Charles R. Lister'ın kaleme aldığı ‘The Syrian Jihad' kitabı beş yıllık süreçte bölgenin ve grupların yaşadığı dönüşüme odaklandı
Charles R. Lister tarafından yazılan kitabı, Yale Üniversitesi Dünya Araştırmaları Enstitüsünde Müdür olan ve “Çözülme: Irak’ta Yüksek Beklentiler ve Kaçırılan Fırsatlar” kitabının yazarı Emma Sky analiz etti:
2011 Temmuz'unda son Suriye’ye gidişimde protestolar başlayalı 4 ay olmuştu. Ve 2000 Suriyeli katledilmişti. Suriyeliler, kendileriyle konuştuğumda, ülkelerinin Irak’ta olduğu gibi iç savaş ile yıkılmayacağı kanaatindeydiler.
Bugün Suriye’de toplam ölü sayısı 250 binin üzerindeyken, nüfusun yarısı kendi topraklarından göç etmek zorunda kaldı. “Suriye Cihadı” adlı kitabında Charles R. Lister zorlu bir iç savaşta, cihatçıların ön plana çıkan rollerinin etkisiyle, adalet ve daha iyi hükümet sloganıyla yola çıkan bir halk devriminin nasıl dönüşüm geçirdiğini açıklıyor.
Hafız Esed’in 2000 yılında ölümünden sonra başkanlığa oğlu Beşar Esed geldi. Genç liderin reform getireceğine dair başlangıçta bir iyimserlik vardı. İktidarının ilk birkaç yılındaki girişimleriyle ülkeyi siyasi ve ekonomik alanda kısmen özgürleştirdi. Alevi egemen rejimde, Sunni Müslümanların, Hristiyanların ve Dürzilerin temsiliyetini artırdı.
Ayrıca Şam Ticari Elitlerinin sadakatini, ekonomiyi kısmen liberalleştirerek kazandı. Bununla birlikte durumdan faydalanan büyük ölçüde Esed’in dostları olurken adaletsizlik arttı. Yakıt fiyatlarının artması ve suya erişim imkanlarının azalması, orta sınıfın yaşam standartlarını düşürürken, kuraklık birçok çiftçiyi kırsal alanlardan, geçinmek için çabalayacakları şehirlere göçe zorladı.
Bu süreçte, Esed, her tarafa yayılmış olan güvenlik araçlarının işlevini sürdürdü. Babasının “sızma(istihbarat) ve dahili tehlikeleri ihraç etme” stratejisini devam ettirdi. Belki de, Müslüman Kardeşler'in kalesi Hama’da tahmini 10.000-40.000 Sunni’nin katledildiği 1982 Katliamı için karşı taraftan gelecek misilleme korkusu, Esed’i böyle yapmaya yöneltmişti. 2003’den sonra Amerikan işgaline karşı direnişe katılmak için Irak’a giden cihadçıların girişine de olanak sağladı.
Mart 2011’de Der’a’nın güneyinde gözaltılar ve çocuklara yapılan zulümler, barışçıl gösterilerin düzenlenmesine yol açtı, fakat hükümet gaddarca bir baskı ile karşılık verdi. Bu baskı ile halkın yılması beklenirken, tersine bir etkiyle Suriyelilerin kendilerini korumak için milis güçler kurmalarına neden oldu. Sözde ılımlı silahlı muhalefet Özgür Suriye Ordusu bu sürece öncülük etti.
Esed, bilinçli bir şekilde Suriyeli cihatçıları muhaliflerin içinde önemli bir rol üstlenmeleri için zindanlardan çıkartmıştı. Uluslararası toplumun gözünde de kuyularını kazmak amacıyla direnişçileri “İslami teröristler” gibi göstermeye çalıştı.
Ancak direnişçiler daha fazla alan kazanmayı başarırken, Esed’in Ordusu kendilerini kırılma noktasında gerili buldu. Orduya Alevi biri komutanlık yapmasına rağmen hatırı sayılır derecede piyade Sunniydi. Bu Sunniler, güvenilmez olarak kabul edilmişti. 2013’e kadar Esed, en yakın dostları İran ve Hizbullah’ı ekstra asker ve çatışmayı daha ileri düzeyde mezhepleştirmek için zorlamıştı.
Lister, ayaklanmanın evrimini 2011 Mart'ından 2015 Eylül'üne kadar aylık olarak itina ile takip etti. Gayet detaylı bir şekilde, çok sayıda silahlı grubu gözlemliyor, bu grupların dış kaynaklı desteklerle ve bazen kendi aralarında işbirliği veya savaş ile birbirlerine karşı nasıl mücadele ettiklerini, (ittifakların değişimiyle) gözlemliyor. Cihad gruplarının yükselişinin ılımları destekleyen uluslararası topluluğun başarısızlığının sonucu olduğunu iddia ediyor. Fakat ayrıca İslami grupların üyeleri cezbetmede daha başarılı olduklarını, çünkü daha organizeli, daha fazla fedakar ve iyi finanse edildiklerini de ifade ediyor. Lister, İslami grupları, liderliği ülkenin dışında,Türkiye merkezli ve finansal desteği farklı çıkarları olan bağışçılardan gelen, birbirlerine karşı mücadele eden gruplara öncülük eden Özgür Suriye Ordusuyla karşılaştırıyor.
