• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Dilan’ların kanı sendikanın rantı

Yeniakit Publisher
2013-05-05 22:00:00 - 2013-05-05 20:14:12
Dilan’ların kanı sendikanın rantı

BBP’nin eski lideri Yalçın Topçu, çözüm süreci ve sendika baronlarının 1 Mayıs’ı terörize etmesi konusunda Akit’e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Çözüm sürecini ve 1 Mayıs olaylarını muhabirimiz Erol Metin’e değerlendiren BBP’nin eski lideri Yalçın Topçu,


EROL METİN/ANKARA
Kandan gıdalananların iyot gibi açığa çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Kardeş kavgasını sonlandırmayı amaçlayan çözüm sürecine karşı çıkan CHP, MHP, Demirel ve Cindoruk gibi 80’lik, 90’lık “görevliler”, İşçi Partisi’nin arkasında hizalanarak çıldırmışçasına sağa sola saldırıyor. Öte yandan “ölene kadar” koltukta kalmayı düşleyerek ceplerini dolduran sendika baronları, 1 Mayıs’ta gençleri ve işçileri kışkırtıp sokakları savaş alanına çevirdi. Toplumda kargaşa oluşturmaya çalışanların tavrını ve gündemin sıcak konularını merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava arkadaşı olan BBP eski Genel Başkanı Yalçın Topçu’yla konuştuk.
“İDDİALI İSELER SİNE-İ
MİLLETE DÖNSÜNLER”
l Yalçın Topçu’yu tekrar siyasi arenada görebilecek miyiz?
- Siyaset bizim gibi insanlar için zaten bitiyor diye bir şey yok. Yani siyaset nedir? Milletin menfaatine olan şeyleri söylemektir. Ben zaten yaşadığım sürece, 14 yaşımdan bu tarafa milletin hayrına gördüğüm her şeyi söyledim ve söylemeye devam ediyorum.
l Yani siz siyaseti makamla ölçmüyor musunuz?
- Ölçmüyorum. İlla kurumsal siyaset diye bir şart yoktur. İnsan bulunduğu yerde milletine hizmet için başka türlü şeyler de yapabilir.
l Bir ara AK Parti’ye geçeceğiniz iddia edilmişti?
- Evet, o iddiaları biz de hep duyduk. Ama bizim dışımızda gelişen şeyler. Bize gelen bir teklif vs. olmadığı gibi bizim de böyle bir arayış içerisinde olmadığımız bir gerçek.
l Ama sonuçta teklif gelirse düşünürsünüz?
- İkbale matuf bir siyaseti hiç öngörmedik hayatımızda. Ama milletin istikbaline matuf bir yerde bize ihtiyaç duyulursa daha iyi hizmet etmek için o zaman bakılır. Fakat ben kalkayım, yarın gideyim, şu olayım, bu olayım, bunun için bir çaba içinde olayım... Bu işler illa turuncu koltuğa oturmakla olmuyor.
l Çözüm süreci konusunda yaşanan tartışmalar için ne diyorsunuz?
- Bir kere siyaset şu anda çok gergin. Bunu tasvip etmiyorum. İktidarıyla muhalefetiyle siyasetin bu kadar kutuplaştırılması, bu kadar gerginleştirilmesi ne kendilerinin faydasınadır ne de milletin faydasınadır. Buna terörü sonlandırma meselesi diye bakıyorum. Burada milletin yüzde 95’inin tasvip etmediği; Kürdün de, Türkmenin de, Çerkezin de, Lazın da, Alevinin de, Sünninin de evine ateş düşüren bir terör örgütü vardı. Terörün bitmesi hayırlı bir meseledir. Buna vicdanen, aklen karşı olmak mümkün değil. Herkes terörün bitmesini ister. Çünkü çok canlar yandı.
l Halk terörün bitmesini istiyor ama sürece karşı çıkanlar da var.
