Arseven: Çile adamı gerçek gazeteci Mehmet Özmen yine yaptı yapacağını
Gazetemiz yazarı Serdar Arseven, dün ve bugün kaleme aldığı köşe yazılarında muhabirimiz Mehmet Özmen'i anlattı. Yazılarında Özmen'in gerçek bir gazeteci olduğunu vurgulayan Arseven, 'Mehmet Özmen çile adamı, mesleğinin hastası' ifadelerini kullandı.
Gazetemiz yazarı Serdar Arseven, dün ve bugün kaleme aldığı köşe yazılarında muhabirimiz Mehmet Özmen'i anlattı. Yazılarında Özmen'in gerçek bir gazeteci olduğunu vurgulayan Arseven, 'Mehmet Özmen çile adamı, mesleğinin hastası' ifadelerini kullanarak Özmen'in paralel yapının oyunlarıyla gerçekleştirilen MHP kurultayında noter skandalını görüntüleyerek büyük bir iş başardığını açıkladı.
İŞTE ARSEVEN'İN 24 HAZİRAN TARİHLİ ÖZMEN'LE İLGİLİ İLK YAZISI:
İlginç bir gazeteci Mehmet Özmen, çok iyi bir gazeteci ama bu devirde iyi gazeteci olmak marifet değil…
İş, “yağdanlık” olabilmekte.
Öyle fazla gayret sarf etmeye, risk almaya filan gerek yok; dayarsın sırtını bir yere, birine; sağlam maaş, özel şoför, sekreter…
Lüküs hayat!.
“Ne güzel şey, oh ne rahat,
Lüküs hayat, lüküs hayat!..
Mehmet Özmen, çile adamı.
Mesleğinin hastası.
Gazetecilik aslında hiç de rahat ettirecek bir meslek değildir, muhabirliğe stajyerlikten başlamayana gazeteci denmez; “pencere önünde değil, tarlada kızaran domates” gibi olmak gerek, lezzetlisi budur.
Başından nice hadise geçecek, dayak yeme noktasına geleceksin icabında…
Ve hatta yiyeceksin ve hatta defalarca!
Gazeteci dediğin, “Çekersen gebertirim!” tehdidi varsa, önce deklanşöre basar, sonra “nasıl kurtulacağını” düşünür.
Aksi takdirde “an”ı kaçırır, haberi kaçırır, sonrasında bir şey düşünmesine gerek kalmaz zaten!..
Mehmet Özmen “İşini yapabilmek için gerektiğinde büyük riskleri alabilen” bir gazeteci.
Bunun için de, “tuhaf” karşılanıyor; bir takım kifayetsiz tipler, dedikodudan başka marifeti olmayan tipler…
Vaziyetleri iyice gün yüzüne çıkmasın diye, “iş yapan” adam hakkında tezvirat üreten tipler giriyor devreye…
Neyse…
Sen işine bak Mehmet!
Mehmet Özmen neler yaptı, neler..
Bir kaçını verip “son olayı”na girmeli.
Buyurunuz efendim:
O kara günlerdeyiz, 28 Şubat dönemi…
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde, PKK’lı öğrencilere “kınama”cezası verilmiş, başörtülü öğrencilerin cezası ise “okuldan uzaklaştırma.”
PKK resmen kollanıyor yani, üniversite teröristlere teslim, başörtülü feci mağdur.
PKK’lılara “kınama”, Müslümanlara ise “okuldan uzaklaştırma” cezası verildiğini gösteren karar, İstanbul Üniversitesi’nin panosunda.
Mehmet sızıyor oraya, kararın fotoğrafını çekecek ama aksilik işte; cama acayip ışık vuruyor, tam da belgenin üzerine düşüyor ışık, çek babam çek bir türlü olmuyor.
Ne yaparsın bu durumda?
Mehmet Özmen çıkıyor dışarı, yakındaki esnaftan iki adet tornavidayı ödünç alıyor.
Gidiyor panoya.
Tornavidaları alttan takıyor, camı yukarı ittiriyor!.
Ve sonrasında da…
Camı, müsait bir yere bırakmak için omuzuna alıyor!..
Vakit öğle vakti, yemeğe çıkan memurlar tam da oradan geçmez mi!
Bizim Mehmet Özmen iş üstünde yakalanıyor!..
Memurlardan biri ne dese beğenir siniz:
“A, iyi, camcı gelmiş, bizim orada da kırık cam var, halleder misin usta!”
Mehmet Özmen, “Ben bir saat daha buradayım, gidin gelin, bakarız” diyor!
Sonrası mı?
Camı merdiven boşluğuna bırakıyor Mehmet Özmen ve belgeyi oradan çıkarıp alıyor!
Ve anında vınnn!!
Sıkı haber; “PKK’lıya kınama, Müslüman’a uzaklaştırma, aha bu da belgesi!”
