• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Avrupa, İslâm düşmanlığına kör ve sağır

Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Uyum Meclisi Başkanı ve SPD Milletvekili Tayfun Keltek, Almanya’daki son saldırıyı yorumladı... Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Uyum Meclisi Başkanı ve SPD Milletvekili Tayfun Keltek, Almanya’da 4’ü Türk 9 kişinin ölümüne yol açan saldırının arkasında İslam düşmanlarına caydırıcı cezalar verilmemesinin yattığını ifade etti. Avrupa’da, ırkçılık ve İslamofobiye karşı buzdağının suyun yüzüne çıkan kısmına tepki gösterildiğini belirten Keltek, “Buzdağının tabanına bilinçli veya bilinçsiz olarak dokunulmuyor” dedi.

2020-02-24 14:02:00 - 2020-02-24 14:03:26
Avrupa, İslâm düşmanlığına kör ve sağır

Almanya’da ırkçı saldırılara geçtiğimiz hafta bir yenisi daha eklendi. Her geçen gün artan bu saldırılar karşısında Almanya’daki Müslümanların tedirginliği artmakta. Bütün dünyanın yüksek sesle itiraz etmesi gereken bu saldırılar karşısında maalesef yeterli tepki verilmiyor. Biz de Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Uyum Meclisi Başkanlığı yürüten, Eyalet Parlamentosunda SPD’den milletvekilliği de yapan Tayfun Keltek’le Müslümanlara yapılan son saldırıları ve Batı’da yayılan İslamofobi’yi konuştuk. İşte, Keltek’le gerçekleştirdiğimiz o röportaj:

Irkçılığı tolere etmenin faturası çok büyük

-Almanya’da yeni saldırılar oldu. İslam düşmanlığı, yabancı karşıtlığı ve ırkçılıkla ilgili gittikçe artan olumsuz anlamda bir gelişme söz konusu. Alman devleti bu artan saldırılar karşısında neden önlem almıyor. Sizin çözüm öneriniz nedir?

Biz kendimizi ortaya koymazsak, sürekli başkaları bizim hakkımızda bir şeyler ortaya koyar. Şu an olduğu gibi aleyhimizde akıllar gelişir, projeler düzenlenir. Benim gördüğüm, bu haksızlığa bizden kimsenin karşı çıkmadığı. Sözün özü, ırkçılığı tolere etmenin faturası çok büyük, bunu ifade etmemiz gerekiyor. Irkçılığın arttığını kamuoyuna duyurmak için uğraşıyoruz. Fakat bu Uyum Meclislerinin çabası ile olacak bir şey değil. Toplumun birlik olması lazım. Hep beraber ırkçılığa karşı önlemler almalıyız. Demokratik partiler ırkçılığın nedenlerini, nasıl geliştiğini araştırıp uzun süreli önlemler almak yerine insanlar öldürüldüğünde kısa süreli tepki göstermekle yetiniyorlar. Buzdağının suyun yüzüne çıkan ucuna tepki gösteriliyor. Buzdağının tabanına bilinçli veya bilinçsiz olarak dokunulmuyor. Demokratik partilerin göçmenleri seçmen olarak ciddiye almalarını ve onların beklentilerini gözetmelerini istiyoruz. Göçmen kökenli seçmenler de çıkarlarının Avrupa düzeyinde gözetilmesi için seçme haklarını kullanmalı. Seçime katılmama gibi bir lüks olamaz. Mutlaka seçimde oy kullanmalılar.

Caydırıcı ceza verilmemesi Neonazileri cesaretlendiriyor

-Almanya’da ve Avrupa’da uygulanan politikaların İslamofobi, ırkçılık ve ayrımcılığı destekler nitelikte olduğunu düşünüyor musunuz?

2017 yılında 950 adet İslam karşıtı saldırı olmuş. 21 Mart ise Irkçılık Karşıtı Gün (Alm. Internationaler Tag gegen Rassismus). O gün basın açıklamasında bulunacağız. Burada bu kişilerin haksız ve ırkçı olduğunu söyleyelim. Peki, biz bunun dışında ne yapabiliriz? Bu noktadan başlamalıyız. Irkçılığa aktif bir biçimde tavır koymamız lazım. Irkçı terör örgütü NSU’nun 2000-2007 yılları arasında işlediği seri cinayetler, Hanau’da kitlesel tarzda cinayet işleme şeklinde devam etmiştir. NSU cinayetlerini işleyenlerin hak ettikleri cezayı almamalarının, diğer Neonazileri cesaretlendirdiği Hanau’da bir kez daha görüldü. Geçen yıl Kassel Valisi Walter Lübcke’nin katledilmesi bunu göstermiştir. AfD’nin eyalet ve federal parlamento milletvekilleri her gün göçmenlere, sığınmacılara, Müslümanlara karşı nefret dolu açıklamalar yaparak, düşmanlığı körüklüyorlar. Federal Hükümet’in ırkçı-faşist propagandaya çoğu zaman ya göz yumduğu ya da sessiz kaldığı ortadadır.

