Andımız; Çanakkale’yse sorun yok, Bismil ise yandınız!..
Nevrozlu İnkılâpçıların;
“Tek-tip insan yetiştirmek amacıyla dönemin faşist rejimlerinden esinlenerek ilkokullarda 80 yıl boyunca zorla okuttuğu” andı:
Eski Milli Eğitim bakanlarından Reşit Galip’in, 23 Nisan 1933’te kendi çocuklarına yazdığını..
Hoşuna gidince de, aynı gün Çankaya Köşkü’ne giderek Atatürk’e sunduğunu..
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 10 Mayıs 1933’te, Talim Terbiye Kurulu’nun 101 sayılı kararı ile uygulamaya koyduğunu ve öğrencilerin her gün tekrar etmeleri zorunlu kılındığını…
Orijinal metnin 1972 yılında değiştirilip; “budunumu” kelimesinin “milletimi” yapıldığını ve “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan cümle ile en sonda yer alan “‘Ne mutlu Türküm diyene” ifadesinin eklendiğini…
1997 yılında ise, “yasam” yerine “ilkem” kelimesinin getirilmesiyle andın bugünkü son halini aldığını, artık hepimiz biliyoruz.
Bilmediğimiz tek şey ise;
Çoğunlukla mücerret kelimelerden oluşan andımızı okuyan 12-13 yaş altı çocukların yalnızca somut düşünebildiği ve somut kelimeleri anlayabildiğidir.
“Yani”si;
Henüz ergenleşmemiş olan çocuklar, elle tutulur gözle görülür somut varlıklara inanıyorlar.
O yaştaki çocukların “soyut düşünebilme becerileri” yok.
Bu durumu “hedef” kelimesiyle izah eden bir uzman;
“Çocuk size hedef kelimesinin anlamını sorduğunda, siz eşinizin iş yerindeki hedefini anlatırsanız çocuk anlamaz. Bunun yerine;
‘Hani sen 10'a kadar sayıyorsun, ama 20'ye kadar saymak istiyorsun ya. İşte 20'ye kadar saymak senin hedefin’ derseniz, anlar” diyordu.
***
Ezcümle:
İlkokullarda, hemen hemen her sınıfta asılı olan ve 80 yıldır kesintisiz olarak okutulan “andımız”ı aslında öğrenciler anlamıyorlar…
Onlar, “Andımız”da yer alan;
“İlkem, ülküm, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yükselmek, ileri gitmek, yurdumu milletimi özümden çok sevmek” gibi kelimelerin ne manaya geldiğini tam olarak idrak edemiyorlar…
Bu marşı okuyarak büyüyen biri olarak, benim;
Sonradan “ilkem” olan “yasam” hakkında hiçbir fikrim yoktu.
“Ülküm”ün ise, Mustafa Kemal’in evlatlığı “Ülkü Adatepe” olmadığını çok sonra öğrendim.
Şaka bir yana;
“Modern Türkiye’nin Seküler Amentüsü” sayılan ve 80 yıl boyunca, içtima düzenine sokulmuş ilkokul öğrencilerine ezberletilip, zorla okutulan “Andımız”ı çocuklar anlamıyor…
O yüzden, illa birileri “andımız”ı okuyacaksa, onlar kesinlikle ilkokul çocukları olmamalıdır.
Tabii;
“12 Eylül İhtilali”nden sonra cezaevlerinde, bıyıkları ve saçları yolunan mahkûmlara, açık görüş sırasında, eşlerinin ve çocuklarının karşısında hazır olda “işkence” aracı olarak andımız okutulmasına da karşı olduğumu belirtmek isterim.
Zorla ant okutulan kişi Yaşar Okuyan olsa dahi.
*
Öte yandan!..
Hangi manaya geldiğini tam olarak idrak edemeyen çocuklar;
geçmişte her gün tekrarladıkları andı anlasalardı, onu sulandırıp, ondan tekerlemeler üretme ihtiyacı da hissetmeyeceklerdi.
Hem bu sayede, yaptıkları basit birkaç kelime oyunu yüzünden de Nevrozlu İnkılâpçıların zulmüne maruz kalmayacaklardı.
*
Yukarıdaki uzun girizgâhtan da anlaşılacağı üzere, sözü;
“Andımız” okurken dili sürçen ve bu yüzden de ağır bedeller ödemek zorunda çocuklara getirmek istiyorum.
Evet, doğru duydunuz!