Lister, DAEŞ’in 2013’deki yükselişin tarihini atıyor. Irak’ta, uluslararası topluluğun başarısızlığı 2010 seçim sonuçlarını onaylaması ve İran ve Birleşik Devletler’in desteği, mezhepçi Şii Nuri el Maliki için ikinci defa başbakanlık için desteklemeleri bölgeyi yakıp yıkan sonuçları ortaya çıkardı. Maliki, 2007 dalgalanması zarfında Amerikan güçleriyle yan yana savaşıp Irak’ta El Kaide’yi görünürde durduran Sahve (El-Kaide’ye karşı savaşan ‘uyanış grupları’)’nin maaşlarını ödemeyi durdurdu.
Sunniler toplu bir şekilde tutuklandı. Maliki’nin bu politikası Irak’ta El Kaide’nin kalıntılarından yükselen, Sunnilerin savunucusu gibi kendisini takdim eden ve Suriye’ye yayılan DAEŞ’e olanak sağlayan bir çevre oluşturdu.
Lister, DAEŞ’in, Sahve’nin tekrar arkadan vurması konusunda endişeli olduğunu ve şiddetli sindirme aracılığıyla her potansiyel muhalefeti durdurmaya çalıştığının altını çiziyor. Aynı zamanda, DAEŞ yerel halkın “kalplerini ve zihinlerini” kazanarak bölgeyi elinde tutmaya ve yönetmeye çalıştı. Örneğin Halep’te karşılıklı oyunlara katılmaya cesaretlendirdiği çocuklar ve yetişkinler için “eğlence günleri” düzenledi. Çocuklar hızlı bir şekilde dondurma ve karpuz yiyerek yarışırtırılırken, Kur’an-ı Kerim bilgilerini ölçen bir sınava da katıldılar. Bu sırada yetişkin erkekler sandalye oyunu, bilek güreşi ve halat çekme oyunlarına katıldılar. Yarışmalarda kazananlara ödüller de verildi.
Esed muhaliflerin iç çekişmelerinden çokça faydalanma imkanına sahipti. Örneğin, Suriye’de DAEŞ ve El Kaide’nin Suriye şubesi Nusret Cephesi arasındaki çatışma, Şubat 2014’te El Kaide’nin DAEŞ’i tanımamasıyla aralarını böldü. Ayrıca Lister, “radikaller ve ılımlılar birbirlerinin boğazlarını sıkarlarken, rejime karşı savaşı, geçici olarak ikinci sıraya aldılar” tespitinde bulunuyor.
Lister’in farklı gruplarla ilgili aktardığı bilgiler çarpıcıdır. Brookings Doha Center’de bir misafir araştırmacı, yüzlerce muhalif grubun liderleriyle bir araya geldi. En az 150.000 direnişçinin 1500 irili ufaklı gruplara yayıldığını tahmin etmektedir. Savaş boyunca 100 farklı ülkeden en az 30.000 savaşçının Suriye’ye savaşmaya geldiğini söylüyor.
Suriye Cihadı’nı okuyabilmek ayrıntı düzeyi nedeniyle kolay değildir. Suriye’deki savaşla ilgili, ayrıntılı ve açıklayıcı bir bilgiye ulaşmak için genel okuyucunun bilgisi yeterli değildir. Fakat farklı cihadi grupları idare etmek zaruridir. Ayrıca ilgili öğrenciler için karşılaştırmalı sivil savaşlar paha biçilmez fırsat olacaktır. Öğrenciler bu sayede benzer modellerin bireyleri nasıl harekete geçirdiklerini, organize ve finanse ettiklerini, kendilerine katılan insanları neyle motive ettiklerini ve savaş taktiklerini nasıl kullandıklarını teşhis edebilecekler.
Birleşik Devletler Suriye’den nasıl bir ders çıkarmalı? Aslında çatışmanın birincil itici gücü 7.yüzyıldan kalma Şiiliğin “eskiden kalma nefretlerine” odaklanmak değildir. Lister, DAEŞ’in yükselişi ve genişlemesinin temelini “siyasi istikrarsızlık ve dağılmış devleti temsil eden gerçek tehdidi ortaya çıkarmasına” dayandırmaktadır. Suriye Savaşı, rejimlerin meşruluğunun tartışmaya açıldığı ve dini saikleri harekete geçirmekten faydalanan İran ve Suudi Arabistan arasında jeopolitik bir mücadelenin ortasında devam ediyor.
Irak’ta olduğu gibi, Birleşik Devletler Suriye’de daha iyi sonuçlar alabileceği birçok fırsatı kaçırdı. Obama Yönetimi müdahalenin maliyetini hesaplarken, Lister, ılımlı silahlı muhalefeti desteklemede potansiyel başarısız sonuçların hiçbir zaman dürüstçe incelemediğine hayıflanıyor. Bununla beraber en büyük kabahat, kaosun ortasında yardım ettiği DAEŞ’e tek alternatif olarak kendisini gösteren, reform yapmaya gönülsüz olan Esed’e imkanlar verilmesidir. Sonuç olarak asıl zarar gören, bedel ödemeye devam eden Suriye halkıdır.
Emma Sky, The New York Times
Kaynak:İncaNews