Saldırganlık tepkisi ve bir duygu olan öfke, hasta bir insanda kendisini gösterdiği zaman çevredekiler tarafından dayanılmaz bir hal almaktadır.
Öfke; engelleme, incinme veya gözdağı karşılığında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet ve gazap duygusudur. Hastada öfke çevresindekiler için tam bir problemdir.
Hasta, hastalığın verdiği ıstırap, tıbbi hatalar, işinden gücünden olma, ekonomik sıkıntılar, sayın sayabildiğiniz kadar birçok sebeple ya da basitçe sadece hasta olmanın getirdiği psikolojik basınç altında öfkelenebilir.
Her yaptığınız ona batar. Kimi yukarıdaki gibi sofra başında yediğiniz iki lokmayı size de zehir edebilir, kendisine de..
Ona baktığınıza bakacağınıza pişman olursunuz. Ama bilirsiniz ki, hastadır; yutkunur, içinize atarsınız.
Bazısı yattığı yerden bezdirir çevresini. Hep aksidir. Her denilenin, tavsiyenin tersini yapmak ister. Sanki onun düşmanıymışsınız gibi davranır.
Bunlardan bazıları hastanelerde doktorların ardı sıra da atar tutar.
Demediğini bırakmaz. Ona göre "Bu adam yani doktor, hiç bişi bilmemektedir. Zaten her tarafta tıp fakülteleri açılıp, uluorta herkese diploma dağıtılmıştır!" Durmadan konuşur. Hemşirelerin de onunla ilgilenmediğinden yakınır.
"Ya bak hastasın. Ele güne muhtaç durumdasın. Bunu bile bile böyle davranmanın alemi var mı?!" diye çıkışasınız gelir, lâhavle çeker susarsınız.
"Zor hasta"
Öfkeli bir hastayla karşılaşan birinci basamak hekimi, hastanın öfkesinin kaynağını keşfetmek, bunun tedavi çalışmalarına getirdiği engelleri bertaraf etmek ve hastanın durumuyla yüzleşmesine yardım etmek zorundadır.
İstatistik yapmışlar; Avustralyalı doktorların %62'si bir yılda sözlü tacize maruz kalmışlardır.
Kim bilir bizde böyle bir istatistik nasıl bir yüzde çıkarırdı..
Hekimler böylelerine, "zor hasta" diyor. Hekimin etkili bir iletişim kurmakta zorlandığı kişi olarak tarif ediyor. Ancak bunu "zor hastadan" ziyade "zor durum" olarak değerlendirmek daha uygun.. Her halükarda, sıkıntısı olan kişi hasta, zorlukla karşılaşan kişi hekimdir.
Genellikle ve hemen her zaman öfke, hastaya gerekli ilgi, zaman, saygı, tutarlı yaklaşım ve doğru bilgi sunulduğu sürece yatışır.
Hastalığınıza hastalık katmayın
Nasıl alkol, bilinçsiz ilaç kullanımı nasıl karaciğeri tahrip ediyorsa aşırı öfke ve kızgınlık gibi duygular da karaciğere zarar veriyor. Aşırı öfke durumlarında mide bulantısı, kramplar, baş ağrıları görülebilir. Hastaya bunu anlatmak zor elbette. Ama sağlıklı iken bunları bilip, hastalandığınızda hatırlamanızda yarar var.
Sadece yukarıdakilerle kalsa iyi. Kaygı ve stres anında, kalp ritmi artar ve vücuda daha fazla kan pompalanmaya başlanır. Yattığınız yerde bu defa kalbinizi yormaya başlarsınız.
Üzüntü ve keder gibi olumsuz duygular akciğeri etkileyebilir. Tamam hastasınız, elbette üzülürsünüz. Ama bunu abartmayın. Toplayın kendinizi olumlu davranın, olumlu düşünün.
Üzüntünün sürekliliği akciğeri etkileyerek göğüste baskı, ağırlık hissedilmesine yol açabilir, hatta depresyona kadar sürükleyebilmektedir.
Aşırı üzüntü ayrıca bağışıklık sistemini de zayıflatabilmektedir. Eskiden kullanılan "üzüntüden verem oldu" denmesi boşa değil.
Hastalığınızın korkusuna kapılmanız da normal. Fakat aşırı korkunun böbrekler üzerinde büzülme etkisi yapar. Bir şeyi dert etmek, takıntı yapmak ise en çok mide-bağırsak sistemini vuruyor. Dalgınlık, aşırı düşünce, zihinsel çalışma, kaygı, endişe gibi duygular da direkt dalağı etkilemektedir.
Bunlar sağlıklı iken de zararlı, hasta iken de daha bir zararlı. Öfkenizi, endişenizi, korkunuzu yenenlerden olun.