Geçmişte bazı ilkokul öğrencileri, sırf andımızı okurken dilleri sürçtü diye ağır bedeller ödemek zorunda kaldılar.
*
İsterseniz gelin şimdi hep birlikte “Eski Türkiye”ye ait o iki meşum örneği hep birlikte bir kez daha hatırlayalım:
Yıl, 18 Mayıs 2000.
Çanakkale'nin en başarılı okullarından Ömer Mart İlköğretim Okulu öğrencileri sabah erkenden sıraya girmişti.
O gün anda beşinci sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Gizem önderlik etmek istedi.
Okul Müdürü Mehmet Keskin’den “olur”u alan Gizem öne çıkarak;
‘‘Günaydın arkadaşlar’’ diye söze başladı.
Gizem;
‘‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’’ diye başlayan andı okuyor, arkadaşları da peşinden tekrar ediyorlardı.
Derken!..
Sıra, andın;
‘‘Ülküm yükselmek’’ diye devam eden bölümüne gelmişti.
Gizem, muhtemelen anlamını dahi bilmediği “ülküm” adlı o soyut kelimeyle başlayan cümleyi;
‘‘Ülküm, ananızı s........’’ şeklinde söylemesin mi?!..
Ortalık bir anda buz kesmişti.
Başta okul müdürü olmak üzere, tüm öğretmenler ve öğrenciler dona kalmıştı.
Akabinde!..
5. Sınıf öğrencisi küçücük bir kızın ağzından dökülen o küfürlü sözlerin kulaktan kulağa yayılmasıyla, İl Milli Eğitim Müdürü inceleme başlatmıştı…
Müfettişler, rehber öğretmenleri ve psikolojik danışmanlar olayın aydınlatılması için görevlendirilmişti.
Öyle ki;
11 yaşındaki bir kız çocuğun ağzından kaçan bu küfür, Çanakkale Emniyet Müdürlüğü’nü dahi harekete geçirmişti…
Emniyet;
Olayın adli yanı olup olmadığını belirlemek üzere okulda bir dizi incelemede bulunmuştu.
*
Zavallı Gizem ise, “küfrün nedenini” soran okul yöneticilerini ve rehber öğretmenlerini;
‘‘İsteyerek söylemedim. Birdenbire ağzımdan kaçtı. Nasıl oldu bilmiyorum’’ diyerek, ikna etmeye çalışıyordu.
Gizem ayrıca, okuldaki diğer öğrencilerin bu “gayri resmi” yani “küfürlü” andı;
‘‘Türküm doğruyum, babamın oğluyum’’ diye tekerleme şeklinde ve bazı ifadelerini de küfürlerle değiştirerek söylediklerini, hatta orijinalinden daha popüler olduğunu, heyecandan dolayı bu yeni andı ağzından kaçırdığını ifade etmişti.
*
Gizem’in market işletmecisi babası Erdinç Bey ise, kızının bu sürçü lisanından dolayı üzüntü duyduğunu belirterek, olayın bir an önce olayın yatışmasını beklediğini ifade etmişti.
Zira!..
Okul müdürünün; “Çok iyi ve kibar bir öğrenci” diye tarif ettiği bu küçücük kızın ağzından kaçıveren küfür bir anda ülkenin gündemine oturmuş;
Gizem’in arkasında “dış güçlerin” olduğunu iddia eden bile çıkmıştı.
Tabii!..
Makul ve mantıklı konuşanlar da yok değildi, hani.
“Minik kızın küfürlerinde kasıt ya da benzeri bir şey aranmaması gerektiğini söyleyen” de vardı.
‘‘Bu yaştaki çocukların kelime, cümle ve kavramları değiştirerek sürpriz yapmak istediklerini, bu nedenle cinsel içerikli veya argo kelimeler kullanmalarının normal olduğunu” söyleyen de.
“Meselenin pedagojik yöntem içinde ele alınması gerektiğini ifade” edenleri de unutmayalım.
*
Velhasıl!..
Duyarlı insanların beklentisi galip geldi ve yaklaşık bir hafta sonra;
Gizem'in yeniden okuluna döndü.
Bir dönemin “Amiral Gemisi” şimdinin “jilet” adayı Hürriyet bile, Gizem’in yeniden okula dönmesini;
“Gerçek öğretmen gibi davranıp Gizem'in hayatını karartmadılar” başlığıyla verdi…
Ne de olsa Gizem, Çanakkaleliydi.
**
Çanakkaleli Gizem’in, “valideleri der hatır etme ülküsü”nden yalnızca iki yıl sonrasıydı.
