• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

26 Ağustos 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
26 Ağustos 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Fotoğrafını istifadelerinize sunuyoruz... (26 Ağustos 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(١٨٦) وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌؕ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(186) Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.

(Bakara Suresi, 2/186)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı) 

 TEFSİRİ:

Hem insanlarla ve dünya ile hem de Allah ile ilişkide doğru yolu bulmak, doğru hareket edebilmek için (rüşd için) bağlantıları doğru kurmaya ihtiyaç vardır. Kâmil insanlığın şartı Allah’ı tanımak, O’nunla ibadet yoluyla ve ibadet şuuruyla ilişki kurmaktır. Âyet bunu “Allah’ın çağrısına katılmak, davetini kabul etmek” şeklinde ifade ediyor. İbadetin bir şekli ve çeşidi de duadır. Kulun rabbi ile en yakın ve sıcak ilişkisi namazda secde halinde ve içten gelerek yapılan dua ve niyaz halinde kurulan ilişkidir. Allah’ın çağrısına kulak veren, O’nun dinine giren bir kimse bundan üç önemli kazanç elde etmektedir: 1. O’nun yakınlığını bilmek ve yaşamak. 2. Doğru düşünme, doğru yerde ve konumda olma imkânını elde etmek. 3. O’ndan istediğini almak (duasının kabul edilmesi). Şu iki hadis, her dua edenin nasıl mutlaka sonuç aldığını anlamamıza yardımcı olmaktadır: “Acele etmedikçe her birinizin duası kabul edilir. Bu sebeple (acelecilik yüzünden) insan, dua ettim de kabul olunmadı der”; “Hiçbir dua eden yoktur ki, şu üç sonuç arasında olmasın: “Ya istediği hemen verilir ya lehine ertelenip saklanır yahut da dua bir günahına kefâret olur” (el-Muvatta’, “Kur’ân”, 29, 36).


Kader inancına göre olacak ve olmayacak her şey bellidir, kulun istedikleri de kaderinde yoksa kendisine verilmeyecektir. Şu halde duanın faydası nedir?

Allah Teâlâ madde âleminde olup bitenleri kanunlara ve sebeplere bağlamıştır. İnsanı bir ana ve babadan (onları aracı kılarak) yaratmaktadır, yağmuru bulut aracılığı ile vermektedir, ölümü bir sebebe bağlı olarak gerçekleştirmektedir. Duymaya kulağı ve beyni, görmeye gözü ve beyni vasıta kılmıştır. Sebepleri ve vasıtaları ortadan kaldırarak Allah’tan istemek “ana baba olmadan doğmayı, göz olmadan görmeyi” istemek gibidir. Allah’ı unutup yalnızca sebeplere ve aracılara yönelmek ise insansız kulağa, göze yönelmek, işitmeyi ve görmeyi böyle sağlamaya çalışmak gibidir. İslâm’ın gösterdiği yol hem sebepleri ve aracıları kullanmak, ihmal etmemek hem de sebep ve sonuç elinde olan, bunlara hâkim bulunan Allah’a yönelmektir.

Allah’ın vermesi ve vermemesi kadere bağlı olduğu gibi dua da kadere bağlıdır. Kul ister Allah verir. İstemek kadere aykırı değildir, kader çerçevesi içindedir. Biz kullar kaderimizi “şöyle şöyle olsun” şeklinde değil, “şöyle şöyle olacak” şeklinde anlamalıyız. Kul âdâbına uygun şekilde dua ederse Allah da kabul edecektir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 283-285 


 

HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)  

“Yaptığınız işler, kabirde olan yakınlarınıza ve tanıdıklarınıza bildirilir; iyi işlerinizi görünce sevinirler. Böyle olmayan işleriniz için, 'Ya Rabbi! Bizi doğru yola kavuşturduğun gibi, bu kardeşimizi de kavuştur. Ondan sonra ruhunu al.' derler."

