Modern dünyanın dayattığı alışkanlıklar İslami kesimin özel günlerine, düğünlerine de yansımış durumda. Öyle ki kültürümüze ve dinimize uygun olmayan ritüeller yaygınlaşarak her geçen gün daha da benimsenir hale geldi. Peki İslami bir evlilik adına yapılan düğün merasimi nasıl olmalıdır? Bu konuda hangi hususlara dikkat etmek gerekir? Prof. Dr. Faruk Beşer İslami düğün merasiminin olması gerekenlerini sıraladı.
Prof. Dr. Faruk Beşer, " Bilinçli Müslümanlar, kendi kültürlerinin görüntüsü olan bir düğün şekli mutlaka oluşturmalıdırlar diyerek ekledi; Bunun için gözlemlerime dayanarak söyleyebileceğim şeyler şunlardır:
1. Aile gibi ömür boyu sürecek bir beraberliğin merasimi olan düğünde İslam’ın yasakladığı hiçbir şeyin bulunmaması, söylemeye bile gerek olmayan bir şarttır. İçki, kadınlı erkekli danslar, tesettüre uymayan giyimler, dekolte çılgınlığı ve tahrik edici kokularla cinselliğe ve nefse hitap eden giyim-kuşam ve yasaklar içeren karma konuşlanmalar bu haramların önemli olanlarıdır. Mukaddes bir kurum olan ailenin temeline böyle çürük taşlar konmamalıdır. Düğün ve nikâh, eşlerin birbirlerinin cinselliğinden yararlanabilmeleri için Allah’tan bir izin alma merasimidir. Allah’tan izin isterken O’nun yasakladığı şeyler yapılamaz.
2. Düğünlerde ve bütünüyle evlenme merasiminde asla israfa kaçılmamalıdır. Başlık parası, ağırlıklar, “Benim kızım şu kadar altından aşağıya gitmez, şunlar şunlar olmadan kızımızı vermeyiz.” gibi cahiliye âdetleri akıllı insanların işi değildir. Nihayet Anadolu’nun bazı yörelerinde söylendiği gibi kız satılmamakta, aksine evlendirilmektedir. Eşleri ömür boyu altından kalkamayacakları bir borçla dünya evine koymanın anlamı yoktur. Bu onları zindana atmak gibi bir şey olur. En akıllı kız babası ya da kız annesi “Evladım, bu insanla sen yaşayacaksın, imkânın ne kadar elveriyorsa o kadarını al, kalan ihtiyaçlarınızı inşallah sonra tamamlarsınız.” diyebilen anne-babadır. Düğünlerde de israf anlamına gelen harcamalar asla yapılmamalıdır. İnsanlara şirin görünmek için gösterişe kaçmak, Allah’ı kırıp insanları memnun etmek anlamına gelir.
3. Düğünün temel iki öğesi müzik ve eğlencedir. Bunların bir amacı düğünün duyurulmasıdır.
Duyurmanın ya da ilanın iki hedefi vardır: Birincisi, filanca ile falanca artık evlidirler, onlara talip olmayın ve onların beraberliklerini gayrimeşru sanmayın.
İkincisi, gelinle damadın âdeta “Biz artık evlendik, bütün ömrümüzü iffetli bir karı-koca olarak geçireceğiz, ayrılmayacağız.” demiş olmaları.
Anadolu’da “Ölüde ağlanır, düğünde oynanır.” derler. Bunun bir gerçekliği vardır.
Ne var ki müzik olacaksa nefsi duyguları tahrik eden Batılı dans müzikleri yerine, bedii duygulara ve ruhlara hitap eden bizim özgün müziklerimiz konmalıdır. Ama her ne olursa olsun düğündeki müzik, insanları rahatsız etmemeli; sadece fonda bir melodi olarak icra edilmelidir. Davul zurna ise icra biçimlerine ve yerine göre helal olabilir.
4. Eğlenceye gelince bunda da yerine ve zamanına göre farklı uygulamalar olabilir. Bölgelere göre horon, bar, hora, halay, zeybek, cirit ve çeşitli yarışmalar, kılıç kalkan oyunları, atıcılık, güreş vb. olabilir. Erkekler kendi aralarında, kadınlar kendi aralarında bu oyunları icra edebilirler. Sadece erkeklerin oynayacağı oyunları kadınların da izlemelerinde bir sakınca bulunmayabilir.
5. Düğünlerin Allah Resûl’ü Efendi’miz tarafından vurguyla zikredilen özeliklerinden biri de yemek yedirmedir. Eskiden bu çok daha önemli idi. Birisine “Gel sana yemek yedireyim.” demek onur kırıcı olabileceği için düğünler bunun bir bahanesi yapılıyordu. Bugün bu özellik eskisi kadar önemli görülmeyebilir. Çünkü hamdolsun bugün insanlar, düğünleri karnını doyurma fırsatı olarak görmüyor. Ama böyle olan yerler yine de vardır. Bu sebeple Sünnet’i temsil eden sembolik değerini de hesaba katarak düğünlerde yemek verilmeye çalışılmalıdır. Ancak yemeklerde israfın önlenmesinin yolu mutlaka bulunmalıdır.
