Diyarbakır Annesi Ayşegül Biçer’den Akit’e çarpıcı açıklamalar: Artık analar ağlamasın Türkiye düşmanları gülmesin
Diyarbakır annelerinden Ayşegül Biçer, yedi yıldır süren evlat nöbetinin ardından terörsüz Türkiye sürecine destek verdiklerini vurguladı. Biçer, “Artık analar ağlamasın, Türkiye düşmanları gülmesin” diyerek barış ve kardeşlik için mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. Türkiye’nin terörsüz geleceğine karşı çıkan siyasi partilerin ve kişilerin, “Kim barışa karşıysa bölünme istiyordur, dış güçlere çalışıyordur” ifadeleriyle ülkeye değil dış güçlere hizmet ettiğini belirtti.
Akit Pazar Röportajı’nın bu haftaki konuğu, yedi yıldır Diyarbakır’da süren efsanevi evlat nöbetinin simge isimlerinden Ayşegül Biçer. Kendi evladına kavuşmuş bir anne olarak, diğer ailelerin de çocuklarına kavuşması için mücadeleye devam eden Biçer, Türkiye’de başlatılan “Terörsüz Türkiye süreci”ni büyük bir sevinçle karşıladıklarını belirtiyor. TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na katılan Biçer, yedi yıl boyunca yaşadıkları zorlukları ve sürece dair umutlarını Akit ile paylaştı.
Süreçte destek veren şehit ailelerine minnet duyduklarını dile getiren Biçer, barışa karşı çıkanların Türkiye’nin birliği ve huzuruna değil, dış güçlerin talimatlarına hizmet ettiklerini vurguluyor.
Evlat nöbeti boyunca yaşanan dayanışmayı ve barış umutlarını anlatan Biçer, tüm taraflara çağrıda bulunarak, “Madem gerçek barışı ve kardeşliği istiyoruz, öncelik Diyarbakır annelerinin çocuklarında olsun. Analardan akan gözyaşları artık durmalı” mesajını veriyor.
Röportajımızda, Diyarbakır annelerinin gözyaşının nasıl bir direnişe dönüştüğünü, Türkiye’nin terörsüz geleceğine dair beklentilerini ve bölgedeki güvenlik ile turizmin canlanmasını da Biçer’in gözünden okuyacaksınız.
BARIŞ, KARDEŞLİK OLSUN, ANALARIN GÖZYAŞI AKMASIN İSTİYORUZ
Sayın Ayşegül Biçer, sizin Diyarbakır’da başlattığınız evlat nöbeti, “Terörsüz Türkiye süreci” ile taçlandı. Bu konudaki hislerinizi bizlerle paylaşır mısınız?
Biz, Diyarbakır anneleri olarak, 3 Eylül 2019’dan bu yana Diyarbakır HDP il binasının, şimdiki ismiyle DEM Parti önünde vermiş olduğumuz yedi yıllık mücadelede, ülkemize barışın, kardeşliğin hakim olması, kimsenin ölmemesi, hiçbir annenin gözyaşı akmaması için direndik. Yedi yıldır verdiğimiz mücadelenin sonucunun barış ve kardeşlik olmasını çok istiyorduk ve bunun için de kararlıydık. Azimliydik. Mücadelemizi şimdiye kadar sürdürmeyi başarabildik. Şu ana kadar 386 ailemiz evlat nöbetini sürdürdü, çocuklarımızın 65’i geri dönerek ailelerine kavuştu. Bu nedenle terörsüz Türkiye sürecinin başlamasına en çok bizler sevindik. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Devlet Bahçeli’ye buradan teşekkürlerimizi iletmek istiyoruz böyle bir süreci başlattıkları için. Hepimiz birlik, beraberlik, kardeşlik olsun istiyoruz. Biz de çocuklarımız hayallerine kavuşsun istiyoruz. Onun için de terörsüz Türkiye sürecinde atılan ilk adım bizim için çok önemliydi. Etap etap atılan adımlar annelerin umudunu daha çok yeşertiyor. Daha çok umutlandırıyor. Annelerimiz bir an önce evlatlarına kavuşmak istiyorlar. Biz ilk gün terörsüz Türkiye süreci başladığında biz çağrıda bulunmuştuk. Öncelik Diyarbakır annelerinin çocuklarında olsun diye. Sonuçta yedi yıldır orada süren evlat mücadelesi gelmiş geçmiş en büyük sivil eylemdir ve bunu sadece kendi evlatları için değil, 86 milyonun evladına sahip çıkmak için yaptığımızı gösterdik. Onun için de öncelik Diyarbakır annelerinin evlatlarında olsun istiyoruz. Bunun için defalarca çağrıda bulunduk. Allah razı olsun komisyona davet edildik ve orada “öncelik bizim çocuklarımız olsun, barış, kardeşlik olsun, anaların gözyaşı akmasın” dedik.