Bu kez,
Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Kazancı Köyü’nde yaşanan bir olay, Türkiye’deki ikiyüzlülüğü ve çifte standardı gözler önüne serecekti.
Şöyle ki;
15 Kasım 2002, Cuma gününün sabahıydı.
Kazancı İlköğretim Okulu'nda zil çalmış, bütün öğrenciler bahçede toplanmıştı. Her zaman olduğu gibi “Andımız” okunacaktı.
Öne çıkan 12 yaşındaki B.A;
“Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” sözlerinden müteşekkil andı okuyor, diğer öğrenciler de onun söylediklerini tekrar ediyorlardı.
Derken, Çanakkaleli Gizem’in başına gelen Bismilli B.A.’nın da başına gelmişti.
Kendisi de bir Kürt olan B.A;
“Ne mutlu Türküm diyene!" yerine,
“Ne mutlu Kürdüm diyene!" diyerek baltayı taşa vurmuştu.
Andımıza;
“Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan..
Akabinde;
“Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim” ve “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diyen minik B.A;
"Ne Mutlu Kürdüm diyene" diyerek, büyük bir suç(!) işlemişti.
Okul müdürü Cemil Özer ile öğretmenler Ayşe İşteyılmaz ve Feyzi Yurtoğlu’na da,
“Modern Türkiye’nin Seküler Amentüsü” ne karşı alenen işlenen bu suçu affetmemek yakışırdı.
Okul müdürü ve iki öğretmen,B.A.'nın bu gafını duyar duymaz onu derhal “müdür odası”na alıp, ondan andı bir kez daha okuması istediler.
B.A bu kez andı doğru okumuştu okumasına ama laf da ağızdan çıkmıştı bir kere.
12 yaşındaki Bismilli çocuğun bu ihaneti(!)nin görmezden gelinmesi veya affedilmesi mümkün değildi.
Zavallı çocuk ivedilikle jandarmaya teslim edildi. Bismil Cumhuriyet Savcılığı da vakit kaybetmeden suç duyurusunda bulundu.
Savcılık, 12 yaşındaki öğrenciye;
“TCK'nın 312. Maddesi” uyarınca Diyarbakır 3 Nolu DGM'de dava açtı.
Ak Parti Lideri Recep Tayyip Erdoğan'ı siyasi yasaklı hale getiren TCK'nın 312'nci maddesi;
3 Kasım 2002 seçimlerinden yalnızca 12 gün sonra,
bu kez;
Bismilli bir ilköğretim okulu öğrencisi için devreye sokulmuştu.
Diyarbakır DGM Başsavcılığı, sırf;
"Ne Mutlu Kürdüm diyene" dediği için B.A. hakkında,
"Halkı bölge ve ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla 3 yıl hapis talebiyle dava açtı.
Zavallı çocuk, 4 Mart 2003 günü;
O güne kadar görmediği ve ilk kez geldiği Diyarbakır’da, 3 no’lu DGM hâkimi karşısında;
"Son bölümde ‘Türk’üm’ dedim ama öğretmen ‘Kürt’üm’ anladı ve müdürün odasına götürüp babamı çağırdı. Müdür, ‘Okulda bölücü çete faaliyeti yürütüyorsunuz. Sizi perişan ederim’ diyerek elinde bulunan su borusunu gösterip ‘Bu boruyu sana sokarım’ dedi, şeklinde “savunma” yapmak zorunda kalmıştı.
*
Gördüğünüz gibi;
Çanakkaleli Gizem’in, “valideleri der hatır etme ülküsü”nde devreye giren sağduyu, mantık ve pedagojik yöntem...
Bismilli B.A’nın “sürçü lisanı”nda kılını dahi kıpırdatmamıştı.
Çanakkale Ömer Mart İlköğretim Okulu müdürü, küfreden öğrencisinin masumluğuna kefil olurken…
Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Kazancı Köyü İlköğretim okulunun müdürü, elindeki boruyu öğrencisine layık görmüştü.
**
Özetle!..
Başkan Recep Tayyip Erdoğan dün, AK Parti grup toplantısında “öğrenci andı tartışmalarına” neden olan Danıştay kararıyla ilgili olarak;
“Geride bıraktığımızı sandığım bir konuydu. 2013'te bunu çözmüştük.(…) bu karar, eski hastalıkların yaşadığını gösteriyor.” derken, işte bu;
Çanakkale’de normal, Diyarbakır’da sorunlu çalışan “hastalıklı” kafadan bahsediyordu.