• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Başbakan Yıldırım: Neredeyse bitme noktasına geldi

Başbakan Yıldırım, "Güzel bir haber vereyim. Geçen yıldan itibaren dağa çıkışlar neredeyse bitme noktasına geldi. Çünkü ay yıldızlı bayrağımız yurdun her köşesinde dalgalanıyor" dedi.

2018-06-16 23:02:00 - 2018-06-16 23:53:11
Başbakan Yıldırım: Neredeyse bitme noktasına geldi

İstanbul'da "Başbakanımız Canlarla Buluşuyor, Bayramlaşıyor" programında, Alevi kanaat önderleri ile bir araya gelen ve katılımcıların Ramazan Bayramı'nı kutlayan Yıldırım, "İnşallah birliğimiz, beraberliğimiz her zaman daim olur" dedi.

Aynı inancın, aynı milletin mensupları olduklarını ifade eden Yıldırım, "Anadolu toprakları, binlerce yıldır bizim vatanımız. Hepimiz biriz. Farklılıklarımız da bizim en büyük zenginliğimiz. Erzincan'da doğmuş büyümüş biri olarak bu birlikteliğin, hoşgörünün ne anlama geldiğini bilenlerden bir kardeşinizim" dedi.

Yıldırım, "Hepimizin yolu, Hak Muhammed Ali yoludur. Rabbimiz bir, kitabımız bir, Peygamberimiz birdir. Aynı medeniyetin ortak mirasçılarıyız. Aramızdaki muhabbet bizi kardeş yapıyor. Bizim hamurumuz, bu toprakların kültürüyle, sazıyla, sözüyle yoğrulmuştur. Samimiyetle ifade etmek isterim ki Alevi irfanından, her insanımız gibi ben de feyz aldım. Aramızda bir şey varsa o da muhabbettir. O muhabbeti korumak için birbirimizin sözüne can kulağımızı vermek, birbirimizi çok daha iyi anlamak gibi bir mecburiyetimiz vardır." ifadelerini kullandı.

Ehl-i Beyt'in herkesin canı, cananı en kıymetlisi olduğunu belirten Yıldırım, "Hazreti Fatıma'yı annemiz bilmeyen bizden değildir. Şühedayı, Kerbela için ciğerleri yanmayan bizden değildir. 12 imam, imamlarımızdır. Hazreti mevlanın aşkı, sema ile kendini gösterir. Hazreti Hacı Bektaş-ı Veli'nin aşkı semah ile dile gelir. Hepsi bizimdir. Hepsi de gönüllerimizin sultanıdır. Yolumuz bir, maksadınız bir, maksudumuz bir, menzilimiz birdir. Farklılıklarımız, meşreplerdedir" dedi.

"Asırlardır bir gür ırmak gibi beraber olarak ummana doğru akıyoruz. Birimizin acısı, diğerinin içini sızlatır. Birimizin gönül neşesi, diğerinin içini serinletir." diye konuşan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

"Biz, beraber yaşadık. Acılarda da sevinçlerde de hep beraber olduk. Aynı badirelerden geçtik. Başımıza gelenlere beraberce tahammül gösterdik. Aynı cephelerde, aynı sancağın izzetini korumak için beraber çarpıştık. Yiğit evlatlarımız, bugün şehitliklerde koyun koyuna yatıyor. Bu topraklarda asırlar boyu nice kültür, dil, inanç, mezhep, meşrep yan yana esenlik içinde, dostluk içinde icra ediliyor. Birbirimizin hukukunu, koruduk, korumaya devam ediyoruz. Saygı duyduk, birlikte zengin olduk, zenginliğimiz farklılığımız oldu. Bugün de Cumhuriyetimizin bütün kazanımlarıyla beraber dünyanın güçlü ülkeleri arasına ülkemizi getirdik. İçeriden veya dışarıdan bu kardeşliğe zarar vermeye yönelik tehditleri, ancak ve ancak birbirimizle kenetlenerek aşacağımızı düşünüyorum."