Kanak: Müsned, 20/114; Hakim-i Tirmizi, Nevadiru’l-Usûl, 2/260

 
GÜNÜN SÖZÜ:

 


 

GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

HAYAT EKONOMİSİ! Hayat, her saniyesi çok kıymetli bir yolculuk ve bu yolculukta hepimiz farkında olmadan bir "ekonomi" yapıyoruz. Ama bahsettiğim para pul değil; zaman, kelam ve duygu ekonomisi. İslam inancında israf sadece tabağımızda bıraktığımız yemek ya da boşa akıttığımız su değildir. Bir mümin için vaktini boşa harcamak, sözünü ziyan etmek ve en önemlisi kalbini hoyratça harcatmak da çok büyük birer israftır. Tam da bu eskilerin o çok derin, "Yolcu olmayanla yola çıkılmaz yola yazıktır, halden anlamayanla sohbet edilmez dile yazıktır, kıymet bilmeyene gönül verilmez kalbe yazıktır" sözü, aslında bize çok pratik ve insani bir sınır çizme ahlakı öğretiyor. Öncelikle şu "yol" meselesine bakmak lazım. Biz bu dünyaya sadece gün tüketmeye gelmedik, hepimizin yürüdüğü manevi bir olgunlaşma yolu var. İnancımıza göre bu yolda kiminle yürüdüğümüz, nereye varacağımızı da belirliyor. Peygamber Efendimiz, "Kişi arkadaşının dini üzeredir" derken aslında tam olarak bunu kastediyordu. Sizinle aynı dertleri paylaşmayan, sizinle aynı ufka bakmayan biriyle zorla yola devam etmeye çalışmak hem size hem de o güzel hedeflerinize haksızlıktır. Hedefi menzil olmayan insan, yolun sadece yükünü artırır, şevkinizi kırar. İşte bu yüzden "yola yazıktır" denmiştir; çünkü her yol, ona inanan ve hakkını veren insanlarla yürünmeyi hak eder. Aynı durum dilimiz ve kelamımız için de geçerli. İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük lütuf konuşabilmesi, kalbindekini dile dökebilmesidir. Ama her güzel şey gibi söz de muhatabını bulduğunda değer kazanır. Kur’an bize hep en güzel, en doğru sözü söylemeyi emreder fakat tasavvufta çok önemli bir kural vardır: Söz, duymaya hazır olana söylenir. Karşınızda empati duygusundan yoksun, "halden anlamayan" biri varsa, siz ona dünyanın en bilge cümlelerini de kursanız boşadır. Hz. Ali'nin dediği gibi, hikmeti ehli olmayana vermek kelama zulmetmektir. Sırf konuşmuş olmak için, sizi anlamayacak insanlara içinizi dökmek sadece dilinizi yorar, içinizi boşaltır. Kelam azizdir, onu ancak değerini bilecek dost meclislerinde harcamak gerekir. Ve en önemlisi kalp... İslam irfanında kalp sıradan bir organ değildir, Allah’ın insandaki tecelli merkezidir, yani bir nevi kulun kendi içindeki kutsal mabettir. Bu kadar değerli bir sarayın kapılarını, onun değerini hiç bilmeyecek, hoyrat, bencil ve sevmeyi beceremeyen birine açmak, insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüktür. Sevgimiz, bağlılığımız, sadakatimiz aslında birer manevi sermayedir. Furkan Suresi'nde ahirette pişmanlık içinde "Keşke falanı dost edinmeseydim" diye feryat edecek insanlardan bahsedilir. O feryat, aslında dünyada kalbini yanlış insanlara emanet edip "kalbine yazık edenlerin" hüzünlü sonudur. Hayatı bir sarraf titizliğiyle yaşamak zorundayız. Yolcu olmayana vakit harcamamak, anlamayana nefes tüketmemek ve kıymet bilmeyene gönül bağlamamak bir kibir ya da insanları küçümseme refleksi değildir. Aksine, Allah’ın bize emanet ettiği ömrü, aklı ve kalbi koruma sorumluluğudur. Elimizdeki bu güzelliklerin değerini bilelim ki, hem bu dünyada hem de ötelerde heybemizde pişmanlıklar değil, huzur dolu anlar kalsın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23