- Karşı çıkanlar siyaseten bir kutuplaşma siyaseti güdüyorlar. O kutuplaşma içerisinde hiç kimse orta yola bakmıyor. Şu anda Meclis’te bulunan partilerin iktidarla görüşme imkanları var. Süreçle ilgili ne diyorlar mesela? ‘Vatanı sattı, bölünüyoruz’ diyorlar. Ana muhalefet partisi lideri, Başbakan için “PKK’nın tutsağı oldun” diyor. Bu maksadı aşan, kutuplaştırmaya yönelik sözler hem toplumu geriyor, hem bu terörün sonlanmasına ciddi zarar veriyor. Yapıcı, yol gösterici, sorumlu ve pozitif bir dil ortaya koymak lazım. Yani terörün sonlanması milletin hayrınadır, bölgemizin hayrınadır, bu coğrafyanın hayrınadır.
l Çözüm süreci iddia edildiği gibi Türkiye’nin bölünme projesi mi?
- Sayın Kılıçdaroğlu, “Başbakan terör örgütüne tutsak etti bizi” diyor. Son grup konuşmasında dinlediğim bu. Sayın Bahçeli de “Ülke satılıyor ve bölünüyor” diyor. E bu kadar iddialı iseler, milleti birbirine kamplaştırmaktansa bunu siyaset içerisinde durdurmanın en kestirme ve pratik yönü nedir? “Biz sine-i millete dönüyoruz. Gerekçemiz ülke satılıyor ve bölünüyor.” Haydi bakalım!
l Halk da onlara destek versin.
- Yani. Bir milyonluk, 700 binlik nüfuslu şehirlerde ajite edilmiş 3-5 tane genci o toplantılara götürerek, oralarda provoke edip bağırttırmaktansa olması gereken Meclis’te çözümdür. Meclis’teki çözümü de söylüyorum. Bu kadar çok şey görüyorlarsa her iki parti de sine-i millet kararı alsın. Seçime gitsin ülke. Bakalım bu milletin yüzde 50’sinin oyunu alan iktidar kaç oy alacak, ne yapacak, ne edecek görsünler.
“ÜLKÜCÜLER KİMİ ÖLDÜRECEK?”
l Çok tartışılan “Vur de vuralım, öl de ölelim” sloganı var.
- Rahmetli Başbuğ dahil olmak üzere o gün bizi sevk ve idare edenler, bizi tedrisatından geçirenlerin hiçbirisi, bize “Vur” da demedi, “Ölün” de demedi. 1977’de benim jenerasyonumdaki bütün ülkücüler hatırlayacaktır. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduğu kongre, orada alınan slogan kararlarından birisi; “Eller silah değil, kalem tutmalı.” O günkü şartlar da o kadar çok kötüydü ki, yani gençlik kamplara bölünmüş, her gün sokaklarda onlarca insan hayatını kaybederken bile ülkücü hareketin aldığı karar “Eller silah değil, kalem tutmalı” şeklindedir. Biz her şeyden evvel barış ve sulhu isteyen bir topluluğuz. Onun için Anadolu insanı bu işlerden çok çekmiştir. 12 Eylül evveli yaşananları yaşamış birisi olarak gençlere benim tavsiyem; vurmak, ölmek, öldürmek değil; yapmak, abat etmek, onarmak, tamir etmek, yüceltmek olmalı. Bizim ölmekle, öldürmekle işimiz olmamalı.
“İNTERNETTEN KOLAYCA GÖREBİLİRLER
l Zamanında Bekaa’da Öcalan’la kucaklaşan Perinçek’in arkasına takılarak sürece karşı çıkmak ne kadar sağlıklı bir karardır?
- Artık parmağının ucunda her bilgi. O heyetleri protesto eden gençlerimiz, beraber gidip protesto ettikleri salonlarda kiminle yan yana olduklarını en basit bir internet sitesine girerek görebilirler. Bugün o gençleri sokaklara döken anlayışın, Bekaa’daki geçit törenlerini, sarılmalarını, tokalaşmalarını, gül vermelerini falan görebilirler. Bundan bir ders çıkartabilirler. Yani bir ideolojik körlük içerisinden kendilerini kurtarmaları lazım. Çünkü onları içeriden sevk ve idare eden anlayış, daha dün teröristbaşına gül veren, kuvvetlerini denetleyen ve ona methiyeler düzen bir zat-ı muhteremdi. Gençlik sokakta kan dökerek kendilerine oradan siyasi ikbal devşirenlere prim vermemeli.
l Bu sürece daha çok solcu görünen ulusalcıların karşı çıktığını görüyoruz.