Hadi bakalım, 20 sene sonra bir dava açılsın Mehmet Özmen’e;
“Kamu malına zarar vermekten!”
Mehmet Özmen’de olay çok.
Bizim İbrahim Acar “başörtülülerin eylemini” takip ederken göz altına alınıyor.
Muhabirimiz Şehremini Polis Karakolu’nda…
Dönem de 28 Şubat dönemi, adamı oyarlar, öyle bir durum var o günlerde!..
Olayı “duyan” Mehmet Özmen, soluğu karakolda alıyor.
Kimseye söylemeden içeri sızıyor.
Gariban vatandaş havalarında takılırken, bir yolunu bulup nezarethaneye ulaşıyor.
Saklı makineyi çıkartıp, demir parmaklıklar ardındaki İbrahim’in fotoğraflarını çekiyor.
İbrahim zor durumda, diyor ki Mehmet Özmen’e:
“Görevlilere söylesen de, tuvalete gitsek, feci sıkıştık!”
Mehmet ne yapsın, gidiyor, polislere durumu bildiriyor.
İçlerinden biri komiser olanı,
“Senin ne işin var nezarette” diye bağırıp bizimkinin üzerine atlıyor.
Saklı fotoğraf makinesi filan…
Mehmet Özmen’i de nezarete atacaklar, karar o yönde!..
O sırada, karakola gürültücü birileri geliyor, ortalık karışıyor, Mehmet Özmen durumdan istifade dışarı yöneliyor.
Vaziyeti fark eden polislerden biri Mehmet’in peşinde!
Bizimki bir yandan kaçarken diğer yandan da geriye dönüp ardından koşan polisin fotoğraflarını çekiyor.
Polis yüzünü kapatıyor çıkmamak için, bizimki kaçıyor ve fotoğraf çekiyor….
Kaç, kovala, polis bırakıyor peşini Mehmet Özmen’in.
Bizimki bu sefer, karakolu gören bir yerden manzarayı kesiyor.
İbrahim Acar’ı ne yapacaklar, nereye götürecekler, onu takip edecek…
Bir de arabası olsa ne iyi olacak da, neredeeee!
Mehmet Özmen, o durumda hukukçu dostlarımıza ulaşıyor, karakol yarım saat sonra avukatların baskınına uğruyor.
Avukatlar bastırıyor, İbrahim Acar kurtuluyor.
(İlk iş olarak tuvalete gitmiştir herhalde, Müslüman’a gâvur işkencesi!..)
Mehmet Özmen’in son vukuatına doğru geliyorum da…
Arada birçok “acayip” hadise var.
Yazmasam yarım kalacak.
Yarın “Mehmet Özmen” le devam edeyim, oldu olacak!
Memleket gazeteci görsün!
ARSEVEN'İN ÖZMEN'LE İLGLİ İKİNCİ YAZISI:
Ne demiştik “Mehmet Özmen (1)” başlıklı yazımızda...
İlginç bir gazeteci Mehmet Özmen, çok iyi bir gazeteci ama bu devirde iyi gazeteci olmak marifet değil...
İş, “yağdanlık” olabilmekte!
Öyle fazla gayret sarf etmeye, risk almaya filan gerek yok; dayarsın sırtını bir yere, birine; sağlam maaş, özel şoför, sekreter...
“Ne güzel şey, oh ne rahat!”
Evet...
“Gerçek gazeteci” Mehmet Özmen yaptı yine yapacağını...
Başta Akit olmak üzere, memleketin belli başlı medya organlarının gündeminde Mehmet Özmen.
MHP Genel Merkezi de, Mehmet Özmen’in “kayıtlarından” istifadeyle kurtulacak köprü pozisyonundan!
Sayın Bahçeli’ye selam olsun, Semih Hoca’ya selam olsun!
Hatırlayacaklardır; Sayın Bahçeli’ye ısrarla soru yöneltti diye orada “işkence” görmüştü bizim Mehmet Özmen!..
Dünkü yazımızla, Mehmet Özmen’in serüvenlerini anlatmaya başlamıştık.
İlk bölümü yeniakit.com.tr’den okuyabilirsiniz.
İkincisi burada:
Ali Kırca’yı bilirsiniz...
Günlerden bir gün,
Ali Kırca’nın kolu kırılmış, hastaneye düşmüş.
Ortalıkta dolaşan iddia:
“Ali Kırca villasına asansör yaptırıyordu. Bir kadın, Ali Kırca’yı itmek suretiyle inşaat halindeki asansörün boşluğuna attı!”
Gazeteci merakı işte, bizim Mehmet Özmen, “Ali Kırca’nın Ortaköy’deki villasında asansör inşaatı var mı yok mu?” diye bakacak!..
İlk iş, şöyle güzel bir “işçi kıyafeti” edinmek!
Mehmet Özmen, tam takım gidiyor oraya; “tamirci” filan gibi.
