15 Temmuz’un sene-i devriyesinde
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Gazetemizin güçlü kalemi Abdurrahman Dilipak, 15 Temmuz darbe girişiminin 3. yıl dönümüne ilişkin bir yazı kaleme aldı.
Üzgünüm FETÖ ile mücadelede altı ay bir güz gittik, bir arpa boyu ancak yol aldık. Bu işin uluslararası bağlantılarını ortaya çıkartamadık. Media, Vakıf, Dernek, Oda, Sendika, Kooperatiflerdeki uzantılarını da. Diğer cemaat yapıları içindeki bağlantılarını da ve tabi sermaye içindeki unsurları da tam olarak ortaya çıkartılamadığı gibi, ortaya çıkanların da bir şekilde üstü örtüldü ya da aklandılar.
Bırakın yurtdışı ayaklarının üzerine gitmeyi (Elbette bazı firariler iade eldidi, okullardan önemli bir kısmı Maarif Vakfına devredildi ama, daha Bronson olayında bu işin önü kesildi. FETÖ, Kendilerinden olmayanları FETÖ’cü ilan ederek kendini akladı. Zaten birilerine hiç dokunulmadı. Dokunulan birileri de bir yolunu bulup serbest kaldılar. Hala operasyonlar yapılıyor ama, durum ortada. İşler biraz “dostlar alışverişte görsün” havasında ilerliyor.
Sıra, örgütün uluslararası bağlantılarına hiç gelmedi ve gelmeyecek gibi de gözüküyor. Bu arada deşifre olmamış FETÖ’cüler, diğer muteber “Cemaat”ların saflarına karışıp kendilerini gizlemeyi başardılar. Ve bu şekilde kendi hastalıklarını bize de bulaştırdılar. Hani bunlar, kamu kaynaklarını kendi cemaatlerine aktarıyorlar, kadrolaşıyorlar, adrese teslim haleler yapıyorlardı ya, aynı şimdi bizimkiler tarafından yapılmıyor mu?
Peki biz bu işten ne anladık. Hortumlama devam ediyorken, hortumlayanın değişmiş olmasının bizim için bir değeri, anlamı var mı? Bakın, bu işler böyle giderse, 15 Temmuz şehid aileleri ve gazileri de seslerini yükseltmeye başlar. Yargı FETÖ davalarında dibe vurdu. Ergenekon-Balyoz’da, FETÖ’cüler, BÇG’lilere ne yaptı ise, bugün de “FETÖ’cü” etiketi yapıştırılanlara sanki o yapılıyor. Kripto FETÖ’cülerin büyük bir kısmı kaçtı, önemli bir kısmı ise aramızda dolaşıyor. Hala bazıları muteber konumdalar. Bakıyorum da, AK Parti’de FETÖ’ye bulaşmamış insan sayısı %10’u bile bulmaz. FETÖ için tahsilat Parti genel merkezinde yapılıyordu ya hu! Pensilvenya yolcularının bileti genel merkezdeki kripto FETÖ’cüler tarafından kesiliyordu..
Bakanlıklar, Valilikler, Belediyeler, hep FETÖ’ye çalışıyordu. Her partide vardılar. AK Partinin neredeyse üçte ikisi bir şekilde bunlarla temas halindeydi. O gün işler öyle yürüyordu. BÇG belasına karşı sırtını FETÖ’ye dayayacaksın. Sonra sırtını BÇG’ye dayayıp FETÖ’ye savaş açacaksın! Bunlar soğuk savaş döneminin takdikleri. FETÖ’de Amerikancı, BÇG’de! İkisi de NATO’cu. AK Parti’den beklenen de BOP’un sadık üyesi olması idi.
Ne FETÖ’yü anladık ne bunun öbür yakadaki benzeri BÇG’yi. FETÖ ile BÇG çatışıyordu. Bugün FETÖ’cülerin işine kendi önlerinde engel gördü. Kleri bir takım unsurları da listeye ekleyip Ergenekon ve Balyoz davalarına konu olan yargılama da sonunda beraatle sonuçlandı. Meğer böyle bir örgüt yokmuş. Örgüt yokmuş değil, FETÖ’cülerin adına “Ergenekon” dedikleri örgüt yokmuş yoksa 28 Şubatta terör estiren bir çete var. BÇG’liler Ergenekon davasının arkasına saklanarak kendilerini aklama gayretindeler.. Hadi 28 Şubatta da yönetime müdahele olmadı diyin.
Yarın FETÖ’de yok derlerse şaşmam. İyi Parti iktidar olsun FETÖ diye bir yapılanma yoktu diye de mahkemeden karar çıkartırla. HDP iktidar olsun, PKK diye bir örgüt olmadığı kararı verilebilir.