- Ulusalcılık bir kere yerli ve milli bir anlayış değildir. Devşirme bir anlayıştır. Yabancı ideolojik kökenlidir. Bunun Türkiye’deki tezahürü, İttihat Terakki anlayışının bu ulusalcılığa sarılmasıyla vücut bulmuş. Nasreddin Hoca misali; “Deve desen deveye benzemez, kuş desen kuşa benzemez” bir anlayış. Bunun Türkiye’de halk tabanında taraftar bulması asla ve kat’a mümkün değildir. Gençler unutmamalıdır ki, dedelerimiz birbirine düşman değildi. Sadece Çanakkale’de değil, Yemen’de, Trablusgarp’ta, Galiçya’da Hasan’la Haso kol kola, yan yana, birlikte can verdi. Bu düşmanlıkların bitmesi hepimizin hayrınadır.
“KAZANANI SENDİKA AĞALARI”
l CHP ve sendika baronlarının gazlamasıyla 1 Mayıs’ta yaşanan tatsız görüntüleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bir kere şu anda gençleri ve emekçileri terörize ederek sokağa dökenler, bir hak arayışı için yapmıyorlar bunu. Dilan’ın kanı üzerinden kendi geçim kapılarının ayakta kalması çabasındalar. Buradaki mesele ideolojik ve siyasi bir meseledir. Ne yazık ki buna gençlerimiz ve emekçilerimiz alet edilmektedir. Kazananı ana muhalefet partisi ve küçük marjinal sol partilerle sendika ağalarıdır. Kaybedenler ise esnaf, millet ve devlettir ve o olaylarda yaralanan, ziyana uğrayan insanlardır. Marksist/Leninist görüşteki sendikalar, çağın ve bilimin dışındaki bir ideolojiyi, iflas etmiş bir ideolojiyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyorlar. Halbuki günümüzde sermaye ayrışmıştır, emek ayrışmıştır, yeni orta sınıf gelişmiştir, toplumsal hareketlilik artmıştır ve eşitlik artmıştır. Çağımız ne Marks’ın ne Lenin’in çağıdır. Gençlerin bu ideolojiyi sorgulamaları gerekir. Yoksa sokakta döktükleri kan bu sendika ağalarının işine yarayacaktır, başta aileleri ve kendileri olmak üzere milleti üzecektir.
“ACIMIZI TERÖRİZE ETMEK İSTEDİLER”
l Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasını takip eden günlerde partinin hukuk dışına çıkması yönünde baskılar olduğunu söylediniz. Nasıl bir baskıydı bu?
- Nasıl ki bugün belli mihraklar terörün sonlandırılması süreci içerisinde gençleri “Vatan gidiyor, millet gidiyor, vur, öldür, kır, yak, yık” diye sokağa dökme hevesi içindeyseler, o gün de o bizim camianın travmasını ve acısını, milletin yoğun ilgisini de dikkate alarak terörize etmek istediler, sokağa dökmek istediler. Sokakta devleti ve milleti karşı karşıya getirmek isteyenler oldu. İşte intikam alınması gerektiği, rahmetli Yazıcıoğlu’nun katledildiği... Öyle bir hale geldi ki, bir kesim “Bunu iktidar yapmıştır. Başbakanlık’ı basın, Meclis’i basın, orayı basın, burayı basın...” Bir kısmı da “Bu Genelkurmay menşelidir. Askeri basın, onu edin, bunu edin” gibi şeylerle muhatap olduk. Ama tabii ki bizim tecrübelerimiz vardı. Sokakta devletle milleti karşı karşıya getirmedim. O acının içerisinden başka acıların çıkmasına müsaade etmedim.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23