Bilim her şeyi açıklayabilir mi? Bilime ne kadar güvenebiliriz?
Bilimsel çalışmalar her geçen gün aklımızı alacak gelişmelerle ilerliyor. Dronlardan sonra ne gelecek? Hava taşımacılığı, uçan arabalar yerine dronlarla mı olacak? Arabalar havada uçacak mı? Dronlar sniper’lar yerine kullanılacak mı?
Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerleye dursun, bir o kadar da ürkütücü gelişmeler yaşanıyor. Mini dronlar hedefini tam ortadan vurabiliyorlar. Teknoloji bıçak gibi; iyi amaçla da kötü amaçla da kullanılabiliyor. Yeni bir teknoloji geliştiği anada askeri güçler, bu teknolojiyi nasıl silaha dönüştüreceklerini düşünüyorlar ve onu bir silaha dönüştürüyorlar. Bu gelişmelerin ardından, bilime güvenebilir miyiz? Bilime ne kadar güvenebiliriz?
Bilime inananlar; kâinatta olup biten bütün fizik olaylarının açıklanabileceğine inanıyorlar. Aslında, inanıyorlardı. Fakat 50’li 60’lı yıllarda pozitivist bilimin çökmesi ve paradigmalara geçiş nedeniyle, bilimin her şeyi açıklayamayacağı anlaşıldı. NASA’nın uzayda oluşan fenomenlerin çoğuna getirebildiği bir açıklama yok. Uzayın belki de milyarda biri kadarını görebiliyoruz. Devasa büyüklükte olan uzay boşluğu, sadece Dünya’mızın yörüngesinden kısmı olarak gözlemlenebiliyor. Uzayın göremediğimiz çokça fazla alanı var. Örneğin bir galaksi keşfedildiğinde, bu galaksinin arkasını göremiyoruz. Galaksinin tamamını görmemize ise imkân yok.
Bilim adamlarının iddialarına göre, evren 14,5 milyar yıl yaşında ve biz evrenin birkaç milyon ya da milyar yıl önceki halini görebiliyoruz. Tüm bu hesaplar yapılıyor fakat aslında bu hesapların çoğu varsayımlardan ibaret. Uzayla ilgili bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında denizde damla gibidir. Gelecekte ışıkla ilgili bilinmeyen detaylar ortaya çıkarsa, evrenin yaşını daha farklı hesaplayabilirler.
Karbon 14 metodu ile yaş hesaplama ise aslında gerçek yaş tahmininde bulunmuyor. Yaklaşık bir yaş aralığı veriyor ve bu metotla hesaplanan yanlış hesaplamalar da vaki olmuştur. Yani bilimsel yaş hesaplamaları da güvenli hesaplamalar değildir.
Bilim adamlarının bilimsel açıklamalarının çoğu hipotezden oluşuyor. Fakat nihai bilim gibi anlatılıyor. Yani deney yoluyla ya da gözlemle kanıtlanmış, ispatlanmış bilgi gibi ele alınıyor. Bu nedenle bugün doğru diye bildiğimiz bilgiler, yarın yanlış olabiliyor. Özellikle beslenme konularında bilim adamlarının söylediklerinin çoğu birbirini tutmuyor. Çünkü herhangi bir araştırmaya göre değil, kendi tecrübelerine göre konuşuyorlar. Bu yüzden de 1000 kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre diye başlamayan bilimsel verileri dikkate almamalıyız.
Denizlerin sadece %5’inin keşfedilebildiği tahmin ediliyor. Yani daha denizlerimizde ne var ne yok onu bile bilmiyoruz. Dünya üzerinde 17-18 milyon kadar canlı türü olduğu tahmin ediliyor. Şimdiye kadar 2,5 milyon kadarı literatüre girebilmiş. 30 binden fazla karınca ve örümcek türü kayıt edilmiş.
Dünya üzerinde gerçekleşen binlerce gizemli olay halen anlaşılamamış durumda. 2013’de Brezilya’da bir kasabada binlerce örümcek ağ ördü. Olaya örümcek yağmuru adını verdiler. Depremlerde gökyüzünde ışık topları oluşuyor. Bu ışık toplarının nedeni de gizemini korumaya devam ediyor.
Bu kadar bilinmeyenle birlikte teknolojik gelişmeler bir yandan devam ediyor. Bilime belki çok fazla güvenemeyiz fakat yakın gelecekte taşımacılığın dronlarla yapılacağını öngörebiliriz. Ancak dronların silah olarak kullanılabilmesi fikri gerçekten de korkutuyor.