BOP, FETÖ’yü örgütleyenlerin aynı gayeye yönelik siyasi ve askeri ayağı olacaktı. Ne oldu, BOP’u konuşuyor muyuz! BOP üüzerinden onlarca yüklenin sınır, rejim ve iktidarları değiştirilecekti. FETÖ bu işin Teolojik ve sosyolojik ayağını oluşturacakları. Erdoğan’a öfkeleri, bu askeri ve siyasi ayağın çökertilmesi, çalışamaz hale getirilmesi..
15 Temmuz’u hamasete kurban etmeyelim ne olur. Övgü ve sövgülerle geçirmeyelim bu günü? 15 Temmuz’un hala yazılmamış bir hikayesi var. Henüz açılmamış davalar var. Henüz o gün ortalıkta gözükmeyenlerin nerede olduklarını, neyle meşgul olduklarını bilmiyoruz. Batının İslam’ı dizayn etme girişimi FETÖ’yle başlamadı. İngilizler Şerif Hüseyin’i Halife yapabilselerdi, o zaman bu işi bitireceklerdi. Olmayınca, Hilafeti buzdolabında dondurdular. Hilafet merkezinde CHP eli ile İslam’ın üzerinden bir silindir gibi geçtiler. Türkiye dönemler halinde İngiliz, Alman, Fransız etkisinde kaldı. En son Amerikan kampında kaldık.
Asıl önemli bir konu da şu: 27 Aralık 1949’da Türkiye ile ABD arasında Eğitim Komisyonu kurulması hakkında anlaşmaya varılır. FETÖ’ye kadar uzayan uzun yolun başlangıç noktası bu anlaşmadır. TSE damgali bir din üretilecektir ve Diyanet ile okullardaki alameti farikaları kaybedilmiş din dersleri bu yeni dinin misyonerlik araçları olacaktır. Türkiye’de eğitim sistemini ABD ve batı değerler sistemi içinde, ortak bir anlayış zemini çerçevesinde yeniden yapılandırmak için kurgulanan Fulbright Programı, Amerikan Kongresi tarafından 1946’da, 2. Dünya Savaşı bitiminde, eğitimsel ve kültürel bir programdır. Bu yasanın fikir babası olan Senatör J. William Fulbright, bu programı silahlı çatışmaya karşı atılan bir adım olarak takdim edildi. Komisyon, 1949 yılında Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan bir anlaşmanın ardından, TBMM’den 1950 yılında çıkarılan 5596 sayılı yasa çerçevesinde Türkiye’de de faaliyete başladı. Din ve meslek eğitimi, temel eğitim bu çerçevede yapılandırıldı.
REFAH-YOL’dan 28 Şubat’a
REFAH-YOL, ordudaki BÇG kanadının tasfiyesi için, FETÖ’nün sponsorlarının kurguladığı bir operasyondu. Erbakan, BÇG’den çok çeken lider olarak BÇG’nin tasfiyesinde kullanılacaktı. Susurluk’ta hayatını kaybeden Çatlı, Kocadağ, Bucak, Gonca Us, hepsi bu oyunun bir parçası idi. Çillerin Amerikancı olduğunu herkes biliyor. Akşener de aynı senaryonun bir parçası. Havuz Politikası, iktidarın elini güçlendirmek için Prof. Dr. Osman Altuğ tarafından koalisyona teklif edildi. Erbakan’ı harekete geçirmek için Osman paşanın hakaret dolu videosu Fox Tv’de yayınlandı. Erbakan BÇG’lilerin gezi benzeri bir direniş başlatacakları endişesi ile harekete geçmedi. Çünkü BÇG kanadı “en kötü senaryo”ya hazırdı. “Rejimi korumak adına” gerekirse kan dökülmesine razıydılar. “5’li çete”, DİSK’i, TİSK’i, Türk-İş’i ile hepsi, sağı-solu, sünnisi-alevisi patronu-sendikası, STK’sı ile emperyalizmin emir-komutası altında kurşun asker olarak emre amadeydiler. Erbakan, “Bakalım kanlı mı olacak kansız mı derken” aslında “kan dökeceğim” demiyor, “Kan dökeceğim” diyenlerin niyetlerini sorguluyordu. Ama malum media bunu da çarpıttı. Sonunda REFAH-YOL gitti, ANASOL-M geldi. FETÖ “Anavatanı”na kaçtı, BÇG iktidara geldi. 28 Şubat işte bu operasyonun adı idi.
