. Eski oturduğumuz evi, sokakları gezmiştim. Mekana olan vefamızdan belki. Öğretmenimi bulma ümidi ile okula koştum hemen. Müdür beyden İstanbul’a tayin olduğunu öğrendim. Müdür bizi hiç arayan öğrencim olmadı serzenişinde bulunmuştu. Niçinini müstahdeme nasıl davrandığından çıkarmıştım. İstanbul Cennet Baraka İlkokuluna mektup yazdım. Öğretmenlerden nerede olduğunu bildirmelerini istedim. Bulup elini öpecektim. Ama hiç cevab veren olmadı. Ömür boyu içimde bir uhde olarak kaldı.

•Evimizin yanında gecekonduda oturan ilkokuldan bir arkadaşım vardı. Babası at arabası ile geçimini sağlardı. Bir gün oyun oynarken annesi yemeğe çağırdı bizi. Yemekte kuzine sobada yeni pişmiş mis gibi kokan esmer tandır ekmeği vardı. Katık mı? Sadece çay vardı yanında. Ne o kadın ne ben bunu ar yapmadık. Yapmazdık. Şimdi hangi anne yapabilir bunu? Bizim çocukluluğumuzun en lüks yiyeceği simit ve gazozdu.

•Onca yokluk içinde mutlu idik. Evet paramız yoktu. Ama insanlık vardı. Samimiyet, vefa vardı. Yardımlaşma vardı. Arsız, kavgacı arkadaşlarım vardı ama kaprisli, kibirli bir arkadaşımı, komşumuzu hatırlamam. Her gün görmeden yapamayacağım arkadaşlarım vardı. Çelik çomak, misket, voleybol, futbol oynardık. Telden araba yapar, sürerdik. Çember çevirirdik.

•Mahallemizde birkaç ailede telefon vardı. Çünkü Ptt’ye yazılıyorsun 5-10 senede sıra geliyordu. Ve bizim için lükstü. İhtiyaç değildi. Telefon etme ihtiyacı olduğunda PTT’ye gider, yazılırdık. Saatlerce bekler, görevlinin; “Filan şu nolu kabine” sözüne kulak kabartırdık. Misafir çat kapı gelirdi bizim zamanımızda. Çünkü telefon yoktu. Şimdi telefon var ama misafirlik bitti. Misafirden kaçmak moda oldu. Mahallemizde bir tane kırmızı reno sıteyşin taksi vardı. O da bir Astsubayındı. Çocukluğumuz dolmuş ve otobüs duraklarında beklemekle geçti. Kışın donar, yazın yanardık. Çünkü miktarları azdı.

•Mahallemizde iki üç ailenin televizyonu vardı. Haftada üç gün paket yayın yapılırdı. Kaçak, Vadideki Hayat, Tatlı serti, Uzay yolunu kaçırmazdık. Annemden müsaade alıp giderdik. Falan Teyze müsaade edersen televizyon seyredebilir miyiz? Derdik. Nihayet babam ısrarlarımıza dayanamadı. Sanırım 1975’te bir televizyon alınmıştı. Gece 12’de Güne Bakış haber programı sunan Can Akbel’i dinler, İstiklal marşı okunur ve yayın kesilirdi. Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız. yazısı çıkar ve tv’yi kapatırdık. Ve sonra da Eve bir buzdolabı, ondan önce de milangaz ocak alınmıştı. Bunlar çok büyük gelişmelerdi çocuk dünyamda.

•Şimdi hız ve haz çağında doğmuş çocuklar mutsuz. Binlerce oyuncağın içinde tatminsiz. Yediği önünde yemediği ardında. Nimetin farkında değil. Yokluk görmemiş. Zorluk yaşamamış. Kariyer yapmaya, köşe dönmeye şartlandırılmış gençler. Hayat mücadelesinde donanımsız. İnsan ilişkilerinde yapay, sanal. Çünkü aşırı korumacı ana baba tarafından yetiştirilmiş. Şükürden ziyade şikayet duyarsınız bu çocuklardan. Baba çocuk üşümesin diye önce gidip arabayı ısıtıyor. Çocuklar havadan nem kapıyor. Hapşırsa soluğu doktorda alıyor ana-baba.

•Marka takıntısı olan kibirli, kaprisli çocuklar var günümüzde. Arkadaşa bile ihtiyaç duymuyor sosyal medya ona yetiyor. Telefon, oyun müptelası olmuş gençler. Mahallenizde oyun oynayan çocuklar görüyor musunuz? Çocuk cıvıltısını duyanınız var mı? Çocuklar çocukluğunu yaşayamamış. Okuldan eve, evden okula yarış atı gibi yetiştirilen çatlayana dek koşturulan mutsuz çocuklar. Vefadan, kimliğinden uzak, öz güveni eksik bir nesil yetişiyor.

•Hasılı, bize ne oldu? Eski arkadaşlıklar, dostluklar kalmadı. Akraba muhabbeti, vefa kalmadı. Misafirlik, yardımlaşma bitti. Sadece maddiyatın, diplomanın peşinde koşan insanlar olduk. İnsanlık bitti. İnşallah köylerimiz de bu bozulmadan nasibini almamıştır. Aldı ise... Vah halimize ki vah!..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Misafir

Koyde insanmi kaldi da koylu nasibini almayacak. Koylerde kucuk kasaba olmus zaten. Koy sehir farki kalmamis.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23