• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Ali Rıza Demircan Hoca yazdı! ‘İslam hem sevgi hem nefret dinidir’

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Ali Rıza Demircan Hoca yazdı! ‘İslam hem sevgi hem nefret dinidir’

İlahiyatçı yazar Ali Rıza Demircan, İslam’ın sadece "sevgi ve barış" söylemlerine sıkıştırılarak eksik tanımlandığını belirtti. Demircan, "İnsanın gereğince sevebilmesi, gereğince nefret duymasına bağlıdır" dedi.

İlahiyatçı yazar Ali Rıza Demircan, Mirat Haber’deki son yazısında, İslam dininin modern dünyada eksik ve tek taraflı şekilde tanımlanmaya çalışıldığına dikkat çekti. Demircan, İslam’ın sadece “sevgi ve barış” kavramlarıyla sınırlandırılamayacağını, zulme karşı duruşun ve hakkı savunmanın da dinin bir parçası olduğunu vurguladı.

Yazıda İslam’ın bir sevgi dini olduğu kadar “nefret dini de olduğu” belirtildi. İmanın en yüksek derecesinin Allah için sevmek ve Allah için nefret etmekten geçtiği hatırlatıldı. Adaletin hakkıyla sevilebilmesi için zulümden, sömürüden ve işkenceden nefret edilmesi gerektiği aktarıldı.


 

Demircan’ın yazısı şöyle:

İSLÂM SEVGİ VE NEFRET / BARIŞ VE SAVAŞ DİNİDİR

İslâm’ı gereğince tam anlayamadığımızda onu yüceltmek isterken bile gerçekliğinden koparıyor, eksik tanımlıyor ve sonuçta beklediğimiz amacımıza da ulaşamıyoruz. Bu konuyu üç örnek üzerinden anlatmaya çalışacağız.


 

1. “İSLAM, SEVGİ DİNİDİR”

Doğru, İslam sevgi dinidir ama nefret dinidir de.

Bu gerçeği açıkladığımız zaman insanlar tedirgin oluyorlar. Bakınız, Peygamberimiz ne buyuruyorlar:

“İman derecelerinin en yükseği Allah için sevmen, Allah için nefret etmen ve dilini Allah’ın zikrine alıştırarak zikirler yapmandır.” (M. Mesâbîh Hn. 48)

Bu hadiste görüldüğü üzere iman derecelerinin en yükseği Allah için sevmek, Allah için nefret duymaktır.

Biz zulümden nefret edeceğiz, işkenceden nefret duyacağız, insanların haklarının çiğnenmesi ve onların sömürülmesinden ötürü nefret saçacağız ki Allah için adaleti sevebilelim. Bir dİğer anlatımla şöyle de diyebiliriz:

İnsanın gereğince sevebilmesi, gereğince nefret duymasına bağlıdır.


 

2. “İSLAM, BARIŞ DİNİDİR”

Doğru, barış anlamını da içeren İslam’da barış esastır.

Rabbimiz “Ey iman edenler barışçı olun…” buyurmaktadır. (Bakara 208) Özellikle “barış isteyenlerle barış yapmamız” da bize emredilmektedir. (Enfal 61) Günlük ilişkilerimizde “Selamünaleyküm” şeklindeki selamımız da barış mesajıdır.


 

Ama İslam savaş dinidir de. Çünkü Kur’ân’da Rabimiz “Sizinle savaşanlarla sizde savaşın, fakat aşırı da gitmeyiniz, Allah aşırı gidenleri hiç mi hiç sevmez” buyuruyor. (Bakara 190)

Rabbinden “Allah yolunda sen de savaş” ve “Müminleri savaşa teşvik et” emirlerini alan Peygamberimiz de kendisini, “Ben barış ve savaş Peygamberiyim” şeklinde tanıtıyor. ( Nisa 84; el-Camiu’s-Sağîr 1/108, Ene bölümü).

Çünkü ilk insan topluluklarından bu yana zalimler her zaman var olagelmiş, zalim topluluklar/devletler insanların hakları ve özgürlüklerini çiğnemeye devam eder olmuşlardır. Elbette İslâm, zulme karşı direnmenin, savaş açmanın da örneklerini vermek ve görev haline getirmek konumundaydı.


 

Hülasa İslam barış öncelikli savaş dinidir.

Müslümanların güçlü devletler kurabildiği dönemlerde tüm dünyada adalet ve merhamet yayılmıştır. Batı emperyalizmi, Osmanlı devletini yıkarak ve halifeliği kaldırarak birliğini parçaladığı Müslümanları istedikleri şekilde boyunduruk altına alamamıştır. Bunun sebebi Müslümanların barış yanı sıra savaş ruhu da taşımalarıdır. Bunun için emperyalistler, cihad ruhumuzu köreltmek için tüm imkânlarını kullanmaktadırlar.