"TERÖR BİZİM BAŞIMIZIN BELASIDIR"

Dün Tunceli'de miting yaptığını hatırlatan Binali Yıldırım, orada hemşehrilerle bir araya geldiklerini, hasret giderdiklerini aktardı. Tunceli'ye 2003' te de gittiğini, o günkü hali ile bugünkü hali arasında korkunç bir fark olduğunu anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bir köy şeklindeydi Tunceli. Bir kilometre bile bölünmüş yolu yoktu. Sıcak asfalt hak getire. Ama hakikaten Tunceli şehir girişinden itibaren çok müthiş bir güzelliğe sahip olmuş. Neden? Çünkü terör korkusu ortadan kalktıktan sonra orada her şey daha güzelleşiyor. Valinin anlattığına göre Avrupa'dan 4 tekstil markası, Tunceli'de imalata başlamış. Şu anda 2 bin 500 kişi çalışıyor. Avrupa'ya doğrudan bilinen markaların etiketlerini vurarak ürün ihraç ediyorlar. İnsanlar terörün baskısından kurtulmuş olmanın rahatlığı içindeler. Terör, bizim başımızın belasıdır. Terör yüzünden bölgelerimizin gelişmesi gecikti, yatırımlar gitmedi. Gençlerimiz gelecek umutlarını kaybetti. Bunu istismar eden bölücü terör örgütü, o çocuklarımızı dağa yönlendirdi. Kalem tutması gereken ellere, silah tutuşturuldu ve binlerce masum insanın hayatı yok edildi. Toplumda acılar yaşandı. Husumetler gelişti. Her yönden büyük zarar gördük. Enerjimizin bir kısmını bu terör sebebiyle maalesef yok ettik. Meralarımıza, dağlarımıza sürülerimiz çıkamadı, insanlarımız gidemedi. Bölgeye yol yapmak istedik onu yaptırmadılar. Havaalanı yaptırmak istedik, havaalanını engellediler."

Yüksekova'ya havalimanı yaparken, 99 kere şantiyenin basıldığını, çalışanların kaçırıldığını, makinaların yakıldığını dile getiren Yıldırım, bu ülkenin bunları hak etmediğini ifade etti.

PKK'nın, bölücü terör örgütünün esasında Kürtler diye bir sorunu olmadığını belirten Yıldırım, "Sorun nedir bilir misiniz? Kürtlerin de Türklerin de en büyük sorunu PKK'dır, bölücü terör örgütüdür. Bunların ipi de başkalarının elindedir. Bunlar, milli, yerli değildir. Ancak gençlerimizin heyecanını, duygularını ifsad ederek onları da maalesef kullanmıştır" dedi.

Güzel bir haber vermek istediğini dile getiren Başbakan Yıldırım, "Geçen yıldan itibaren dağa çıkışlar neredeyse bitme noktasına geldi. Çünkü ay yıldızlı bayrağımız yurdun her köşesinde dalgalanıyor. Dağında da ovasında da şehrinde de ay yıldızlı bayrak var. Devletin tam hakimiyeti var. Meralar, otlaklar açıldı. Köylere insanlar rahatlıkla gidebiliyor. İnsanlar artık eski kaos, korku dönemine dönmek istemiyor. Aramızda ayrılık, gayrılık, ötekilik yok. Bizim insanımızın hepsi candır. Her can da azizdir" değerlendirmesinde bulundu.

"DERSİM İLE BU ÜLKE YÜZLEŞMELİDİR"

Başbakan Yıldırım, 1938 Dersim olaylarının büyük bir acı olduğunu ifade ederek, "Dersim ile bu ülke yüzleşmelidir. Çok açık söylüyorum, hiç bir yanlışın arkasında durmak gibi bir lüksümüz yok. O dönem Dersim'i yapanlar, bugün bunun bir şekilde öz eleştirisini, hesabını vermelidir. Devlet yaptı, devlet yanlış yapabilir. Yapmaması gerekir ama yanlış yapılmıştır. Bir daha bu yanlışların olmaması için bu meselenin de ele alınıp açık, samimi bir şekilde toplumla paylaşılması gerekir. İdam etmek için yaşını büyütüp idam ettiğiniz o insanların zihinlerindeki acıları küllendirmenin, bir daha yaşanmaması için bu olayların açık kalplilikle konuşulması gerekir" diye konuştu.

Artık gençlerin, insanların dünyayı gördüğünü, hiçbir şeyin gizli kalmadığını, her yanlışın ortaya çıktığını anlatan Yıldırım, bundan sonra yapılması gerekenin, ortak yönleri ön plana çıkarmak, farklılıkları, ayrıştıran değil zenginleştiren hususlar olarak görülmesi gerektiğine işaret etti.

