Kendi başaramadıklarını çocukları başarsın diye çırpınan aileler hüsrana uğruyor.
Kendisi imrendiği hedefe ulaşamamış anne ve babaların çocuklarıyla oraya varma ihtirasları çoğu zaman değil, hemen hemen her zaman geri tepiyor. Uzmanlar, "proje çocuk" dedikleri ve üzerlerinde anne baba baskısı olan çocukların başarılı olamadıklarını, olsalar bile eğitim süreci bittikten sonra ya sağlıklarını kaybettiklerini veya okullarının sunduğu kariyeri bırakıp başka alanlarda hayatlarını sürdürdüklerini belirtiyorlar. Yani anne babanın kendilerine özel pişmanlıklarını telafi edebilmek için yaptıkları çabalar fiyasko ile sonuçlanıyor.
Bu sebeple çocuklarınıza biçim vermeyi bırakıp, onlarla iyi çok sıkıfı arkadaş olup, yetenekleri doğrultusunda desteklemeniz tavsiye edilmekte.
Çocuklarla iletişim kurarken bazı noktalara çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Çocuklarla, gençlerle konuşma tarzımız, onları överken, yargılarken, öğüt verirken kullandığımız kelimeler, bazen tam tersi tepkilere yol açıyor.
Hele de anne-babalarının gözünün içine bakan, dünyayı onların gözünden öğrenmeye çalışan çocuklar, yanlış yaklaşımı affetmiyor.
Konuşmalarınızda üslûba dikkat etmelisiniz. Çoğu anne-babanın yaptığı gibi sizin de konuşmalarınız çoğunlukla düzeltme, uyarma, eleştirme tarzında ise, sizin yanınızda bulunmaktan pek hoşlanmayacaktır. Sırdaş olmayı bırakın artık sizi zorunlu olduğu için dinler duruma geçecektir.. Konuşurken bir yandan üstünü başını düzeltiyor, olumsuz yorumlar yapıyorsanız, baştan kaybettiniz!
“Yapma! Etme!” tarzı emir kipleri kullanmak yerine tatlı bir sesle “Yapabilir misin yavrum?” deyip haklı bir gerekçe de söylerseniz yararlı olur. Fakat mutlaka onun da kabul edeceği bir "haklı gerekçe"niz olsun. Aslında yetişkinler "keyfî" talepleri sevmezken, kalkıp aynısını çocuklarına yapmaları tuhaftır.
Onu dinlerken başka bir işle uğraşıyorsanız, onu dinliyormuş gibi yapıyorsanız, bunu hissedecektir. Aynı durum kendiniz için de geçerli değil mi? Çocuk sizden üstelik bu konuda daha duygusaldır.
Çocuklar öğrendiklerini sizinle paylaşmak isteyebilir. Bazen bu bilgiler yanlış, eksik olabilir. Onlarla dalga geçerseniz, “Sen daha küçüksün. Bunlara kafanı yorma!” tepkisi verirseniz veya gülerseniz, diyalog kapısını kapatmış olursunuz. Artık siz açmak isteseniz de o açmayacaktır.
Duygularını anlattığında “Abartma” ya da “Geçer, üzülme” gibi hafife alan yorumlar da yapmayın. Bırakın anlatsın, sadece içten dinlemeniz bile ona çok iyi gelecektir.
Sürekli hata aramayın. Çabalarını, hayallerini, zevk aldığı uğraşları da görün.
Çocuklar hata yapabilir, tekrar yapabilir. Sabırlı olmak gerek. Ne olursa olsun “Aptal mısın!” gibi aşağılayıcı kelimeler kullanmayın!
Anlatmak istediği şeyi anlatırken bocalarsa sabırlı olun, lafı ağzından almayın, sözünü kesmeyin, ona anlatması için fırsat verin. İletişim becerileri sizinle konuşurken gelişecek.
“Odanı ne güzel toplamışsın, demek ki iki elin varmış” gibi iğneleyici sözlerle konuşmayın. Doğru davranışı gördüğünüzde alaycı olmayın.
“Bugün okul nasıl geçti?” gibi basmakalıp sorular karşısında genellikle “İyi” gibi kısa ve sıradan bir cevap alırsınız. “Çocuğum benimle konuşmuyor” diye şikayet etmeden önce bu tip genel sorulardan vazgeçmeniz gerek. Onun yerine “Nasıldı ama bugün, hava da güzeldi. Herhalde okulda da iyi bir gün geçirmişsinizdir” gibi onu heyecanlandırabilecek, ilgisini çekebilecek, günün olumlu yanıyla söze başlamak daha ilgi çekici olabilir.