Naser Oriç’ten Srebrenitsa Şahitliği
Naser Oriç’ten Srebrenitsa Şahitliği
AYHAN DEMİR
Yine bir Temmuz ayındayız. Temmuzlar, birçok insan için, diğer aylardan farksız, sıradan bir ay. Fakat Boşnaklar için durum tamamen farklı. Çünkü Temmuz, onlara, soykırımı hatırlatır. Bundan 31 yıl önce yine bir Temmuz ayında binlerce insan, sadece Müslüman oldukları için soykırıma uğratılarak, katledildi. Bu soykırımın, kapanmayan derin yarası, her Temmuz ayından yeniden kanıyor.
Peki, ama soykırıma giden süreçte, Srebrenitsa ve çevresinde, tam olarak ne yaşandı? Srebrenitsa müdafii Naser Oriç tarafından, bu soruya cevap niteliğinde kaleme alınan Srebrenitsa Şahitliği, “Büyük Sırbistan” ideolojisinin tarihi kökenlerini, bölgedeki stratejik ekonomik kaynakların gasp edilmesini anlatarak başlıyor. Ardından Sırp paramiliter güçlerin Bratunats, Vişegrad, Zvornik, Vlasenitsa, Srebrenitsa, Han-Piyesak ve Rogatitsa gibi Doğu Bosna şehirlerinde gerçekleştirdiği soykırımların birinci elden tanıklığını kayıt altına alıyor.
Sırp ve Karadağlı saldırganlar için Doğu Bosna’nın önemi, bu eserde şöyle izah ediliyor: “Büyük Sırbistan” kurulmasının omurgasını, Sırbistan Cumhuriyeti’nin Bosna-Hersek’te Sırpların nüfus çoğunluğuna sahip olduğu bölgelerle birleştirilmesi oluşturuyordu. Bu bölgelerin birbirine bağlanabilmesi için Drina Nehri boyunca çoğunlukla Boşnak nüfusun yaşadığı Doğu Bosna’nın işgal edilmesi gerekiyordu.” (Sayfa 53)
Acı ama gerçek: “Srebrenitsa, eğer Belgrad’daki güç odakları, Büyük Sırp siyasetçileri ve onların Saraybosna’daki Sırp iş birlikçileri Podravanje mevkisindeki alüminyum cevheri yani boksit gibi kendi doğal zenginliklerini kullanma hakkını gasp etmemiş olsaydı, çok daha güçlü ve zengin bir şehir olabilirdi.” (Sayfa 21)
İlerleyen sayfalarda, olası bir Sırp saldırganlığına ilişkin değerlendirmeler yapılıyor. Direnişin organize edilmesi adına ortaya konan gayretler anlatılıyor: “Srebrenitsa’da kalıp terk etmeyen halk, saldırganlara karşı kahramanca bir direniş göstermiştir. Şayet bu şanlı direniş sergilenmemiş olsaydı, Doğu Bosna’daki Müslümanların, dahası bir devlet olarak Bosna-Hersek’in akıbetinin ne olacağı büyük bir muamma olarak kalırdı.” (Sayfa 33)
Elbette kuşatma altındaki şehirlerde kaynaklar oldukça sınırlıydı. Gün geçtikçe açlık ve hastalık daha çok kendisini hissettirmekteydi. Aralıksız bombardıman sürerken, silahsız bırakılmış insanların hayatta kalma ve varlığını koruma mücadelesi, her geçen gün daha çetin hale geliyordu. Naser Oriç, o günleri şu şekilde anlatıyor: “Açlık kurban seçmiyor, merhamet göstermiyordu. Anneler ve babalar çocuklarının açlıktan öldüğünü seyrediyordu. Ölüm her an yaklaşırken, Çetnikler de çevredeki tepelerden en modern uzun menzilli topçularıyla ölüm saçıyordu.” (Sayfa 145)
Eserin devamında, Doğu Bosna’daki Müslüman Boşnak nüfusa karşı yürütülen soykırım politikası ve uygulanan etnik temizlik, Srebtenitsa müdafii Naser Oriç’in tanıklığıyla belgeliyor. 1992 yılında savaşın başlangıcında kaybolan sivillerin, savaş süresince hayatını kaybeden sivillerin, Srebrenitsa bölgesinde öldürülen ve kaybolanların listesi yer alıyor.
Srebtenitsa müdafii Naser Oriç, dışardan, kıyıdan veya köşeden değil, mücadelenin tam merkezinden konuşuyor. Şahitliklerini, cephede edindiği tecrübeleri ve dönemin resmî belgelerini bir araya getirerek savaşın askerî, insani ve toplumsal boyutlarını tarihe not düşüyor.
Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’ndan ilhamla: “Tarih yalnızca kuvvet alınacak/devşirilecek bir zemin değil, aynı zamanda ibret alınacak bir zemindir.” Vatan savunmasının binlerce isimsiz kahramanının hatıralarını ebedileştiren bu sayfalar, aynı zamanda gelecek nesillere bırakılmış acı dolu bir tarih dersi niteliğindedir.
Sırp Çetniklerin korkulu rüyası haline gelen Naser Oriç, Srebrenitsa’nın işgalinden kısa bir süre önce Tuzla’ya gönderildi. Naser Oriç, bu gönderilme olayını şöyle anlatıyor: “Askerlerimiz, sanki bir şey yapacakmışız gibi beni Tuzla’ya çağırdılar. Ama bir şey yapamadık. Srebrenitsa… Bu benim içimdeki en büyük yaradır.”
Birleşmiş Milletler’in “Güvenli Bölge” ilan ettiği bu şehirde, insanlara “biz sizi koruruz” deyip, silahlar toplandı. Bu esnada Bosna Kasabı olarak bilinen soykırımcı Sırp komutan Ratko Mladiç’in emrindeki birlikler, Naser Oriç’in Srebrenitsa’dan ayrıldığını duyunca, saldırılarını yoğunlaştırdılar. 11 Temmuz 1995 günü Srebrenitsa’yı ele geçirdiler. Bir başka ifadeyle, Birleşmiş Milletler; kendilerine güvenip, sığınan; silahsız masum insanları Sırp Çetniklere teslim ettiler.
Birleşmiş Milletler masum sivil halkı nasıl kandırdı. Bir gün öncesindeki toplantıda Sırp mevzilerine hava harekâtı yapacaklarının sözünü verdiler. Fakat bu harekât hiçbir zaman gerçekleşmedi. Sırp Çetnikler, BM üssünün içine girip, oraya sığınan Boşnakları tek tek tamamen keyiflerine göre sorguladılar ve katlettiler. BM’ye güvenmeyip orman yolundan kaçan siviller ise yol üstünde kurulan pusularda hayatını kaybetti.
Netice olarak, 1995 yılı Temmuz ayında, sadece birkaç gün içerisinde binlerce sivil acımasızca katledildi. Aradan 31 yıl geçti ama hâlâ cenazelerine ulaşılamayan soykırım şehitleri var. Yakınlarının en azından bir kemiğine ulaşmak isteyen Boşnaklar, bunun için, her gün dua ediyorlar. Temmuzlar, onlar için oldukça ağır geçiyor. Temmuzlarda, onlar için o korkunç günlere dair anılar yeniden canlanıyor. Temmuzlar geçiyor ama acılar büyüyerek kalıyor.
Naser Oriç’in kaleme aldığı Srebrenitsa Şahitliği, bu acıların tüm dünyaya durulmasında ve gelecek nesillere aktarılması noktasında önemli bir eser niteliği taşıyor. (Ketebe Yayınevi, Temmuz 2026, 320 Sayfa.)