Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Allah’a en sevgili olanınız, az yiyenleriniz, vücud bakımından da hafif olanlarınızdır.” (Münavi, Feyzu’l-Kadir, 1/175)
Bir adam bir hakime sordu:
– Nefsime ne yapayım da onu hakimiyetim altına alayım?
Hakim dedi ki:
– Açlık ve susuzlukla onu emrin altına al. Allah’ı zikret, ona yaptığın iyilikleri bırakarak onun yumuşamasını sağla. Ahiret yolcularına hizmet ettirerek onu alçalt, görünüşe dayanan dış süsünü terk ettir ve onu daima töhmet altında bırakarak yapacağı kötülüklere engel ol. Nefsinin sevmediği kimseleri ona arkadaş yap ki, kendini ondan kurtarasın.
“Açlık bu kadar faydalı sayılır mı?"
"Aç kalmakta yalnız mideye eziyet vardır. Madem mesele insanın kendine eziyet etmesi, öyle ise kendi kendini dövmesi, vücuda zararlı olan şeyleri almasına da mükafat verilmesi gerekir” diyecek olursanız, düşün, hasta içtiği acı ilacın kendine faydası olduğunu görüp de faydanın ilacın acılığında olduğunu zanneder. Şifanın acılıkta olduğunu zanneden, her acı bulduğunu ilaç sanmaya başlar. Bu görüş çok yanlıştır çünkü öldüren zehir de acıdır. İlacın faydası acılığında değil özelliğindedir.
Biyolojik Faydası
Yemek az yendiği ya da aç kalındığı zaman, kan insanın beynine şiddetle hücum etmeyeceği için kalp gözü açılır. Ruhu cilâlanır. Hâlbuki tokluk buna engeldir.
Çok yiyen kimsenin vücudu tembelleşir. Kalbi körleşir.
Kafasını adeta sarhoş eder ve tembelliği tüm organlara yayar.
Kafası daima boş şeylerle uğraşır. Kalp düşünce itibarıyla zayıflar çabuk karar verme özelliğini kaybeder. Çok yemek yiyen, çocuk olsa dahi hafızası zayıflar. Okuduklarını anlayamaz, anladıklarını düşünemez olur.
Lokman Hekim:
“Ey oğlum; mideni tıka basa doldursan, zihnin çalışmaz, hikmeti düşünme kabiliyetin ölür, organların tembellikten hareket edemez hale gelir" diyor.
Manevi Faydası
Açlığın kalbi yumuşatmasıdır. Allah’a yönelmek için kalbi yumuşatmak gerekir. Öyle kalpler vardır ki; yaptıkları zikirden kalp etkilenmez, zikir dudaktan kalbe inmez. Kalbin katılığı, Allah ile kul arasında adeta bir perde oluşturur. Perdenin kaldırılması, kalbin yumuşaması ve kalbin Allah’ı anmaktan zevk duyması ancak ve ancak midenin aç kalması ile mümkün olur.
Yine bir eren:
“Allah’tan korkan ve ibadetten zevk alanlar, nefislerini terbiye etmek ve ona iş yapmak için, azıklarını çantalarına yerleştirip gözlerinin önüne koyarak ibadet ederlerdi. Canları istediği hâlde nefislerini aç bırakmaktan hoşlanır ve ibadetin zevkine varırlardı" diyor
Tefekkür Faydası
İnsanı azgınlığa sevk eden şeylerin başında; kibir ve gurur gelir. Bunları yok etmenin ilacı açlıktır. Devamlı nefsini terbiye ederek, Allah’a her an muhtaç olduğunu aklından çıkarmamalı ve ihtiyaçta kalışı onun için bir eksiklik değil bir zevk olmalıdır.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
Âdemoğlunun doldurduğu en zararlı kap, karnıdır. Âdemoğluna belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Mutlaka bundan fazla yemek isterse, midesini üçe bölsün. Üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de havaya (oksijene) ayırsın.” (İbni Mace; Eşribe, 6)
O hâlde yemek yerken ölçüyü korumalı, aşırıya kaçmamalıyız. Acıkınca yemeli ve doymadan yemeği bırakmalıyız. Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine bağlı kalmalıyız.