• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

İnsanlığın aynasında Gazze

08 Temmuz 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

İnsanlığın aynasında Gazze

MUSTAFA ÇELİK

Tarih bazen yalnızca geçmişin sayfalarında kalmaz; farklı isimlerle, farklı yüzlerle ve farklı coğrafyalarda yeniden karşımıza çıkar. İnsanlığın büyük imtihanları çağ değiştirir, fakat özü değişmez. Bugün Gazze’ye bakıldığında yalnızca bir savaşın, bir kuşatmanın veya siyasi bir çatışmanın manzarası görülmüyor. Orada aynı zamanda insanlığın vicdanı sınanıyor; adalet anlayışı, merhamet iddiası ve insanlık tasavvuru ağır bir imtihandan geçiriliyor.

Gazze’de bir Musa mücadelesi, Batı Yaka’da ise bir İsa çilesi yaşanıyor derken kastedilen de budur. Bu ifadeler tarihî şahsiyetleri bugüne taşımaktan ziyade, hak ile zulmün asırlardır değişmeyen mücadelesine işaret eden sembollerdir. Çünkü tarihin özü, çoğu zaman güç ile hakikat arasındaki gerilimden oluşur. Dün başka isimlerle anılan mücadeleler, bugün başka şehirlerde yeniden ortaya çıkıyor.

Kerbela da sadece geçmişte yaşanmış bir matem değildir. Kerbela, susuz bırakılan mazlumun adıdır; çaresizliğin ortasında vakarını koruyan insanın adıdır. Annenin evladına sarılamaması, çocuğun gökyüzüne korkuyla bakması ve masumların güven duygusunu kaybetmesi, sadece bugünün haberleri değildir; bunlar insanlığın hafızasına kazınan ağır sahnelerdir. Çünkü bazı acılar bir coğrafyaya ait olmaz; insanlığın ortak yüküne dönüşür.

İnanç, karanlık zamanlarda insana yön veren bir kandil gibidir. Dinî hakikatler yalnızca teselli üretmek için değil, insanın olaylar karşısında doğru bir muhasebe yapabilmesi için de vardır. Fakat mesele yalnızca hakikati bilmek değildir; hakikatten ders çıkarabilmektir. Musibetler bazen yıkar, bazen de uyandırır. Eğer yaşananlardan ibret alınabilirse, insan sadece çevresini değil, kendi iç dünyasını da yeniden inşa etmeye başlar.


Bugün yapılması gereken şey, öfkeyi büyütmek değil; hakikati diri tutmaktır. Çünkü öfke çoğu zaman insanı körleştirir, fakat hakikat insana istikamet verir. Mazlumun yanında durmak, adalet fikrini savunmak ve insanlığın ortak vicdanını ayağa kaldırmak, çağımızın en büyük sorumluluklarından biridir.


Zira Gazze’de ve Batı Yaka’da yaşananlar yalnızca bir bölgenin acısı değildir. Bu, insanlığın aynasıdır. Ve arzın neresinde bir mazlum ağlıyorsa, insanlık orada yeniden imtihan edilmektedir.

Tarih bazen savaşları, bazen zaferleri, bazen de sessizlikleri yazar. Öyle zamanlar olur ki yaşananlar sadece bir ülkenin, bir halkın ya da bir dönemin meselesi olmaktan çıkar; bütün insanlığın vicdanına yöneltilmiş bir soruya dönüşür. Gazze, çağımızın böyle sorularından biridir.

Gazze’de yaşananlar karşısında verilen tepkiler, gösterilen hassasiyetler ve sergilenen suskunluklar; insanlığın bugün hangi noktada durduğunu yeniden düşündürmüştür. Çünkü mesele sadece yıkılan binalar, kapanan yollar veya kaybolan düzen değildir. Asıl mesele, insanın acı karşısındaki duruşudur.

Bir yerde çocuklar korkuyla büyüyorsa, anneler evlatlarını toprağa emanet ediyorsa, insanlar temel yaşama imkânlarından mahrum kalıyorsa; orada yalnızca bir bölgenin değil, insanlığın ortak vicdanının da imtihanı vardır. Bu imtihan, güçlü olmanın değil; adil olmanın, tarafgirliğin değil; hakkaniyetin imtihanıdır.


Gazze bu sebeple birçok insanın gözünde yalnız bırakılmış bir coğrafyadan daha fazlasıdır. O, insanlığın kendi değerleriyle yüzleştiği bir aynadır. Çünkü insanlık, yalnızca söylediği ilkelerle değil; en zor zamanlarda koruyabildiği değerlerle ölçülür.

Bugün Gazze’ye bakarken sorulması gereken soru sadece “Orada ne oldu?” değildir. Asıl soru şudur: “Biz, olanlar karşısında ne yaptık, neyi savunduk, neyi görmezden geldik?”  Rabbimiz uyarıyor:


“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda savaşa çıkın!” denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Yoksa dünya hayatını âhirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası âhiretin yanında pek azdır.”  (Tevbe Sûresi/ 38)

Mazlumları zalimlerin elinden kurtarmanın farz-ı ayn haline geldiği bir zamanda yere çakılıp kalanların azabı çok ağır olacaktır. Belki de bazı sınavlar sonuçlarla değil, gösterilen tavırlarla hatırlanır. Gazze de insanlığın hafızasında böyle bir sınav olarak kalacaktır.

Zalimlerin zulmü karşısında gücü, imkânı ve etkisi bulunduğu hâlde hakkın ve adaletin yanında durmayı, mazlumu korumayı, zulmü engellemeyi sürekli erteleyenler; yalnızca bir ihmalin değil, aynı zamanda ağır bir ahlâkî sorumluluğun yükünü de taşırlar. Çünkü imkân sahibi olmak, beraberinde mesuliyet de getirir.

Ancak bu mesuliyetin ölçüsü; kişinin gücü, yetkisi, imkânı ve ortaya koyabileceği meşru çabayla değerlendirilir. Mücadele yalnızca savaş veya silahlı çatışma anlamına gelmez; sözle hakkı savunmak, adalet talep etmek, zulmü meşrulaştırmamak, imkânla destek olmak, ilimle, hukukla, dayanışmayla ve vicdanla direnmek de bu sorumluluğun parçalarıdır.


Mazlumun feryadına sırt çevirmek, zulmün sürmesine zemin hazırlayabilir; fakat fail ile sessiz kalan arasında yine de ahlâkî ve fiilî sorumluluk bakımından fark vardır. Zulmü işleyen zalimdir; zulme karşı imkânı olduğu hâlde hiçbir tavır göstermeyen ise kendi payına düşen sorumlulukla yüzleşir.

Bir toplumun dirilişi, yalnızca zalimlerin azalmasıyla değil; hakkı bildiği hâlde susmayan insanların çoğalmasıyla mümkündür.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23