Ateist büyük hırsız
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Onkoloji Doktoru Mehmet Arslan 'Ateist büyük hırsız' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Onkoloji Doktoru Mehmet Arslan'ın kaleme aldığı o yazı;
Sözde seçme seçilme hakkı geldi, saltanat gitti. Ne saltanat? Babadan oğula bile geçmeyen bir saltanata dönüştü. Giden hilafettir, İslami muhalefettir. İlahi seçim hakkıdır.
Giden statukoya, emperyalizme, faşizme, zormalığa itiraz eden hilafet, İslami muhalefet. Statuko'ya karşı beşeri, batıl, dayatmacı, zorba, otoritelere karşı, sömürüye karşı duran İslami muhalefet, İslami itiraz, İslami dik duruş muhalefet bu şekilde götürülmüştür. Seçme seçilme hakkı halkın elinden alınmıştır.
Yani öyle seçme "seçilme hakkı kadın kıza" bırak. Yani o Allah'ın verdiği hak kadından da kızdan da hatta yaşlısından da gencinden de erkeğinden de hepsinden alınmıştır. Allah'ı seçme hakkı ve Allah'ın seçilme hakkı ve İslam üzere hak hukuk üzere bir yönetim üzere seçilme hakkı maalesef alınmıştır.
Bu temel hak çalınmıştır. O kadar çalınmış ki bakın şu anda yeniden yine bir medya gezintisinde gördüm "iman etmeye gerek yok". Bir dine inanmaya Allah'a inanmaya gerek yok haşa.
Niye, ben zaten diyor efendim hırsızlık etmiyorum. Rüşvet alıp vermiyorum. Mesela böyle birkaç şey sıralamış ondan sonra.
Dolayısıyla bunları ben bu insanlığımdan bu etik halimden karakterimden dolayısıyla bunlar için Allah'a imana veya dine bir inanca bağlanmaya gerek yok. Niye? Bakın işte layıkçı eğitim insanların seçme seçilme hakkı öyle alınmış ki, yıllarca yüz yılı aşkındır, Allah'ı seçme hakkı elinden alındı. Böyle bir çarkta öğütüldü eğitim çarkında.
Şu anda da artık onca zaman sonra olacağı bu. Çünkü nedir? İnsanlar inandığı gibi yaşamıyorsa yaşadığı gibi inanmaya başlar. Öyle mi? Yaşadığı gibi inanmaya başlar.
Şimdi öyle inanmaya başlıyor. Çünkü Allah'ın seçme hakkı hiç olmamış ki. Allah'ın seçme hakkı hiç olmamış.
Allah'ın seçilme hakkı da alınmış. Dolayısıyla bu bir gün iki gün bir yıl iki yıl bir on yıl yüz yıl derken diyor ki buna gerek yok artık, gerek yok. Artık köprünün altından çok sular akmış.
Nasıl gerek yok? Allah'ın seçilme hakkı iktidar olarak kader belirleyici olarak yönetici olarak, zaten yaratıcı yaşatıcılık hakkıdır. Yaratmadan yaşatmadan ehil olmadan hak sahibi olmadan Allah'ın kullarına nasıl konarsın? Peki Allah'ın elinden bu seçilme hakkını Allah müsaade etti fırsat verdi diye bu hürlüğü sana verdi diye bu hakka konmaktan daha büyük hırsızlık var mı? Ben bir hırsızlık yapmam diyor. Yapmıyorum diyor.
Bakın işte sen eğer bir Allah'a imana Allah'ın dinine gerek yok dediğin zaman bittin zaten. Olayı idrak bile edemezsin artık. İdrakın bile alınmış senden.
Beynin kirletilmiş. Düşüncen daraltılmış. Yani adeta o kadar sığlaşmış ki erzel en rezil esfele safilin, hayvanların bile sefillerin bile altında.
Çünkü hayvan kendisine verilen potansiyeli son seviyede kullanıyor. Sen potansiyel düğmesini kapatmışsın, kirletmişsin, doldurmuşsun, dondurmuşsun. Dolayısıyla imkanların çok çok çok altında bir düşünce sistemin çalışır durumda.
Düşüncen yerlerde sürünüyor. Selsebil. Öyle mi? Yani kalkıp ben hırsızlık yapmıyorum.
Ya senin o yapmıyom dediğin hırsızlık ne ki bunun yanında? Zaten yani hırsızlık diyorsa insanlar aç bırakılıyor sömürülüyor. Adam karnını doyurmak için çalıyorsa o meşru bir çalmadır. Onu o hale düşürenler utansın.
Allah yatarak bile çalışmadan bile herkese döke saça yetecek kadar bir rızık bu dünyaya koymuşken aylık belki yüz bin liraya denk düşecek kadar her birey için Allah öyle bir imkan yaratmışken nimet olarak. Bunu çalıp çırpanlar soyup soğana çevirenler utansın. O aç vatandaşınki hırsızlık değil.
Ama sen işte bu insanları bu hale düşürecek bir sisteme mahkum ediyorsun. İlahi seçilme hakkını ilahi iktidar hakkını gasp ediyorsun çalıyorsun. Ve bunun da bir parçasısın bal gibi parçasısın.
Kendin dilinle ikrar ediyorsun buna gerek yok diyorsun. Evet ilahi iktidara gerek yok diyorsun. Çalmışsın çünkü o çalıntıyı hırsızlığı o suçu hafifletmeye çalışıyorsun.
Bal gibi suçun parçasısın, sen en büyük hırsızsın. Ben çalmıyorum öylemi. Bunu zaten ben kendi karakterimle, etiğimle, insanlığımla hallediyorum.
