Ermeniler, İttihatçılara ''akıl'' veren Almanlar tarafından kışkırtıldı
Bağımsız Ermenistan vaadi ile Osmanlı İmparatorluğuna karşı ayaklanan ''Milleti sadıka'' Ermeniler, Osmanlı devlet yapısı için de hassas noktalarda bulunan Alman kökenli askeri unsurlar İttihatçılara “akıl” veren emparyal güçler tarafından nasıl kışkırtıldığı bugün daha iyi anlaşıldı.
Milleti sadıka iken, 2. Abdülhamit'e karşı isyan ettirilen ''Ermeniler'' bugün batı'nın ''kurşun askeri'' haline geldi. Anadolu Haberim yazarı Binnur Günay o süreci anlatarak, bugüne ışık tuttu;
Osmanlı’nın asli unsurlarından olan Ermenilerin imparatorluk bünyesindeki yerini fark eden dönemin emperyal güçleri dokuyu tahrip etmenin yollarını aramaya başlamışlardır. Bunun ilk görünür hamlesi kuşkusuz İran ve Azerbaycan arasında imzalanan Türkmençay anlaşmasıdır.
Tarihler 1828 yılını göstermektedir. Ruslar Ermenilere toprak ve devlet kurabileceklerine dair sözler vereceklerdir. Bu amaca yönelik olarak Anadolu ve İran üzerinden yüzbinlerce ermeniyi Azerbaycan topraklarına getireceklerdir. Bu iş için finansman da sağlayacaklardır. İşin ilginç yanı ise Rusların yanı sıra İngiliz tüccarlarında bu finansmana katkıları bulunacaktır. Bu süreç ilerleyecektir.
Tarihler 1877-1878’i gösterdiğinde süreç meyvelerini vermeye başlayacaktır. Mevzu Osmanlı-Rus Savaşıyla Berlin Antlaşması gereği uluslar arası alana taşınacaktır. Osmanlı Devleti’nin dağılma süreciyle birlikte, imparatorluk topraklarında söz sahibi olmak ve imparatorluğun çöküşünü hızlandırmak isteyen devletlerin Ermenilere yönelik politikalar oluşturdukları tarihte sabittir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra ise büyük güçlerin Kafkasya politikaları ile bu sorunu uluslararası alana taşıdıklarını dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Ermeni Diasporasının çabalarının da Ermeni sorununun uluslararası ilişkilerde yer bulması gerçekleştirilmiştir. Meselenin Türkiye’nin başını ağrıtan bir sorun olması ve Türkiye’yi zayıflatmayı amaçlayan ülkeler tarafından bir baskı unsuru olarak kullanılmaya başlaması, 1. Dünya Savaşı’nda cereyan eden tehcir olaylarına ve sonrasına dayanmaktadır.
Farklı etnik ve dini aidiyetleri olan topluluklar Osmanlı’nın bünyesinde uzun yıllar barış içinde yaşamış,adil muamele gördükleri ve haklarını kullanabildikleri sürece farklı grupların bir arada yaşayabilmesi mümkün olmuştur.
Lakin Osmanlının birleştirici ve bütünleştirici misyonundan rahatsız olanlar bertaraf etmek için Osmanlı Devletini parçalayıp paylaşmaya kararlı Batılı “emperyal” güçler, Osmanlının himayesinde ve beraberliğinde 850 sene birlikte yaşamış olan Ermeni vatandaşları devlete karşı kışkırtılmıştır.
Osmanlı’yı parça parça edip Türk, Kürt, Ermeni, Rum gibi temel kalıplara indirgeyen ittihatçı akıl, Osmanlı’yı “Türk”leştirirken bünyeyi teşkil eden ana unsurlarını da pasifize etmenin pratiğiyle meşgul olmuşlardır. Bu noktada Almanya unsuru göz ardı edilemeyecek kadar belirgindir. Osmanlı devlet yapısı için de hassas noktalarda bulunan Alman kökenli askeri unsurlar İttihatçılara “akıl” da vereceklerdir.
Bu çerçevede Ermenileri de sosyalist, milliyetçi ve entarnasyonel düzleme çekip, fırsat bulduklarında Anadolu üzerinde baskı unsuru olarak kullanılır. Abdülhamid Han durumu yakından takip edecektir.
Buna rağmen İmparatorluk bünyesindeki Ermeniler çeşitli platformlarda eğitilip örgütlenecektir. Kafkasya’dan Bitlis’e, Antep’ten Harput’a ; Adana’dan Halep’e kadar isyan başlatılır…
Osmanlının tüm birleştirici, bütünleştirici iyi niyet tekliflerine “hayır” cevabı verilerek isyan ettirilir. Sözde “bağımsız Batı Ermenistan” için düşmanın saflarında savaşma Osmanlıya tercih edilir; (tabi oldukları devleti yıkmak, emperyalistlerle paylaşmak için).. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki sessizlik kısa sürer daha doğrusu mesele “uyutuldu” sanılır.
Aradan geçen kısa bir sessiz dönemden sonra yeniden Ermeni meselesi siyasi ve terör ortamına taşınır. ASALA terör örgütüyle devletin diplomatları katledilir. Tarihi kin ve nefretle beslenen bir düşünce yapısıyla sürekli yeni talepler oluşturulur.