SÜRECİ DESTEKLEYEN ŞEHİT AİLELERİMİZE MİNNET BORÇLUYUZ
Terörsüz Türkiye sürecine şehit aileleri ve gaziler de destek verdiler. Komisyona katılarak desteklerini ifade ettiler. Onlarla ilgili duygularınızı alabilir miyiz?
Bizler Kürt’üyle, Türk’üyle, Çerkez’iyle, Alevi’siyle hepimiz kardeşiz. Bu bayrak hepimize yeter. Bu vatan hepimize yeter. Kimse bizi bölmesin. Yeter artık. Kürtçe de söyleyeyim; “Yedi bes se bira dayik ne girin esri dayika bi sekne.” Yani anneler artık ağlamasın, gözyaşı dursun istiyoruz. Tabii ki bu süreçte atılan her adımda da şehit ailelerimizi unutmamalıyız. Onlara minnet borçlu olduğumuzu da dile getirmek istiyorum. Komisyona şehit aileleri, gaziler de geldiler. Süreci çok desteklediler gerçekten. Onlar da artık terörsüz bir Türkiye istiyor. Barış olsun istiyorlar. Bu yüzden de onlara minnet borçluyuz. Çok çok teşekkür ediyoruz. Büyüklerimizin ellerinden öpüyoruz. Biz onlara çok şey borçluyuz. Yani bu süreçte en büyük desteği onlardan, şehit ailelerimizden aldık. Bizim çocuklarımız kandırılıp dağa götürüldüğünde bize ilk kucak açan şehit ailelerimiz oldu. Her gün çadırımızı ziyarete geldiler. El ele tutuştuk birlik beraberlik içinde. Kimse bizi bölmesin, kardeş kardeşi vurmasın diye dayanışma gösterdik.
BARIŞA KARŞI DURANLAR DIŞ GÜÇLERE ÇALIŞANLARDIR!
Bu süreçte bazı partiler sürekli olumsuz tavırlar ortaya koydular. Onlara ne diyorsunuz?
Hangi siyasi parti olursa olsun, kim ya da kimler barışa karşı duruyorsa, Türkiye’nin bölünmesini istiyor demektir. Onlar Türkiye’ye değil, dış güçlere çalışanlardır, dış güçlerin talimatıyla hareket edenlerdir. Yani nasıl ben bu vatanda, bu bayrağımın altında yaşıyorsam, Türkiye’de barış olduğunda, vatanım huzurlu, mutlu olduğunda nasıl rahat etmeyeceğim? Dört dörtlük bir yaşantıyla güzel bir gelecek hepimizi bekliyor. Nasıl bu barışın karşısında durabiliriz ki? Sayın Cumhurbaşkanımız, devletimiz böyle bir taşın altına elini değil, bütün gövdesini koymuşken, yanında durmamız gerekirken nasıl karşısında duruyorlar? Yani hakikaten anlaşılacak gibi bir şey değil onların bu barışı karşı tutumu. Yani onların derdi Türkiye değil, onlar Türkiye’nin insanı değil diye düşünüyorum. Terörsüz Türkiye sürecine karşı duranlardan rica ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti kimliğini de kullanmasınlar, sancağımın altında da yaşamasınlar. Biz barış istiyoruz, biz kardeşlik istiyoruz. Yeter artık analar ağlamasın diyoruz. Bunun için bu kadar mücadele ederken, canımızı ortaya katarken ve devlet bütün gövdesini bu taşın altına koyarken nasıl karşı duruluyor yani bunu anlayamıyorum.
DOĞU VE GÜNEYDOĞU ŞİMDİDEN ŞENLENDİ
Son yıllarda terörün Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bitişiyle birlikte turizmden hayvancılığa kadar her alanda canlanma yaşanıyor değil mi?
