Gazeteci Tamer Korkmaz, Yeni Ankara’da bugün yayınlanan köşe yazısında, “Bu soykırımcı azgınlığın sonu, nereye varacak?” başlığıyla siyonist İsrail ve destekçisi ABD’nin neden olduğu insanlık dışı zulümleri ele alarak, işin sonunun nereye varacağı sorusuna cevap aradı.
“Eski bir Evanjelist vaiz olan ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Adolf Netanyahu’nun fotokopisi gibi” diyen Korkmaz, “Arz-ı Mevud’a atıfla “Ortadoğu’nun tamamının İsrail’in hakkı olduğunu” söylüyor! Soykırımı canla başla destekliyor, çocukların katledilmesini ‘normal’ karşılıyor! Bir de Amerikalı Senatör Lindsey Graham var ki, Huckabee ile ‘Adolf’luk’ yarışına girmiş vaziyette… Canla başla soykırımın savunuculuğunu yaparken Gazze’de katledilen yetmiş iki binden fazla Filistinli masum için -zerre miskal utanmadan ‘Öldürülenler sivil değil’ diyebiliyor. Kan içiciliğinin, azgınlığının sınırı yok, şöyle devam ediyor: ‘İsrail olsaydım, Gazze’ye atom bombası atardım!’ Aşağılık Batı “Medeniyeti”nin faşist bir temsilcisi olarak… İşgal altındaki topraklarını Siyonist düşmana karşı savunan Mücahit Hamas’a ve dahi Filistin halkına atom bombasıyla soykırım yapılmasını talep ediyor! Soykırımda, el yükseltiyor; bu Graham denilen Belhüm Adal!” ifadeleriyle devam ediyor. İşte Tamer Korkmaz’ın Gazze’de yaşanan soykırımın altında yatan insanlık dışı ideolojiyi irdelediği o yazısı:
BERLİN VE TOKYO
Lindsey Graham, Amerikan Faşizmi’nin tarihteki katliamları ile övünüyor:
“Gazze’yi dümdüz edin. Berlin’i dümdüz ettik. Tokyo’yu da dümdüz ettik.
Biz Japonya’da terör rejimini bitirmek için atom bombası atarken yanlış mıydık?
Çoğu Cumhuriyetçi benim gibi düşünüyor.
Askeri zafer olmadan radikalizmi kırma umudu da yoktur.”
ASLINDA NEDİR
Lindsey Graham, seksen küsur yıl sonra Japonya’yı bir anda, bir kalemde “terörist rejim” yapıveriyor.
Dünden bugüne Haydut ABD’ye karşı direnen veya savaşan kim varsa, hangi ülke varsa “terörist!” etiketi hazır!
Amerika Birleşik Terör Devletleri olmak, işte böyle bir şeydir.
*
Devam edelim… ABD’nin 1945’te Japonya’ya karşı savaşı kazanmak üzere iken, iki şehrine atom bombası atmasının asıl sebebi; Soğuk Savaş’a geçilirken Sovyetler Birliği’ne gözdağı vermekti.
Bir başka deyişle…
Hiroşima ile Nagazaki’ye dehşetli bir yıkım getiren atom bombalarının atılması “sivillerin kanlarından beslenmekle alakalı” şeytani bir güç gösterisiydi.
*
O günlerde, Sovyetler Birliği henüz atom bombasına sahip değildi.
Stalin, bu saldırıyı “ABD’nin Provokasyonu” olarak not etti; Başkan Truman’ın kendisinin gözünü korkutmaya çalıştığını düşünüyordu.
*
Eski bir KGB ajanı olan İgor Preline, “Soğuk Savaşın Şafağı” adlı Fransız yapımı belgeselde şöyle diyor:
“Bizim gördüğümüz, ABD’nin atom bombası atarak SSCB’ye açık bir mesaj gönderdiğiydi…
Amaçları, Japonlara karşı hızlı bir zafer elde etmek değildi.
Amerikan politikalarını dikte edebilmek gayesiyle SSCB’nin gözünü korkutmaktı…
Truman, sürücü koltuğunda artık kendisinin oturduğunu göstermek istemişti.”
KISSADAN HİSSE
Seksen küsür sene sonra, ‘Çok Kutuplu Bir Dünya’ var…
Ve bu defa, Lindsey Graham gibi faşist Cumhuriyetçiler “Trump’tan, sürücü koltuğunda oturduğunu göstermesini” bekliyorlar!