 

3. “EN DEĞERLİ AMEL ALLAH’I ZİKRETMEKTİR”

“En değerli amel Allah’ı zikretmektir” yani anmaktır diyoruz ama Allah’ı sözlü olarak anma ile ve yasalarını uygulayarak anma arasını ayıramadığımız için zikrin /anmanın anlamını daraltarak eksik anlıyor, anlatıyoruz ve uyguluyoruz. Beklediğimiz sonuçları da sağlayamıyoruz.

Rabbin İsmini Anmak

Hiç şüphesiz Allah’ı sözlü olarak zikretmek güzel amellerimizdendir. Allah’ı dil ile zikretmek için özel bir zaman ayırmanıza da gerek yoktur. Yolda yürürken, araba kullanırken, masa veya iş başında iken Sübhanallah, Elhamdulillah, Allahuekber şeklinde veya benzeri cümlelerle zikir yapabiliriz.


 

“Lâilâhe illellah,”, “Sübhanallah ve bi Hamdih” ve “Esteğfirullah” gibi zikir cümlelerini dil ve kalp ile tekrarlamak, ”Sabah akşam Rabbinin ismini an” şeklindeki Kur’ânî emrin gereği olarak doğrudur. (İnsan 35)

Zikri yalnızca ve sadece bu şekilde yani sözlü zikir olarak anlayarak oturdukları yerde Allah’ı çokça zikreden insanların kişisel tatminle toplumsal hayattan koptuklarına, kendileri ve diğer insanlar için fayda üretemediklerine şahit oluyoruz.


 

Doğrudur, değinilen ve de benzeri zikir cümlelerinin sözlü tekrarları da Allah’ı zikirdir, ama zikrin bütünü değildir.

Peygamberimizin öğrettiği zikir cümleleriyle Rabbimizi zikretmemiz iç huzurumuz ve gönül aydınlığımız olarak zenginliğimizdir, ama asıl zikir Allah’ın insanlığa gönderdiği ve zikir olarak nitelediği Kur’an’daki emirleri ve yasaklarını hatırlamak, bu emir ve yasaklara göre kişisel ve toplumsal hayatı düzenlemek ve geliştirmektir.

Bakınız, Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’in Sâd sûresinde “Öğüt içeren Kur’an’a and olsun “buyurduğu gibi Enbiya sûresinde de “Bu Kur’an sana indirdiğimiz bereketli bir zikirdir” buyurmaktadır. (Sâd 2; Enbiya 50)


 

Yeteneksizliğimiz ve bilgisizliğimiz sebebiyle yaşadığımız toplumu, inkârcılara ve zalimlere terk ederek dille yapacağınız zikirlerle Allah’ı zikredici yüksek dereceli kullar olamayız. Zikri değinilen anlam genişliği içerisinde kavramamız gerekir. Böyle kavrayabilen insanların hem mânen yükseldiklerini hem de içinde yaşadıkları toplumu yücelttiklerini görüyoruz.

Burada hatırlamamız gereken bir diğer önemli görev de sözlü ve uygulamalı fiili zikrin çokça yapılması gereğidir. Bunu için de başta namaz olmak üzere mükellef kılındığımız İslamî emirler ve yasaklarla hayatımızı çerçeve içine almalıyız.


 

Zikrin çokça yapılması için Kur’ân’da şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin ve Onu sabah akşam yüceliklerle vasıflayın,” (Ahzab 41, 42)

KONUYU ÖZETLEYELİM

Mevzuyu genç sahabî Muaz İbn Cebel ile Peygamberimiz arasında geçen bir konuşma ile özetleyelim:


 

– Ey Allah’ın Elçisi! İmanın en yüksek derecelerini oluşturan hangi amellerdir?

– Allah için sevmen, Allah için nefret duyman ve Allah’ı zikre dilini alıştırmandır.

– Peki Ya Rasûlallah! Açıkladıklarınız yanı sıra en yüksek dereceli amel hangisidir?

– Nefsin için sevdiğini diğer insanlar için de sevmen, nefsin için sevmediklerini onlar için de sevmemendir.” (Müsned 5/47; M. Mesâbîh Hn. 48)

İşte böyle, Kur’ân ve Sünnet gerçekleri iyi bilinmedikçe yanılgıya düşüyor ve düşürebiliyoruz. Tatmin olamıyor ve de edemiyoruz. Bunu içindir ki İslam‘da ilk emir, OKU buyruğu ile yaratılan varlıkların bilgisi ile Vahiy bilgisini birlikte edinmek olmuştur.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23