Son yıllarda terörün azalmasıyla birlikte, cennet vatanımızın Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde gidilemeyen doğa harikası yaylalara, kanyonlara, vadilere gidilmeye başlandı. Doğu ve Güneydoğu şimdiden şenlendi. Turizm patladı. Mesela Tunceli Pülümür Yolu. Eskiden kim geçebilirdi oradan? Şimdi o kadar güzel olmuş ki git gel, hiçbir şey yok. Huzur, güvenlik içindeyiz biz tüm bölgede. Pek çok yer turizme açıldı. Diyarbakır’a turistler akın akın geliyor. Mardin’e, Şanlıurfa’ya, Hakkari’ye, Şırnak’a akın akın gidiyor insanlar. Biz daha ne isteriz? Yani bizim beklentimiz daha ne olacak? Eskiden Diyarbakır’a sen gece sokağa çıkabiliyor muydun? Şimdi istediğin saatte gece yarısı çık dışarıya, sabah ezanına kadar gez dolaş. Huzur var ya. Nefes alabiliyorsun, çocuğunu rahatlıkla okula gönderebiliyorsun.
DEVLETİN KARŞISINDA YANLIŞ HAREKETLER YAPANLARI ŞİDDETLE KINIYORUZ
Süreci bu taraftan sulandıranlar gibi diğer taraftan da sabote etmeye çalışan gruplar olduğu anlaşılıyor bazı gelişmelere bakıldığında sanırım...
Biz barış sürecine girdik. Hepimiz destekledik. Ama kesinlikle polise ve askere veyahut devlete yapılacak herhangi bir hakaret, bir ağız dalaşması olsun veyahut fiziki olarak bir şey olsun, şiddete karşı durduğumuzu, bunu şiddetle kınadığımızı dile getirmek istiyoruz. Devletimiz bu kadar güzel adımlar atarken bunun değerini bilmeyip devletin karşısında yanlış hareketler yapanları şiddetle kınıyoruz ve kimin tarafında olduklarını soruyoruz. Siz ne istiyorsunuz? Biz barış istiyoruz. Biz barış için her şeye susuyoruz. Peki siz ne yapıyorsunuz? Türkiye düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Demek ki siz emperyalist ülkelere, İsrail gibi ülkelere hizmet ediyorsunuz. Bunlar piyon aslında. Bunlar yönetilen piyonlar. Kukla oldukları belli zaten. Çünkü yönlerini hangi tarafa çevirirsen oraya gidiyorlar. Ve biz de devletimizin yanında olduğumuzu, bu süreci sonuna kadar desteklediğimizi, ölüm pahasına, Allah’ın izniyle, devletin gücüyle bu barışı Türkiye’ye getirmeye sonuna kadar kararlıyız.
BARIŞIN EN BÜYÜK MÜCADELECİLERİ DİYARBAKIR ANNELERİDİR
Türkiye son yıllarda terörü bitirip terörsüz Türkiye sürecini başlattı. İç cephesini güçlendirdi. Hemen ardından Irak’ta, Suriye’de barış ve istikrarın sağlanmasına, Gazze’de ateşkes anlaşmasına önayak oldu.
Türkiye huzurlu olunca o huzuru komşularına da götüren bir devlet. Ben Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a sürekli dünya lideri diyorum. Çünkü gerçekten o kadar büyük bir lidere sahibiz ki. O kadar güzel adımlar atıyor, her şeye dikkatli yaklaşıyor. Yani hiçbir şeyi gözden kaçırmıyor. Her şeyi hassasiyetle işliyor. Barış sürecine itiraz edenler, sulandırmaya çalışanlar keşke Diyarbakır annelerinin ferasetinden biraz alabilselerdi. Sayın Numan Kurtulmuş Diyarbakır’a geldiğinde STK buluşması yapıldı ve ben orada söz hakkı istedim. Hem Kürtçe hem Türkçe konuştum ben orada. Diyarbakır DEM Partili Milletvekilleri, Belediye Başkanları da oradaydı. Her siyasi partiden milletvekili vardı salonda ve ben orada DEM Partililere, “Sizi Diyarbakır annelerinin çadırını ziyaret etmeye davet ediyorum” dedim. “Mademki barış, kardeşlik diyorsak buyurun çadıra gelin” dedim. Sen bugün barışa bir adım atmışsan en büyük barışın mücadelecileri Diyarbakır HDP il binasının önünde oturan kahraman Diyarbakır anneleridir.
Özgür Özel iki kere geleceğim dedi sözünü tutmadı
CHP Genel Başkanı Özgür Özel sizinle görüşecekti, Diyarbakır annelerinin ziyaretine gelecekti. Neden gelmedi?