Hadi oradan hadi. Sen neyi hallettiğinin bile farkında değilsin sen. Sen kendini halletmişsin.
Geleceğini halletmişsin. Halt etmişsin. Efendim ondan sonra ben rüşvet almıyorum rüşvet vermiyorum.
Neyi vermiyorsun, ona buna da yardım yapıyorum falan. Nereden yardım yapıyorsun? Nereden yani, şu bedeni Allah'ın verdiği bedeni bir defa sen Allah'tan çalıp batıl emperyal tuğyani sistemlere köleleştirmişsin, satmışsın, rüşvet vermişsin. Emanete ihanet etmişsin.
Bundan daha büyük hırsızlık var mı? Allah'ın yetkisini çal. Allah'ın verdiği bedeni peşkeş çek emanete ihanet et. Çalıp bir başkasına rüşvet işte.
O seni meşru görecek diye. Allah'ın verdiği nimetlerden, o nimetler, bedense Allah'tan.
O bedenin enerjisi Allah'tan. Gıdası Allah'tan. Bütün imkanlar Allah'tan. Allah'ın mülkünden gasp edip getirdiğin. Çünkü Allah'tan izinsiz aldın, hırsızlık. İzin almadın, bedel ödemedin, teşekkür bile etmedin. Getirip birine verdin.
Onu yardımı, sen mi verdin? O da senin oldu öyle mi? Timsah gözyaşı. Efendim suçunu affettirecek. Günahını örtmeye kalkıyor. Yok efendim konu saptırmaya kalkıyor. Suçunu hafifletmeye. Yani bu suçtan kurtulamazsın.
Bu suç öyle böyle örtülecek bir suç değil. Öyle hafife alınacak bir suç değil. Bugünkü mahkemeler, hakimler, savcılar belki onlar da bunu idrak edemeyebilir.
Onlar nere, bu suçu hakkıyla değerlendirmek ve hüküm koymak nere? Ama bakın Nihai Mahkeme, İlahi Mahkeme. Yani üst mahkeme. Yani burada zaman aşımı yok. Şu anda bunu görecek mahkeme yok. Oyuncak. Oyuncak. Beşeri planda hani doktorculuk oynuyor.
İşte mahkemecilik oynuyor. İşte yöneticilik oynuyor. Bir devletcilik oynuyor. Oynuyor da oynuyor.
Sen aslında kalkıp bunu rüşvet veriyorsun. Diyorsun ki o fakire fukaraya rüşvet, beni adam san, beni insan san. Böyle değerlendir. Suçumu ört. Yani görmemezlikten gel. Bu da bir rüşvet. Rüşvet veriyorsun. Adeta sana hakkı haykırmasın diye.
Senin insan olduğunu düşünsün. Sana öyle iltifat etsin vesair. Ondan sonra hırsızlık yapmam.
Rüşvet yemem, almam, vermem. Efendim ona buna da işte biraz katkı yaparım falan. Hikaye.
Onların hepsi hikaye. Bunlar o büyük hatayı, günahı asla kapatamaz. Asla kapatamaz.
İşte böyle anlayışlar, Ateizm, deizm, agnostizm,
şu bu vesair. Allah'ı seçme hakkının ve Allah'ın seçilme hakkının gaspından sonra ve bir de bu nedir? Bu Allah'ı karıştırmamak meselesi. Siyoni layıkçı sistem.
Hem de tam da bunu ülkeye girmesin bu tür anlayış, düşman girmesin ülkeye diye yüz binlerce şehidin kanı canı üzerine böylesine bir ihanetle kurulan rejim. Ondan sonra vatan, millet, Türklük şu bu aldatmaları üzerinden sahipierini bastırıp, yasaklayıp, hapsedip , adeta mezara gömüp sonra bu sahte korsan anlayışlarını, dini ideolojilerini pazarlayan zihniyetin yeni nesile getirdiği anlayış ta bu artık. Yani dini anlayışta bu.
Seçme seçilme hakkı öyle bir alınmış ki, Allah'a artık inanmaya gerek yok diyor. Dine gerek yok.
Böyle bir dine girmeye gerek yok. Düşüncesi bile alınmış artık. Allah'ın seçilme hakkı düşüncelerden silinmiş. Senin insiyetifine mi kaldı en temel hak.
Allah'ı seçme hakkı düşüncelerden silinmiş. Zihinlerden silinmiş. Nerede seçme seçilme hakkı? Nerede? Din seçme hakkı nerede? Din demek düzen demektir. Rejim seçme hakkı demektir. Var mı şu anda rejim seçme hakkı? Yok. Ne var? Belli bir rejimin dayatılan rejimin yürütücülerini, partilerini seçme hakkı.
Yapma etme ya. Yapma etme ya. Bu seçme seçilme hakkı değil. Bu tam bir köleleştirme. Hatta artık bunun bir hak olduğu düşüncesinin bile, gerekliliğinin bile, varlığının bile inkarı, agnostizm, ateizm, deizm anlayışlarıyla bu hale gelmesi bu hakkın kullardan alınıp insanların köleleştirilmesinin yüzyıllara sari neticesi.
Ve bu büyük bir cürüm. Bu cürümün ortakları bunun hesabını er geç verecekler. Onun için zararın neresinden dönülürse kârdır. Ülke adına, insanlık adına, hak hakikat adına bu hatalardan dönülsün diyoruz. Bireylere ve yetkililere bunu bir şekilde iletiyoruz.