Graham’ın “İran’a karşı askeri müdahaleye ihtiyacımız var” diye zırlaması, bundan dolayıdır.
NÜKLEER ÇİFTE STANDART
Haydut ABD, İran’ın nükleer silahlara sahip olma ihtimalini gerekçe göstererek yeni bir saldırganlığa hazırlanıyor.
İsrail’in on yıllardır nükleer silahları var…
Ve bu durum, ABD’ye göre Siyonist Devlet için “hak” oluyor!
Amma velakin…
-İran mevzubahis ise bu bir hak olmak şöyle dursun, tersine ABD’ye “İran’ı bombalama gerekçesi” veriyor!
Faşizm, işte budur.
*
Amerikan devletinin, uzun yıllardır dahası en başından beri Uluslararası Hukuk’tan anladığı, Orman Kanunu’ndan başka bir şey değildir.
Kontrol edemediği veya kontrolünden çıkan ülkeler için…
Askeri müdahale, işgal, darbe ve rejim değişikliği; hepsi bir faşist saldırı yöntemi olarak ABD’nin devlet politikasıdır.
*
FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsünün berhava olmasından dolayı, Türkiye’de kimlerin “büyük bir hayal kırıklığına uğradığını” bir de burada hatırlayalım…
Elbette açıkça ifade etmezler veya mevzubahis olduğunda inkâr çalışırlar ama şu bir gerçektir ki, onlar Haçlı Siyonist İttifakı’nın Lokomotifi ABD’yi “varlıklarının teminatı” olarak görüyorlar!
BARBARLARIN RESMİ GEÇİDİ
Mike Huckabee, Lindsey Graham ve elbette Donald Trump; ABD’nin kan içiciliğini, barbarlığını, gaddarlığını, zalimliğini, sembolize eden isimlerden sadece üçüdür.
Mossad ajanı bir pedofil olan Epstein’den, onun soykırımcı müşterisi Adolf Netanyahu’ya kadar birçok Siyonist de aynı şeytani yolun simgesel portreleridir.
Alayı, Batı “Medeniyeti”nin işte bu sıraladığımız karakteristik meşum vasıflarını temsil ediyorlar.
DRESDEN’İ HATIRLAMAK
ABD’nin liderliğindeki Batı Cephesi, Soykırımcı İsrail’in suç ortağı konumunda…
Lindsey Graham denilen tam teşekküllü ZÜBÜK, Gazze’deki soykırımı yeterli bulmuyor; oraya atom bombası atılmasını öneriyor…
Üstüne bir de, geçmişte Japon ve Alman halklarının katledildiği barbarlıklarla övünüyor.
*
Bu Batılı Barbarlar, Holokost’u dillerinden düşürmezler ama İkinci Dünya Savaşı’nın son döneminde örneğin Almanya’nın başta Dresden olmak üzere belli şehirlerindeki dehşetengiz katliamı ihtimamla es geçerler hatta bazıları o katliamlarla “gurur” duyar!
*
Yeri gelmişken…
Rusya lideri Putin’in 30 Eylül 2022 tarihinde söylediklerini, arşivimizden çıkaralım:
“2. Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nin, İngilizlerle birlikte -Dresden, Hamburg, Köln ve diğer birçok Alman kentini hiçbir askeri gereklilik olmaksızın yerle bir ettiğini hatırlatmak isterim…
Tekrar ediyorum; bu, askeri gereklilik olmaksızın, gösteriş amaçlı yapılmıştır!”
*
Şu ibretlik satırlar da…
Constantin Von Hoffmeister’in Dresden Katliamı’nın seksen birinci yıldönümünde ‘Multipolar Press’teki yazısından:
“Batılı müttefik kuvvetler, mutlak zafer arayışlarında, salt askeri çatışmanın sınırlarını aşan, kasıtlı ve hesaplı bir imha alanına giren son derece şiddetli bir saldırı düzenlediler…
ABD ve İngiltere’den yaygın yıkım için tasarlanmış tonlarca patlayıcı yüklü uçak katıldı. Gökyüzü, Doğu’dan gelen Alman mültecilerle dolu şehre bir yıkım fırtınası salmasıyla felaket habercisine dönüştü.
İlerleyen Kızıl Ordu’dan kaçan bu yerinden edilmiş insanlar, güvenli bir sığınak ararken, kendilerini insan yapımı dehşet fırınında kapana kısılmış buldular.
Bu, sıradan bir savaş eylemi değil, titizlikle planlanmış bir katliamdı. Yıkım sanatı, tüyler ürpertici bir hassasiyetle mükemmelleştirilmişti.
Kraliyet Hava Kuvvetleri, korkunç fosfor bombaları gibi silahlarıyla sadece yenmeyi değil, yok etmeyi Dresden’deki hayatın özünü söndürmeyi amaçlıyordu.
Havadaki oksijeni emen, bodrumları mezarlara dönüştüren bombalarla sokaklar eridi, binalar küle dönüştü; insan kaybı on binlercesine ulaştı. Erkekler, kadınlar, çocuklar duvarlara kazınmış gölgelere dönüştü.
Strateji açıktı: Gökyüzünden yere terör ekmek, şehri bir cenaze evine çevirmek, özellikle Sovyetler Birliği’ne (Soğuk Savaş, zaten doğmaya başlamıştı) Batı’nın müttefiklerinin gücüne karşı duranları bekleyen kaderin bir uyarısı olmak!
Dresden şehri, sadece savaşın bir kurbanı değil, önceden planlanmış bir katliamın kurbanıydı. Bu olay, galiplerin ‘adaleti’nin bir dönüm noktası olmuş ve özgürlük kisvesi altında kültürel simgelerin yerle bir edilmesine emsal teşkil etmiştir.”
(13 Şubat 2026)
TRANSATLANTİK
Alman Devleti, 2. Dünya Savaşı’nın bitiminden beri ABD’nin işgali altında, dahası sömürgesi durumunda!
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, kendisinden öncekiler gibi “Transatlantik” kulvardaki bir politikacı…
Siyonist İsrail’e tek kelime dahi edemiyor; Gazze’deki Filistin soykırımının önde gelen destekçileri arasında yer alıyor.
*
Merz, DJ Trump’ın Grönland’a çökme planlarının ciddiyetini görünce, geçenlerde “Avrupa kıtası, ABD’nin bir uzantısı değil, küresel bir siyasi bir güç olmalı” demeye başladı.
“ABD yönetiminin, eski düzenin çöküşünü durduramadığını; aksine hızlandırdığını” söyledi.
“Eğer Avrupa parçalanırsa, Almanya da parçalanacaktır” dedi.
*
Evet, Batı Cephesi’nin çöküşünün farkında ama bu soykırım destekçisi Alman Başbakanı “vesayet altında” bir siyasetçi olarak bu söyledikleriyle kalacak, daha ileriye gidemeyecek!
Almanya, halen ipleri ABD’nin elinde bir kukladan ibarettir.
Akıbeti de -dikkat- ABD’nin çöküşüyle doğru orantılı olacaktır.
“BARIŞ” MASKELİ VESAYET KURULU
Siyonist İsrail devleti, sözde ateşkesi sayısız kez ihlal etti ve bu düzenbazlıkla eş değer süreçte yüzlerce masumu, sivili katletti.
ABD ve İsrail’in “Barış” sözcüğünden anladığı bombalardır!
*
Gazze’deki sözde “Barış” Kurulu, sakil bir gösteriden daha öteye gidemeyecektir.
Çünkü: Sarı Kovboy Donald Trump tarafından bir “Vesayet Kurulu” olarak tasarlandı.
*
Ancak, burada bir duralım…
-Görünmeyen, öngörülemeyen bir süreç işliyor.
Sessiz ve derinden!
Trump’ın ve Siyonist dostlarının Gazze’deki meşum planları tutmayacaktır.
Hamas’ın silah bırakmasını bekleyenler, deniz havası alacaktır!
*
İsrail-ABD tandeminin başını çektiği soykırımcı azgınları…
“Hiç ummadıkları bir son” bekliyor!
Ateşli final, çok uzakta değil; yaşayan herkes görecek!
Bu satırlar, tarihe not düşmek için yazıldı: Ola ki, hatırlarsınız.
*
Zalimler zulmeder, kader adalet eder.
Sonsöz: “Zalimler için yaşasın cehennem!”