Başbakan Yıldırım, dinin, soyut bir iş olduğunu, dinin herkesin başının üstünde olması gerektiğini belirterek, "Eğer dini, ağzımız hizasına getirirsek yandık. Buraya geldiği zaman kavga mis gibi. Avrupa'daki, bölgedeki mezhep savaşları, Kerbela'da Şii-Sünni çatışmasının arkasında dinin buradan buraya gelmesindendir. Din, olduğu gibi kabul edilir. Rabbim ne diyor? Bana gelen yol mu arıyorsunuz. Allah'a giden yollar, kainatta nefes alıp veren bütün canlıların sayısı kadardır. Dayatmaya giderseniz, 'benim dediğim doğrudur, senin dediğin yanlıştır' dediğimiz zaman, büyük bir felaketin kapısını aralamış oluruz" ifadelerini kullandı.

Bu topraklarda ırkçılık, nefret ve ayrımcılığın asla olmaması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, "Kimse de bizlerin arasına tohum ekmemeli, buna da izin vermemeliyiz. Doğduğumuz yerde Alevi de vardı Sünni de vardı. Kirve oluruz, otururuz Babiko yeriz. Benim ismimin nereden geldiğini daha önce de anlattım. Binali Diyaroğlu benim üniversiteden arkadaşım" dedi.

BU İŞİN ARKASINDA EMPERYAL BİRTAKIM HESAPLAR VAR

Eksiklerin olabileceğini, "her şeyi mükemmel yaptık" şeklinde bir iddia içinde hiçbir zaman olmadıklarını, ancak her zaman ülkenin kalkınması, milletin refahı için koşturduklarını vurgulayan Binali Yıldırım, geçmişte yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere, ayrımcılıklara son vermek için gayret ettiklerini belirterek, "Ret ve inkar politikalarını reddettik" diye konuştu.

Aşık Veysel'in "Yezit nedir ne Kızılbaş?/Değil miyiz hep bir kardaş/Bizi yakar bizim ataş/ Söndürmektir tek çaresi" dizelerini hatırlatarak "İşin özeti budur." diyen Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Önümüzde bir seçim var. 24 Haziran, 1 hafta sonra ülkemiz seçime gidiyor. Bu seçimin bir farklılığı var. Malum, iki yıllık bir Başbakanlık görevim var. İki yıllık Başbakanlık görevi çok uzun değil ama herhalde gelecek yıllarda üzerinde çok konuşulacak bir dönem olacak. Yazılması, süresinden daha fazla sürecek diye düşünüyorum. Çünkü bu dönem, hakikaten Türkiye'nin siyasi tarihini, demokrasisini ilgilendiren birkaç önemli husus yaşandı. Hep beraber yaşadık. Başbakan oldum, 24 Mayıs'ta, 15 Temmuz'da alçak FETO darbesiyle yüz yüze geldik. Milli iradeyi, demokrasimizi yok etmek... Ülkeyi işgal etmeye kalktılar. Bu FETO niye verilmiyor biliyor musunuz? Hiç merak ettiniz mi bu kadar ısrarımıza rağmen bu darbeyi yapanların başındaki verilmiyor. Bazı şeylerin ne olduğu ortaya çıkacak. Bundan endişe ediyorlar, onun için vermiyorlar. Çok açık söylüyorum. Bu darbeyi onun yaptığını bilmeyen yok ama arka planı var bu darbenin. Sadece orada süklüm püklüm, ağlayarak konuşan, sümüklerini çeken bir adamın yapacağı iş değil bu iş. Bu işin arkasında emperyal birtakım hesaplar var. Bunlar eninde sonunda açığa çıkacak. Çok açık konuşuyorum. Sokağa gidin sorun, bu darbenin arkasında neler var neler yok, insanlar kanaatini ifade edeceklerdir."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Hükümet'in ve milletin cesaretiyle, ferasetiyle darbeye darbeyi vurduklarını, bayrağın inmediğini, ezanların dinmediğini kaydeden Yıldırım, şunları söyledi:

"Hemen sonra terörle ilgili çok ciddi bir karar aldık, Fırat Kalkanı Operasyonu başladı. Darbe görmüş bir Silahlı Kuvvetler'in kısa sürede toparlanıp yurt dışında başarılı operasyon yaptığı bir dönem geçirdik. Daha sonra 15 Temmuz'un arkasındaki sebepleri irdelediğimizde bir sistem değişikliği ihtiyacının olduğunu gördük. Durup dururken gündeme gelmedi. Aslında 60 darbesinden sonra siyasette hep vesayet konuşuldu, hep darbe tehdidi konuşuldu, hatta 60'tan sonra 71 muhtırası var, 80 darbesi var, 28 postmodern darbe var. 2007'de cumhurbaşkanı seçemedik. Bunun için referanduma gitmek zorunda kaldık. 363 milletvekiliyle cumhurbaşkanı seçtirmediler. Ondan sonra cumhurbaşkanını halk seçsin dedik, halk da kabul etti, seçti. Ancak bu vesayetçiler yine rahat durmadı. Farklı farklı kılıklarda farklı farklı yöntemlerle hep karşımıza çıktılar. 15 yıl boyunca bir yandan insanımızın hasretle beklediği hizmetleri yaparken, yollar, havalimanları, hastaneler, okullar, demiryolları, bütün bunları yaparken bir yandan da bu kumpaslara, darbe girişimlerine, vesayetlere de kararlı bir şekilde karşı koyduk. Yani tabiri caizse şeytan taşlamaktan hizmet yapmaya zor zaman bulduk. İstedik ki artık bunlar daha yaşanmasın. İrade tek olsun. O irade de millet iradesi olsun."

TÜRKİYE DÜNYANIN 7. BÜYÜK EKONOMİSİ OLACAKTI"

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle milletin sandığa giderek ülkeyi kimin yöneteceğine karar vereceğini aktaran Yıldırım, şöyle dedi:

"Yasama ayrı, yürütme ayrı, yargı ayrı, bağımsız ve tarafsız... Şimdi ne var? Çift başlılık var. Başbakan güçlü, Cumhurbaşkanı güçlü. Ondan sonra başlıyor çatışma. Hatırlayın bizde yok ama her zaman böyle olacak diye bir garanti de yok. Ecevit, -Allah rahmet eylesin- ne yaptı? Kendi eliyle aradı, buldu bir cumhurbaşkanı adayı, Sayın Sezer'i getirdi. Seçti, ilk önce kendisi onunla bozuştu. O Anayasa fırlatmalar, Türkiye'nin yaşadığı ekonomik kriz, ödediği bedel, 23 banka gitti, 52 milyar dolar bir gecede yok oldu gitti. Türkiye fakirleşti. Bakın bir hesap yaptım, bu hesap çok hassas bir hesap, 1924'ten 2003'e kadar Türkiye ortalama yüzde 4,7 büyümüş. 2003'ten 2017'ye kadar yüzde 5,7 büyümüş. Bir puan. Yani 'AK Parti çok güçlü geldi de ne var yani, 1 puan fazla büyümüş Türkiye... Çok bir şey mi?' diye düşünebilirsiniz. Sonuç ne biliyor musunuz? Eğer 1924'ten bugüne 4,7 değil de 5,7 büyüseydi Türkiye, Türkiye bugün Fransa'dan sonra dünyanın 7. büyük ekonomisi olacaktı. İşte fark bu. Şu anda 17. ekonomiyiz. 2 trilyon 350 milyar ile dünyanın 7. ekonomisi olacaktık. Niye olamadık? Çünkü darbeler oldu, krizler oldu, zayıf yönetimler oldu ve hep kaybettik. Bu anayasa değişikliğinin arkasındaki düşünce budur. Yıllardan beri hep konuşulan bir konudur. Onu da yapmak milletin önüne getirmek bize nasip oldu. Siz de kabul ettiniz, şimdi 24 Haziran'da da kabul edilen bu değişikliği bir anlamda sandıkta tescil edeceğiz. Yani, sürekli istikrar, sürekli güven, güçlü iktidar için sandığa gidiyoruz. Hayırlı uğurlu olsun, diyorum seçimlerin."