Bir süre sonra bu talepler çok fazla etkili olmadığını anladıklarında, yeni şeyler söylemek ve yapmak gerektiğine karar verilir. Birden önü ve arkası kesilen, sanki “buharlaştı” sanılan ASALA yerine bu kez PKK terör örgütü ükenin başına bela edilir. Ermeni ayrılıkçıların yapamadığını, başaramadığını başka bir aracı kullanarak yapmayı planlarlar Batılı “emperyaller”…
Çünkü Anadolunun istismar edilerek, kullanılacak bir yanı (argümanı) daha vardır; “Kürtçülük”…
Simdilerde Ermeni meselesini gündeme getirip siyasi zemine taşımak isteyenler yeni terör örgütleri oluşturmada Ermenilerden zemin hazırlığı mı yapılıyor diye düşünmeden geçemiyoruz. Zira ittihatçı mantık dün 24 Ermeni mebus bulundururken aslında tamamen Osmanlı bünyesinden silmenin de hesabını yapıyordu!.
Batılı emperyal güçler Osmanlı’nın çok katmanlı dokusunda yer alan unsurları zamanında tahlil edip testlere tabi tutmuşlardır. Bunu geniş bir zaman dilimi içerisinde gerektiği yerde gerektiği kadar kullanmayı esas almışlardır.
Bunu İngiliz, Alman, Rus, Fransız ve İran devlet belgeleri içinde görmemiz mümkün olacaktır. Bizatihi Osmanlı Devlet arşivleri bu oyunların tutanakları kayıtlarıyla doludur!..
Geçmişte Cumhuriyet dönemi ittihatçıları başlattığı operasyonu hızlandırarak, azınlıklar olmadan sadece salt Türk’çü formatına sahip “Kemalist” etiketli vatandaş tipi icat etmeyi seçtiler. Çok dokulu değil, çok kaoslu bir devlet yapılanması ana hedefti. Bu toprakların bağrında büyüyüp gelenek-görenek, hukuk çizgisinde yaşamayı gaye edinenlere, Türk vatandaşı olduğunu ve bununla gurur duyduklarını ifade edenleri ötekileştirmek istediler.
Bu sebepledir ki bugün Ermeni dosyasını önümüze yeniden getirenler birlik olanlar ve iç dinamiklere oynayan küresel sermaye güçlerinin son kozları hükmündedir. O gün sınırları belirgin kılmak isteyenler, farklı etnik kimlik temelle kaos oluşturdular. Bugün de itibar suikastleri ile bunun peşindeler.
Anadolu’nun bütünlüğünden rahatsız oluyorlar. Osmanlı olmakla övünen etnik kimliği farklı halkları susturmak istiyorlar. Geçmişi sabıkalı olanlar, suçluluk psikolojisi ile tarihi “soykırım” adı altında gölgelemek ve yaşananları örtbas etmek istiyorlar.
Osmanlı dokusundan korkuyorlar. Çünkü; birleştirici ve bütünleştirici Osmanlı misyonundan korkuyorlar! Önemsedikleri Ermeniler değil, ermenilerin yüklendikleri ve sahiplendikleri Osmanlı misyonudur!. Bugün bütünleşmenin en güçlü hamleleri yapılıyor.
Gerek ülke içi ve Anadolu da gerekse coğrafyadaki birleşmeden korkuyorlar. Bunu engellemek için yoğun çaba harcıyorlar. Mesele Ermeniler değil, siyonist üst aklın bu unsurları yönlendirmesidir.
Bu kavgaya ortak dahil olan İngiliz ve Fransız aklı ise reklamını yapıp, ‘iç dinamikler’ üzerinden Anadolu’nun yükselen dinamiğini baltalamanın hesabını yapmaktadırlar. Neden hiç kimse sormaz ki; Kurtuluş savaşı sırasında Almanların, İngilizlerin, Fransızların işgal ettikleri yerlerde Ermenilerin önde gelen, iş yapan aydınlarından çoğunu sürgüne gönderip sömürgelerinde infaz etmişlerdir!..Ermeniler neden bunun hesabını soramazlar?
Velhasıl tüm katmanları ilgilendiren milli bir mesele bu. Meseleyi bize gösterilen çerçevede değil perspektife yansıyan süreç içinde değerlendirmeli. Bu mesele hiçbir siyasi partinin davası olamayacak kadar bu vatan topraklarında yaşayan insanlarımıza, bizlere has bir durumdur. Zaman dilimini 1915’in sonrasına almaları öncesindeki ihanetlerinin, örgütlemelerinin ve oyunlarının saklanmasından başka bir şey değildir. Kuşkusuz, yaşanılan zaman dilimi ile bugünü değerlendiremeyiz.
Bu günlerde eksik anlatılanlar var, tahrif edilenler, saklananlar var…Bu vatanın etrafındaki düşmanlarımız kadar içimizdeki işbirlikçi düsmanlarımızda mevcut.
Emperyalizmin üzerimizde oynadığı oyunları görebilecek kadar ferasetimiz var. Hiç kimsenin ne uyarısına, ne de tavsiyesine ihtiyac duymayacak kadar güçlü bir devlet yapımız var!..
Bu topraklardaki kardeşliğimizin önünü her kim ve yapı olursa olsun engelleyen haindir. İyi bilinmeli ve teşhis edilmelidir!
Bir zamanlar kendilerini bizim gönderdiğimiz fermanlarla hizaya getirenler, şimdilerde bize ayar vermeye kalkışmışlar!
Lakin hatırlatmakta fayda var. Osmanlıda biz ordularımızı mektuplarla yolluyorduk. Şimdilerde ise TANAP, Batı’ya gönderilen mühim bir mektuptur! Anlayana..