“Gariban Mehmet”, Ali Kırca’nın arabasını yıkamakta olan elemanlara yaklaşıyor ve...
“Ben asansör firmasından geliyorum asansör tamiri için, burası Ali Kırca beyin evi değil mi?” diyor.
Elemanlar doğrulayınca...
-Ali Bey buradalar mı?
-Hayır, biraz evvel çıktılar!
Mehmet Özmen, elemanlardan kendisini asansör mahalline götürmelerini istiyor.
Onlar da götürüyor!..
Asansöre biniyorlar; bizim Mehmet Özmen “Asansör tamircisi” ya; üç katın her birinde durduruyor ve elemanlara “Bir ses duyuyor musunuz?” diye soruyor.
Elemanlar da büyük bir ciddiyetle dinliyor ve “Hayır, duymadık!” diyorlar.
Sonra...
Bizim Mehmet, bodrum kata indiriyor adamları, “sigortaların kapağını” açıyor, filan...
Diyor ki;
“Burada arıza yok!”
Elemanlar düşünceli:
“Evet, asansörde hiç arıza olmadı ki, bakımı da yeni yapıldı, Ali Bey sizi niye aradı anlamadık!”
¥
Mehmet Özmen, teşekkür edip ayrılıyor oradan.
Tespit tamam; asansör sağlam, inşaat halinde filan değil,
Yani, “Ali Kırca’yı bir kadın inşaat halindeki asansörün boşluğuna itti!” iddiası doğru değil!..
Mehmet Özmen, gerçeği yerinde öğreniyor.
Ali Kırca’nın hakkını teslim ediyor!..
Aradan yaklaşık bir hafta geçiyor.
Bir haber daha,
“Ali Kırca’nın evine hırsız girdi, cep telefonunu ve televizyon kumandasını çaldı!”
Mehmet Özmen, “Allaaah diyor, şimdi yandık! Elemanlar, geçen hafta asansör tamircisi olduğunu söyleyen biri gelmişti” derse, tam yandık, iftiraya kurban gittik!”
Gel de kurtar!..
Mehmet Özmen, acayip bir iş çevirmiş, başını belaya sokacakmış az kalsın...
Gazeteci böyle yapar, başını belaya sokar, sonra da nasıl kurtulacağını düşünür!...
Ve Ali Kırca gibi birinin de hakkını teslim eder, onun bir iftiraya kurban gitmesini engeller!..
Neyse...
Oradan bir şey çıkmamış...
Mehmet Özmen, “hırsızlık şüphelisi” pozisyonuna düşmemiş!..
Allah yardım eder doğruya!
¥
Mehmet Özmen’de hatıra çok...
Kendisine “kitaplaştırmasını” tavsiye ettim...
Bakalım.
Şimdi gelelim son hadiseye...
Hatırlarsınız değil mi; Mehmet Özmen Sayın Devlet Bahçeli’ye hoşa gitmeyen birkaç soru sordu diye genel merkezde bir arkadaşımızla birlikte işkenceye alınmış, yaralı bir şekilde sokağa atılmıştı!
O dava sürüyor.
İlk karar çıktı ve “MHP Genel Merkezi’ndeki saldırganlar” suçlu bulundu!..
O günlerde MHP yöneticilerinden bu olayın üzerine gitmelerini ve faillerin cezalandırılmaları konusunda bize destek olmalarını istedik, oralı olmadılar.
MHP yöneticilerine, “Bu 17-25 Aralık tezgâhına gelmeyin, paralel esas sizi mağdur edecek!” dedik, onu da dinletemedik.
Sonrası?
Malûm!..
İlâhi tecelli; Sayın Bahçeli ve ekibinin tezgâhtan kurtulmalarına büyük gazetecilik başarısıyla Mehmet Özmen vesile oluyor!
Google’a filan “Muhaliflerin kurultayında şok görüntü” diye yazın, Mehmet Özmen’in emeği ile oluşturulmuş yüzlerce haber göreceksiniz!..
Mehmet Özmen, muhalif kurultayının yapıldığı Büyük Anadolu Oteli’nin kuytudaki odasında icra edilen “noter muhabbetini” kayda alıyor.
Ve seslendiriyor!..
Televizyonlar döndürüp döndürüp “skandal” görüntüleri veriyor, Mehmet Özmen’in sesiyle!
Ve o skandal “usulsüzlük” görüşmelerinin kayıtları, MHP Genel Merkezi tarafından mahkemeye taşınıyor!..
Muhalifler ağır bir Mehmet Özmen darbesi yiyor!..
Genel Merkez’i vicdanıyla baş başa bırakmak da bize düşüyor!
ALLAH SABIR VERSİN MUSTAFA KARDEŞİM
Baba acısı yamandır, bilirim.
Mustafa Karaalioğlu kardeşimin muhterem babası vefat etti.
Ali Amca, Allah rahmet eylesin.
Allah sabır versin Mustafa kardeşim.