1991’de Hoyerswerda ve 1992’de Rostock kentinde mülteci yurtlarına yönelik saldırılarda çok sayıda kişi yaralanırken Hamburg yakınlarındaki Mölln şehrinde 23 Kasım 1992’de kundaklanan evde, 10 yaşındaki Yeliz Arslan, 14 yaşındaki Ayşe Yılmaz ve 51 yaşındaki Bahide Arslan hayatını kaybetti. Kundaklamayı gerçekleştiren 2 Neonazi, 15 yıl cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Mölln faciası, Almanya’da Neonaziler tarafından yapılan ilk ırkçı kundaklama olarak tarihe geçti. Bu olaydan 7 ay sonra 29 Mayıs 1993’te Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin Solingen kentinde Genç ailesinin Untere Werner Caddesi’ndeki evleri aşırı sağcılar tarafından kundaklandı. Olayda 5 Türk yanarak can verdi.

İstanbul’un fethi Hristiyanların içinde bir yara

-Solingen katliamını nasıl yorumluyorsunuz?

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında ırk esasına dayanmayan; inanç, dil, düşünce farkı gözetmeyen; bir arada yaşamanın kurallarını anayasal haklarla besleyen Fatih Kanunnameleri’ni hayata geçirmişti. 1000 yıllık Bizans’ın yıkılması ve Ortaçağ’ın kapanıp Yeniçağ’ın açılmasıyla neticelenen bu olayla Doğu Roma’da ilk defa bir devlet Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul etmişti. İstanbul’un fethi Hristiyanların içinde bir yaradır. 29 Mayıs Solingen katliamının aynı tarihte yapılmış olması düşündürücüdür.

Almanya’da yenilik yapmak Türkiye’ye kıyasla çok zor

-Almanya’da karşılaştığınız zorluklar neler?

Yenilik yapmak Türkiye’ye kıyasla Almanya’da çok zor. Burada bir gelenek var ve bu gelenekleri aşmak kolay olmuyor. Siyasetteki ırkçı atmosferden oldukça etkileniyoruz. Buradaki en önemli konulardan biri göçmen kökenlilerin var olan benliklerinin tanınması. Göçmenlerin ve göçmen kökenlilerin benliklerinin çoğunluk toplum tarafından benimsenmesi için çalışıyoruz. Buradaki en önemli meselelerden biri de eğitimde iki dillilik meselesi. Bazen bazı okullarda anadilin konuşulmasının yasaklandığını biliyoruz. Biz anadilin bir artı olduğu, anadillerine saygıyla yaklaşılan çocukların Almanya’yı daha fazla benimseyecekleri düşüncesinden hareketle eğitim sistemi içerisinde anadilin desteklenmesi gerektiğini arz ettik ve bu konuda birçok yasaya ön ayak olduk.

‘Almanya’daki ırkçılık beni siyasetçi yaptı’

-Sizi Almanya’da siyasete girmeye iten sebepler nelerdir?

Yüksek eğitim için Almanya’ya gelip, burada kalmaya karar verdiğimde bir okulda öğretmenliğe başladım. Bu okulda göçmen kökenli çocukların birçok konuda dezavantajlı olduğu ve eğitim sistemi içerisinde hak ettikleri karşılığı almadıkları dikkatimi çekti. O dönem bu durum için eyalet bazında çalışmalar başlattık. Fakat bu çalışmalar kendi kısıtlı çevremizde kaldı, politikaya herhangi bir etkisi olmadı. Bu durum beni Almanya’da siyasete atılmaya zorladı. 1984-85 yıllarında Yabancılar Meclisi isminde bir kurum ortaya çıkmıştı. Oraya seçilmemle birlikte politikaya da atılmış oldum. Burada çocukların okullardaki dezavantajlı durumlarını gidermekte yerel düzeydeki politikaların yeterli olmadığını fark ettim ve eyalet düzeyinde siyasete geçtim. 86 yılında NRW’de var olan Yabancılar Meclislerini birleştirerek eyalet düzeyindeki NRW Uyum Meclislerini oluşturduk.

Yabancıları dışlamak adına tez geliştiriyorlar

-“Öncü kültür” diye bir kavram konuşuluyor. Öncü kültür tartışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu kavram saçmalık. “Niye?” diyeceksiniz. Eğer Almanya’da yaşıyor ya da Alman vatandaşıysanız, Alman Anayasası’nı benimsemek zorundasınız. Bir öncü kültür var evet, o da Alman Anayasası. Bir ülkede yaşayıp onun anayasasına ters düşemezsiniz. Almanlara dahi baktığımızda hepsinin değişik bir kültürü yaşadığını görüyoruz. Kimsenin kültürü bir diğerine benzemiyor. Biz kimin kültürünü, neden yaşayalım? Bunlar yabancı kökenlileri dışlamak adına öne atılmış tezler.

Yeni Akit Gazetesi

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

osmanli

Yurt disinda yasayan biri olarak sunu soyleyeyim ki Hiritiyan musluman kavgasi hic bitmemistir, hatta dahada siddetli devam etmektedir.Aklinizi basiniza alin.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı