Suça ve suçluya sahip çıkılmaz!
Suça ve suçluya sahip çıkılmaz!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Sanatçı, müzisyen, sporcu, meşhur/fenomen olarak bilinenlerin yaptıkları hep meşru olarak görüldü. Millî manevi değerlerden uzak kendi mukaddes/kutsal değerlerle de bağlantıları olmadıkları için her türlü hakareti yaptıklarında ceza gördüklerinde de bu güruha hep sahip çıkıldı, hâmilik gösterildi.
Çağ, çağrımızın kurduğu bir çağ değil. Hepimizi yutan, uyutan, bizi bizden, bizim kavramlarımızdan, anlam haritalarımızdan, hakikat dünyamızdan, ruhumuzdan uzaklaştıran, bizi bize yabancılaştıran, çocuklarımızı hem bize hem de birbirine düşman yapan, körleştirici, köleleştirici devâsâ şeytânî bir ağ.
Ödünç akılla yaşayan, Batılıların ürettiklerini, Batı kültürünün posası çıkmış ürünlerini, düşünce, sanat ve hayat tarzı akımlarını burada tepe tepe, kölecesine tüketen bir yapı yerleştirildi. Yerini, yönünü, yörüngesini yitirmiş, ruhunu da yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan, dünyaya özgün hiçbir düşünce, sanat ve bilim atılımı armağan edemeyen, konformistler ülkesi...
Son yaşanan komedyen sanatçı bozuntusunun yaptıklarının cezasına itirazlar, verilen karara karşı hareketler gösteriler de yaşadığımız toplumdaki insanlarımızın röntgeni…
Siyasi olarak da CHP, oy ve iktidar devamı için mevcut iktidar da tavır koyamaz hâle geldiler. Mizah konusu yapacakları hiçbir şey kalmadı da sıra Kur’an-ı Kerim’e mi geldi? Onun için bunlara sahip çıkılamaz, korunamaz, kollanamaz, taviz verilemez. Dünyanın hangi ülkesinde o ülkenin inançlarına, değerlerine savaş açılabilir, eğlence hâline getirilebilir? Türk milleti Müslümandır ve kıyamete kadar da İslâm ile yaşamaya/yaşatmaya devam edecektir. Şu unutulmasın ki İslâm’a ve kutsallarımıza karşı dilini tutmayanın dili susturulur. Hukuk da gereğini yapar. Bu yapılırken de kararı verenlerin kararının yanlışlığı söylenemez. En son ne kadar şahsiyetsiz kişilik ve kimliksiz olduklarının göstergesi de Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel, küfürbaz komedyan Deniz Göktaş’a utanmadan sıkılmadan edep ve hâyâdan yoksunluklarından dolayı şu sözlerle sahip çıktı.
“Deniz Bey’in tutuklanmasını asla doğru bulmuyoruz. Sanatçı ve sanatçıyı hapse atamazsınız. Bu doğru değildir. Demokrasiye insan haklarına zarar verir. Kendisi burada özgürce düşüncelerini ifade eder. Dolayısıyla sanatçı ve sanatçıyı korumak hepimizin ortak görevidir.” Hayatları, siyasi yapıları hep istismarla geçti. Oy uğruna samimiyetsiz, karaktersiz yapıları her adımlarında ortaya çıktı. Suç kesinleşmiş ispatlı, delilli olup mahkeme kararı ile verildiği halde suçluya sahip çıkmak “suç ortaklığı”dır. Aynı ceza bunlara da verilmeli ibreti âlem için. O kadar çok oyun oynadılar ki yazmakla bitmez. Liste hâlinde yazsam bile yazı sınırlarını aşar. Helâlleşme söylemlerinden tutun, başörtülülere parti rozeti takmalarından tutun, Cuma namazını ev de kılmalarından tutun, yuvarlak masa rezaletlerinden tutun, menfaatleri uğruna Saadet Parti genel merkezine gidip “mücahit Kılıçdaroğlu” şovmenliklerine bayram namazı bile kılmadıkları hâlde muhafazakâr çevreden oy devşirmelerine kadar. Hangi birini yazalım. Bununla beraber hak etmediği halde önemli yerlere (Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Müsteşarlığa) getirilen Ahmet Davudoğlu’nun Ali Babacan’ın yaptıkları vefasızlık ve ihanetleri unutulamaz unutturulamaz! Abdullah Gül’e lütfedilen “Cumhurbaşkanı kardeşim Abdullah Gül” denerek kendi hakkından vaz geçebilen Tayyip Erdoğan’a karşı ikinci defa da Cumhurbaşkanlığına soyunan bu adamlarla, bu yapılarla bu memleket, bu millet için hiçbir şey yapılamaz. Rabbim şerlerinden, Batı İttifakı ile hareketlerinden bu milleti, bu devleti muhafaza buyursun.
5816 Koruma kanununa bağlılıklarından sığınmalarından dolayı hep o şemsiye altında toplananlar; kendi dinine, imanına, millî manevi değerlerine her türlü hakaret edilirken bir koruma kanunu düşünmeyenlerin bu vatanda yaşama, bu milletle beraber olma hakkı yoktur.
Bu hususta iktidardaki AK Parti de yazısında Cumhurbaşkanına yüklenen bu rezil komedyene sahip çıkan, serbest bırakılmasını savunan Ahmet Taşgetiren de KARAR'da yazı yazan ilahiyat kökenli diğer yazarlar da Ahmet Davutoğlu da kendini gözden geçirmelidir. (“Ak Parti kendine dön! Ömer Çelik kendine gel!” yazımı okuyabilirler.)
Türkiye’nin Lider devlet oluşu, bu ülkenin Liderinin de Recep Tayyip Erdoğan oluşu; ABD’yi, Batı’yı, İsrail’i ve bütün Batı’yı rahatsız etmektedir.
Kendi ülkesini de bunlara şikâyet edip yardım dilenenler nasıl bu ülkenin insanı olabilirler. Nasıl bu ülkenin muhalefeti olabilirler. Tabii ki tenkit edersin, yapılan yanlışları önlemeye çalışırsın, kendi projelerini ortaya koyarsın, ülke menfaatlerini kendi menfaatinin üstünde tutarak da örnek bir muhalefet sergilersin.
Küfredenleri korurken “hak hukuk, demokrasi, insan hakları vs.” bahsedenlerin bu meselelerde dilsiz ve sağır durumları bunların “özürlü” olduklarının göstergesi.
Türkiye; dünyanın ruhu, mazlumların umudu, milletinin duası, zorbaların kâbusudur.
Rabbim! Bu özürlü güruha muhtaç etmesin.
Bayrağımız inmesin!
Vatanımız bölünmesin!
Ezanımız susturulmasın!