Önceki sene Anneler Günü’nde Özgür Özel CHP Grup Başkanvekili olarak beni aradığında ben onu çadıra davet ettim. Söz verdi. Fakat sözünü tutmadı. En yakın zamanda çadırımızı ziyaret edeceklerini söyleyen Özgür Özel, o zaman Genel Başkan Kılıçdaroğlu olan çadırımıza gelmediği için sözünü tutmadı. O zaman kendisi Grup Başkanvekiliydi. Fakat CHP Genel Başkanı seçildikten sonra da aradı. İkinci aramasının görüntüleri de var. Bana bu sene Anneler Günü’nde yaptığı telefon aramasında, Diyarbakır annelerini ziyarete genel başkan olarak geleceğini ifade etti. İnandık. Fakat yine sözünü tutmadı. Son aradığında da cevap vermedim. Çünkü yalan attığını bir kere daha ispatladı. CHP sadece yalan dolan. Gerçekten CHP bu ülke için bir milli güvenlik sorunudur. Bu bir gerçektir. Biz her zaman, ilk günden beri de söylediğimiz gibi canımızı da, malımızı da, evladımızı da devletimizin yoluna feda ederiz. Bu kadar açık ve net. Demek ki bu kararlılığımız hoşlarına gitmiyor. Biz hiçbir zaman yanlış yolda yürümedik. Allah’ın izniyle de yürümeyiz. Yedi yıllık mücadele içinde binlerce defa tehditlere uğradık, hakaretlere uğradık. Geri adım atmayan biz Diyarbakır annelerini CHP gibi bir siyasi parti, ki sözde siyasi parti benim nezdimde, yıkamazlar. Allah’ın izniyle o barışı devletimizle beraber bu topraklara getireceğiz. Ve bu topraklar sonsuza kadar huzura, güvenliğe sahip olacak.
BARIŞ İSTİYORLARSA DİYARBAKIR ANNELERİNİN ÇOCUKLARINI GÖNDERSİNLER
PKK ve DEM Parti’ye artık bu terörsüz Türkiye sürecinin bir an önce tamamlanması için nasıl bir mesaj göndermek istersiniz?
DEM Parti milletvekillerine, DEM Parti yöneticilerine, DEM Parti eş başkanlarına buradan bir kere daha Diyarbakır anneleri adına çağrıda bulunmak istiyorum. Madem ki gerçek barışı istiyoruz, madem ki kardeşliği istiyoruz. Öncelik Diyarbakır annelerinin çocukları olsun. Hepsini birden veremezseniz de kısım kısım Diyarbakır annelerinin çocuklarını göndermenizi istiyoruz. Sizi vicdana, merhamete davet ediyoruz. Mademki gerçekten barış ve kardeşlik istiyorlarsa. Onlar da gerçekten barış ve kardeşliği, Türkiye’mize huzurun gelmesini istiyorlarsa, artık analar ağlamasın istiyorlarsa Diyarbakır annelerinin çocuklarından başlasınlar. En büyük samimiyet oradan başlar. Artık yeter gerçekten. Ben, kendi evladıma kavuşmuş bir anne olarak çadıra gittiğimde, bir annenin gözyaşına hakim olamadığını gördüğümde sanki yeniden o günü yaşıyormuşum gibi görüyorum kendimi. Unutamıyorsun yani, ömür boyu bir travma olarak yaşıyorsun. Bizim çadırımızın altında Türk, Kürt, Zaza, Alevi, her kesimden insanlar var. Dört mezhepten insan oturuyoruz orada. Bu kardeşlik değil midir? Biz Türkiye’yiz aslında. Bakın bizim çocuklarımız kandırılarak dağa götürüldü. Biz asırlarca her cephede birlikte savaştık. Ben dokuz tane şehit vermiş bir insanım Çanakkale’de. Biz toprağımızda kan dökülsün istemiyoruz artık, yeter. Yeter analar ağlamasın. Biz ağlamak istemiyoruz. Halaylar eşliğinde çocuklarımızın düğünlerini yapmak istiyoruz. Artık analar ağlamasın, Türkiye düşmanları gülmesin. Biz Türk’üyle, Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Alevi’siyle hepimiz kardeşiz. Kimse bizi bölemeyecek. Allah’ın izniyle bu güçlü devlet, bu güçlü lidere sahipse, bu topraklara o barışı bizim liderimiz getirecek. Biz buna inanıyoruz ve liderimize güveniyoruz.
Kaynak: Yeniakit


