Aklımız sağlıklı ve düzenli beslenmemiz gerektiğini öğütlerken, diğer yandan nefsimiz "Aldırma ne kadar yiyebilirsen ye!" tahrikini yapar.
Gerekçeleri de hazırdır:
"Ölümlü dünya, şimdi yemeyeceksin de ne zaman yiyeceksin!"
"Zaten yapayalnız kalmışsın, atıştır bari!"
Yani yalnızlık, sevgi, ilgi ve beğenilmeye duyduğumuz ihtiyaçtan yoksunluk yiyip içerek bastırılmaya çabalanır.
Ancak depresyon, yas gibi yoğun üzüntünün hâkim olduğu durumlarda yeme isteği de kaybolur.
Dünyanın en iyi diyetini de uygulasanız, kaygılı ve stresli bir ruh haliyle kilo vermeniz oldukça zor olacaktır. Bir de buna uygulanması zor diyetler, tatsız tuzsuz yiyecekler ve yoğun egzersiz programları eklenirse kaygı düzeyiniz artacak ve iş daha içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Yaradılışımızdan insanın metabolik enerjisi vücudu hayatta tutmaya programlanmıştır. Dolayısıyla dünyanın en güzel, en sağlıklı yiyeceklerini yediğinizde bile eğer ruh haliniz iyi değilse, zihniniz kalori harcanmasını durdurarak vücudunuzu korumaya alacaktır.
ENDİŞELİ TATLICILAR
Bazı araştırmalar yapılmış. Kesin genel geçerlik taşımamakla birlikte bu araştırmalar; kendini beğenmiş kişilerin acı yiyecekleri tercih ettiğini, ruh halleri dalgalı olan kişilerin hissî kriz anlarında tıkınırcasına yemek yemeye ve tatlıya düşkün olduğunu, heyecan arayanların baharatlı yiyecekleri sevdiğini, maceracı kişiliklerin yeni tatlar denemekten hoşlandığını, duygusal kişilerin daha çok meyve ve sebze tükettiğini, kaygılı ve içe kapanık kişilerin tatlı yeme eğiliminde olduğunu, dışa dönük kişilerin ise etten hoşlandığını gösteriyor.
KOKU VE DUYGU AYNI MERKEZDE
Yemek kültürü, büyük ölçüde sosyal yapıyla şekillenen bir olgu olmakla birlikte yeme içme davranışı, iç ve dış uyaranlarla gerçekleştirilen ferdî bir eylem..
Dış uyaranlar yemeğin, tadı, kokusu, görünüşü gibi doğrudan yiyecekle ilgili fiziksel özelliklerdir.
İç uyaranlar ise düşündüklerimiz ve hissettiklerimizden kaynaklanan psikolojik süreçler ve kişilik özelliklerimizdir.
Yemek tercihleri kişilik özellikleriyle ilgili önemli ipuçları verir. Koku ve tat duyuları, beynimizde aynı limbik sistemde işlenir. Limbik sistem aynı zamanda duygu ve davranışlarımızda da etkili bir mekanizmadır.
STRESTEN HORMONA, HORMON YAĞA
Yeme içme kısa vadede duyguları yatıştırmaya, stresi ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir ama bu kısırdöngü içinde sürekli tıkınmak genellikle pişmanlık ve suçlulukla sonuçlanır ve kilo artışına sebep olabilir.
Stres, korku, kaygı, öfke gibi tüm olumsuz düşünceler vücutta fizyolojik stres tepkisi oluşmasına yol açar. Bunun sonucunda kortizol ve insülin hormonları daha fazla salgılanır. Bu hormonların fazlası vücudun kalori yakma kapasitesini düşürerek yağ depolanmasına ve kan şekeri dengesini bozarak yeme bozukluklarına yol açar.