GZT'nin izleyiciyle buluşan "Altay Cem Meriç İle Ne Bilim?" serisinin üçüncü bölümünde modern insanın bilgiyle kurduğu problemli ilişkiyi ve "bilim" kavramına yüklenen metafizik anlamlar masaya yatırılıyor
GZT'nin izleyiciyle buluşan "Altay Cem Meriç İle Ne Bilim?" serisinin üçüncü bölümünde modern insanın bilgiyle kurduğu problemli ilişkiyi ve "bilim" kavramına yüklenen metafizik anlamlar masaya yatırılıyor
"Modern Çağın Patronu Kim?" sorusunun peşine düşülürken, bilimin sadece bir bilgi üretim süreci değil, aynı zamanda Batı hegemonyasının diğer milletler üzerinde kurduğu bir dogmatik dayatma olduğu gerçeğinin röntgeni çekiliyor.
Günümüz insanının en büyük yanılgılarından biri, bilginin ve teknolojinin sadece kendi çağına ait olduğunu sanmasıdır. Altay Cem Meriç'in vurguladığı üzere, modern eğitim sistemi bireyi "geçmişi bir taş devri" olarak görmeye kodlamaktadır. Bu durum, insanı kendi köklerinden koparan ve Batı’nın "ilerlemecilik" masalına hapseden bir illüzyondur.
Bilim dogmasının dayatılması
Bilim, prestijini teknolojiden mi çalıyor? "İlerleme" masalının anatomisi
Mesela sanılanın aksine dünyanın düz olmadığı bilgisi 1900'lerde veya sadece Kopernik ile keşfedilmedi. Antik Yunan’dan, Eratosthenes’ten beri (M.Ö. 3. yüzyıl) dünyanın çevresi ve eksen eğimi biliniyordu.
Meriç'in verdiği bir diğer örnek olan; "eskiler beyinle düşünülmediğini sanıyordu" iddiası, modernitenin kendini dev aynasında göstermek için uydurduğu bir şehir efsanesinden ibarettir. 12. yüzyılda kafa sinir çiftlerini tanımlayan, kafa travması sonrası fonksiyon kayıplarını gözlemleyen ve sinir cerrahisi yapan bir birikim mevcuttu.
Modern insan, aldığı eğitimle beraber geçmişteki insanları "maymun seviyesinde" görmeye şartlanırken, aslında kendi doğal düşünme melekelerini yitirerek Batı merkezli "bilimsel otoriteye" körü körüne bağlı bir cehalete sürüklenmektedir.
Bilgi üretiminin arkasındaki "patron": Akademi ve onay mekanizması
Bilgi artık sadece "doğru" olduğu için değil, egemen güçler tarafından "onaylandığı" için bilgi sayılmaktadır. Meriç'in "marangoz ve kimya profesörü" analojisi, bilimin nasıl bir kast sistemine dönüştüğünü özetler nitelikte: Bir marangoz, yıllarca yaptığı deney ve gözlemlerle somut bir bilgi üretse bile, bir profesör "bu bilimsel değildir" dediği anda marangozun bilgisi değersizleşir. Burada belirleyici olan hakikat değil, o bilginin "akademik tornadan" geçip geçmediğidir. Bilgi artık küresel bir "patronun" kontrolündedir ve o kapıdan geçmeyen, Batı'nın kriterlerine uymayan her hikmetli söz "şarlatanlık" olarak damgalanmaktadır.
Bilim: Modern dünyanın seküler dini
Meriç'in analizinde en dikkat çeken noktalardan biri, bilimin modern dünyada üstlendiği mitsel ve dini roldür. Eski toplumlar için mitoloji neyse, modern dünya için de Batı’nın dayattığı "bilim" şablonu odur. Bu, rasyonel bir süreçten ziyade, boyun eğilmesi beklenen yeni bir inanç sistemidir.
Bilim, modern vaizler (popüler bilim insanları) tarafından "kızarsa bizi helak edecek, ona karşı gelirsek mahvolacağız" şeklinde bir korku ve huşu nesnesi olarak sunulmaktadır. Bu, bilimin bir gözlem aracı olmaktan çıkıp, insan ruhunu teslim alan bir "put" haline getirildiğinin kanıtıdır.
İnsanlık tarihi; yobazlıktan ve cehaletten gelip, Batı’nın "bilim" ışığıyla kurtuluşa eren bir "kahramanlık destanı" gibi kurgulanmaktadır. Bu anlatı, diğer tüm medeniyetlerin bilgi birikimini yok sayarak Batı'yı tek meşru kurtarıcı ilan eder.
Hegemonya aracı olarak bilim: Batı’nın tahakkümü
"Batı bilim ürettiği için öne geçti" tezi, bugün tüm dünyaya dayatılan ve sorgulanması dahi teklif edilemeyen bir dogmadır. Ancak bu, Batı'nın diğer milletler üzerinde kendi hegemonyasını kurmak ve onları "geri kalmışlık" kompleksiyle felç etmek için kullandığı en güçlü silahtır. Bilim tarihi, kazananların (Batı ve Siyonizm odaklı yapılar) yazdığı bir ideolojik metne dönüştürülmüştür. Bu şablonu kabul eden her toplum, aslında Batı'nın zihinsel kölesi olmayı da kabul etmektedir.
Tanımsızlığın sağladığı hareket alanı
Bilimin veya felsefenin net bir tanımının olmaması, aslında onu bir tahakküm aracı olarak kullananların işine gelmektedir. Muğlaklık, onlara istedikleri her şeyi "bilimsel" kılıfıyla pazarlama veya istemediklerini "bilim dışı" diyerek aforoz etme gücü verir.
Sonuç olarak; bilgiyi ve tanımı yöneten, dünyayı yönetir. Modern insan ise bu küresel tiyatroda, kendisine dayatılan "bilimsel" putları sorgulamadan kabul eden, ruhu ve zihni iğdiş edilmiş bir işçi konumuna indirgenmiştir.