Ülkenin geleceği, Cumhuriyet'in 100. yılının hedeflerini gerçekleştirme bakımından bu seçimin çok önemli olduğunu vurgulayan Yıldırım, "İstikrar çok önemli, güven çok önemli. Hem ekonomimiz için hem terörle mücadele için hem işsizliğin daha da aşağıya çekilmesi için, üreten, ürettiğini satan, ülke refahını büyüten, refahı adil dağıtan bir ülke için, bir Türkiye için sandık başına gidiyoruz. Darbelere, vesayetlere, ayrımcılığa hayat hakkı tanımayacak bir yönetim için sandığa gidiyoruz." diye konuştu.

MESELELERİN ÜSTESİNDEN GELECEĞİZ

Yıldırım sözlerine şöyle devam etti:

"Bütün toplum kesimlerinin sorunları var. Sadece Alevi vatandaşlarımızın sorunu yok, herkesin sorunu var. Şöyle söylesek yanlış olmaz; sorunu olmayan ölülerle delilerdir. Aslında onların da sorunları var da biz belki onların dünyasına giremiyoruz. O yüzden sorunları torunlara bırakmayacağız, sorunları çözeceğiz. Cesaretle üzerine gideceğiz. Hiçbir şeyden çekinmeyeceğiz ama doğru zeminde konuşacağız. Alevi vatandaşlarımızla ilgili aslında meseleleri çözmek için biz zannediyorum 9-10 tane çalıştay yaptık, geçmiş dönemde. Bu meseleyi cesaretle ele aldık. Orada bir şey gördüm, çok açık konuşayım, en büyük konu sorunun tanımında anlaşamamak. Niye anlaşamıyoruz? Öyle bir farklılaşma var ki. Ali'siz Alevilikten tutun yani Aleviliği tek başına din gibi ifade etmeye çalışana kadar değişik değişik görüşler ortaya geldi ve burada maalesef bir ortak noktayı, herkesi tatmin edecek bir noktayı yakalayamadık. Benim tespitim bu yönde. Yanlış olabilir ancak makul olanı, imkansız olanı değil, makul olanı yapmak açısından her zaman elimizde fırsat var. Alevi toplumunun inanç değerlerine, en cesur şekilde fırsat vermek, bu bizim görevimiz. Bunun için irfan merkezleri ve cemevlerinin artık statüsünü tartışma alanından çıkarmaya karar verdik. Fiili durumu görmemiz lazım. Bu bir ihtiyaç olmasa cemevleri her yerde yapılır mı? İhtiyaçtan kaynaklanıyor. O halde bize düşen bu ihtiyacı görmek ona göre hızlı hareket etmek. Geç de olsa önemli bir mesafe almış olmayı da ben ciddi bir kazanım olarak görüyorum ve inşallah bundan sonra daha fazla iç içe, daha fazla ön yargısız, birbirimizle konuşarak, görüşerek bu meselelerin üstesinden geleceğiz."

Seçimlerin ülkenin gelecek hedeflerine önemli bir başlangıç olmasını dileyen Yıldırım, "Ülkemizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bize gösterdiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için yapacağımız çok daha işimiz var, çok daha projemiz var. Bu projeleri de inşallah en güzel şekilde gerçekleştireceğiz. Rabbim birliğimizi bozmasın. Muhabbetimizi daim eylesin. Allah, birbirimizin hukukuna riayet eden kullarından eylesin. Bütün Alevi kardeşlerimizi, Sünni kardeşlerimizi, bütün vatandaşlarımızı sevgiyle, saygıyla, selamlıyorum" diyerek konuşmasını tamamladı.

Alevi kanaat önderleri ile bayramlaşma programına, Alevi Toplumu Birlik ve Beraberlik Platformu Başkanı İbrahim Uçar, Gazi Cemevi dedesi İsmail Gündoğdu, Kartal Cemevi dedesi Selami Sarıtaş ve Sarı Saltık Cemevi dedesi Hasan Hüseyin Göçüm, Başbakan'ın üniversiteden okul arkadaşı Binali Diyaroğlu başta olmak üzere birçok Alevi temsilcisi katıldı.

Başbakan Yıldırım'a, eşi Semiha Yıldırım, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, AK Parti Erzincan Milletvekili Serkan Bayram ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak eşlik etti.

Programda, Başbakan Binali Yıldırım, sanatçı Erol Aydoğan’ın söylediği "Haydar Haydar" türküsüne eşlik etti. Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım, programda katılımcılarla tek tek bayramlaştı.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23