Ve unutulmamalıdır ki yemeklerle ikram edilen kola türü gazlı içecekler önemli bir Batı kültürü göstergesidir. Onların da alternatifleri sunulmalıdır.
6. Düğünde hazır bulunan zevatın birer dakikalık selamlama konuşmaları dışında uzun hitapların yapılması artık sıkıcı oluyor. Bunların yerine fıkralar anlatılabilir. İşin ehli olan insanlar fıkra anlatırken de dersler verebilir. Böylece fıkra dahi malayani olmaktan kurtarılabilir.
Karşılıklı şiir ya da yergi ve övgü doğaçlamaları ve atışmalar ile düğüne renk katılabilir.
7. Salon düğünlerinde insanların meşru ölçülerle bir araya gelip sohbet etme ve tanışma imkânı bulmaları bile düğünün başlı başına bir zevki ve meyvesi sayılır. Özellikle de davetliler arasında ilmi ve ahlakıyla tanınmış zevatı kiramın sohbetinde bulunmak güzel ve özel bir fırsattır.
8. Yüksek masalarda ve ayakta kokteyl havası içinde aperatif atıştırmalar bizim kültürümüzün ürünü değildir. Kokteyl ve aperatif kelimeleri bile tamamen içkiyi ve Batı kültürünü çağrıştıran kelimelerdir. Aslında salon düğünleri dahi bize yabancıdır ancak düğüne münasip bir yer bulmak bir zorunluluktur. Bu sebeple özellikle şehirlerde salonlar artık kaçınılmaz düğün mekânlarıdır.
9. Gelinin düğünlerde herkesin dikkat nazarları altında süslenip püslenip bütün cazibesini ortaya koyması elbette caiz görülemez. Hatta gelinlik bile kültürümüz açısından tartışılabilir. Onu da İslamlaştırmak gerekir. Mesela gelinin yüzünün kırmızı bir duvakla kapatılması hem bölgesel hem dini kültürümüzde var olan bir uygulamadır.
Yerleşik kültüre karşı çıkmak çok zordur ve çok güçlü olmayı, mevcudun karşısına güçlü bir alternatifle çıkmayı gerektirir. Bu da bilgi ister, kararlılık ister, sağlam bir kimlik ister, destek ister. Damadın da papyon kravat giymesi bir kültür taklidinin belirtisidir. Keza mum yakmalar, ateş kültlerini hatırlatan maytaplar hep birer kültür kaymasıdır. Kültür kayınca kültüre bağlı kurumlar bozulur, o da inanca ve ibadete etki eder.
10. Çelenk gönderilmesi, pasta kesmeler gibi hiçbir anlamı olmayan, israftan başka bir manaya gelmeyen Batı kültürü uygulamaları çok anlamsızdır ve tabiri caiz ise kültürel günahlardır. Milletin huzurunda gelinin damadın ağzına, damadın da gelinin ağzına pasta koyması bizim kültürümüzden de inancımızdan da uzak yabancı ve çocuksu özentilerdir.
11. Düğün davetinde sadece eşraftan ve ağniyadan sayılan insanları çağırıp garip gurabayı çağırmamak İslam edebine uymayan bir şeydir.
12. Hediyeleşme düğünlerin güzel taraflarındandır. Allah Resûl’ü (sa) “Hediyeleşiniz ki birbirinizi sevesiniz.” buyurur. Ancak bu konuda da gösterişe ve israfa kaçılmamalıdır. Zenginlerin gelinlerine tam altın, gariplerinkine 20 lira vermek, bu işin Allah için olmadığının göstergesidir. Ayrıca haram olmamakla beraber, gelinle damadın herkesin görebileceği bir mekâna çıkarılıp bir de kameraya alınarak takı takılması ihlası, Allah rızasını ve gönülden hediyeleşmeyi bozan bir uygulama olsa gerektir. Buna şimdilerde bir de pos makinesi ve kartla ödemeyi eklediler ki bu da ilginç bir gelişmedir.
13. Nikâhın dini bir yönü bulunduğu için Batıda düğünler pazar günü yapılır, nikâh da kilisede kıyılır. Biz de onları taklit ederek düğünleri pazar günleri yapıyoruz. Bunun bir sebebi de elbette pazarı yine onlara uyarak tatil günü yapmamızdır. Eskiden düğün yemeği, perşembe günü ve gecesinde verilir; o gece yani cuma gecesi zifafa girilirdi. Birlikteliğin cuma ile ilişkisi kurulurdu. Allah Resûl’ü (sa) “Nikâhı duyurun ve onu mescitlerde icra edin, def çalın.” buyurur. Bu da meselenin cami ile ilişkisinin kurulmasıdır.
14. Düğün saatlerinin namaz vakitleri hesap edilerek ayarlanması gerekir. Mümkünse topluca namaz kılınıp yeni kurulan aile için yine topluca dua etmek çok güzel olur.