Yatırımcılar son yıllarda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın enflasyonun yükselmesine izin vermesiyle Türkiye'den uzak durdu. Rusya'nın Putin'iyle yakınlaştıkça ülkenin Batı ile ilişkileri kötüleşti. Ayrıca karbon emisyonlarını dizginlemek için çok az şey yaptı. Bu ayki ölümcül depremden sonra daha muhtemel olan yaklaşan seçimlerde bir muhalefet zaferi tüm bunları değiştirebilir. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde iktidarını elinde tutabilirdi. Ancak bu ayın başlarında Türkiye'de meydana gelen ve 44 bin kişinin ölümüne yol açan deprem ona zarar verdi. Öyleyse Erdoğan'ın kaybettiği senaryoyu düşünelim. İktidardaki AK Parti'ye meydan okuyan altı partili koalisyon, resmi rakamların yüzde 58 olarak ortaya koyduğu enflasyonu ortadan kaldırmayı planlıyor. Erdoğan'ın 20 yıllık iktidarının baltaladığı demokratik normları ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmeye kararlı. (Altılı Masa) Türkiye'nin NATO ittifakının sadık bir üyesi olduğunu da açıkça ortaya koyacaktır. Mevcut başkanın İsveç ve Finlandiya'nın transatlantik savunma paktına üyeliğini engelleme kararı bu sadakati şüpheye düşürdü. Bu politikalar Batı'dan yatırım akışına yol açacak ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yeni bir ticaret ve iklim anlaşmasının yolunu açabilir. Muhalefetin önerdiği ekonomik reformlar kısa vadeli sancılar getirecektir. Ancak Erdoğan'ın alışılmışın dışında politikaları çok daha kötü bir mali krizi biriktiriyor. Geçen hafta, cumhurbaşkanının kontrolünde olan Türkiye Merkez Bankası faiz oranlarını yüzde 8,5'e düşürdü, bu da borçlanmanın gerçek maliyetinin büyük ölçüde negatif olduğu anlamına geliyor. Para otoritesi, çok az uluslararası rezerve sahip olmasına rağmen lirayı desteklemek için döviz satıyor. Muhalefet için enflasyonu ezmek zor olacak. Sonuçta lira düşerse başlangıçta enflasyon yükselecektir. Dahası fiyatları kontrol etmek için Türkiye'nin göz kamaştırıcı faiz oranlarına ihtiyacı olabilir. Bu yeni bir hükümetin popülaritesini baltalayarak bir durgunluğu tetikleyebilir. Uluslararası yatırımcılar gerekli ilacı yutacak mideye sahip olduklarından emin olana kadar kenarda oturabilirler. Yeni bir hükümet birtakım gizler keşfedebilir. Örneğin, Rusya'nın döviz rezervlerini artırmak için Türkiye'ye borç veren 'dost' ülkelerden biri olup olmadığı da dahil olmak üzere, Erdoğan'ın Putin ile yaptığı anlaşmalar konusunda çok az şeffaflık var. Bununla birlikte Türkiye bir mali krizle karşı karşıya kalırsa, döviz kredisi için Uluslararası Para Fonu'na (IMF) başvurabilir. Altı partili koalisyon ekstra ekonomik güvenilirlik kazanmak için muhtemelen bunu önceden yapmalı, ancak pek olası görünmüyor.