Sincan’da Kudüs Platformu tarafından düzenlenen Kudüs gecesi darbe gerekçesi sayıldı. O zaman NTV’de program yapıyordum. Bir gün önce sanırım 6 kişi gece geç saatlere kadar darbe sürecini tartıştık. Sesim kısılmıştı. Ben gidemedim, Nureddin Şirin gitti. Darbeciler zaten kafaya koymuşlardı. Kudüs gecesi bahane edilecekti ki, hem RP’yi suçlayabilsinler, hem de Kudüs darbe gerekçesi yapılarak batıya, Siyonistlere, Masonik dünyaya “biz sizdeniz” mesajı verilecekti. Gecede Nureddin Şirin Hizbullah afişlerini de sahneye getirince ve İran büyükelçisi de geceye katılınca bir de “İran boyutu” eklendi. Onun için bu konuyla beni hiç ilişkilendirmediler. Çünkü benim anlatacaklarım kimsenin işine gelmiyor.
Bu kirli oyunu 1991’de, 93’de, 1994’de tekrar tekrar anlattım. O günden bugüne hep uyarılarda bulundum. Ama “Komplo” dediler. Sonra AK Parti dönemi. Erdoğan’a siyaset yasağı koyanlar FETÖ’nün arkasındaki güçlerdi. BOP da onların bir projesi idi. Daha sonra Erdoğan’ı siyasete taşıyan akıl da aynı akıldı. Baykal Cumhurbaşkanı olacaktı bu plana göre. Ama rolünü iyi oynayamadı. Onun için cezalandırıldı. Kaset operasyonu ile Kılıçdaroğlu “aynı üst akıl” tarafından CHP’nin başına getirildi. Hani şu Irak tezkeresi konusu aslında BÇG’ye karşı bir operasyondu aynı zamanda. Geçelim. Ergenekon ve Balyoz da öyle. FETÖ’nün BÇG’ye karşı tasfiye operasyonu idi. Erdoğan FETÖ ile birlik olup, BÇG’ye karşı direnirken, “Dolmabahçe mutabakatı” ile BÇG ile bir olup FETÖ’ye karşı hamle yaptı. “One minute”, “Mavi Marmara” ile BOP bitti. Ve 15 Temmuz ile bu iş bugüne intikal etti. “One minute” 29 Ocak 2009’da Davos’ta yaşandı. 27 Mayıs 2010’da Mavi Marmara yola çıktı. Fidan o günlerde müsteşar yardımcısı oldu MİT’e. Oslo süreci o günlerde yaşandı. 22 Kasım 2011 KCK operasyonu gerçekleşti. O günlerde Erdoğan ameliyat oldu. O günlerde MİT ve Başbakanlıkta dinleme cihazları bulundu. Bunlar FETÖ’nün işiydi. 28 Aralık 2011’de Uludere olayı yaşandı. 13 Ocak 2012’de Diyarbakır BDP’de Oslo belgeleri çıktı. 7 Şubat 2012’de FETÖ marifeti ile MİT müsteşarı ifadeye çağrıldı.
Bakın, 28 Şubat gerçeği tam olarak ortaya çıkmadan ne Esat Coşan, ne Turgut Özal, ne de Muhsin Yazıcıoğlu cinayetleri ve daha birçok faili meçhulün gerçeği ortaya çıkmaz. Bu cinayetlerin suç ortakları hâlâ aramızdalar ve bazı cinayetler hâlâ herkesin bildiği bir sır olarak ortaya çıkacağı günü bekliyor. Bütün bunlar “Türk Sovyeti”nin işi. SSCB’de Sovyet yıkıldı, ama “Türk Sovyet”i hâlâ ayakta.
1997’den 2012’ye
Kudüs için Sincan’da yapılan toplantı bahane edilmişti. Susurluk sonrası zaten bir şeyler bekleniyordu.. Sonunda beklenen oldu. 1000 yıl süreceği söylenen postmodern darbe gerçekleşti..
Şimdi darbenin şahinleri yargılanacakları günleri bekliyorlar.
Aslında Susurluk’a bakmadan önce.. Refah-Yol hükümeti nasıl kuruldu ona bakmak lazım.
Mesela yolun sonuna gelindiğinde Erbakan-Çiller görüşmesinde Muhsin Yazıcıoğlu da vardı..
Yazıcıoğlu “Türkiye İran olmayacaktır” diyenlere, “Suriye de olmayacaktır” derken, “namlusunu halka dönmüş tanka selam durmam” derken aslında kime hangi mesajı vermek istiyordu.
Bir yandan Çatlı, Yazıcıoğlu, Erbakan çizgisine, öte yandan Sedat Bucak, Mehmet Ağar, Çiller çizgisine bakmak gerek. Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay, Gonca Us bu işin neresindeydiler.. Çiller ya da Akşener bu işin neresindeydiler. NATO’nun soğuk savaş sonrası tehdidin rengini kızıldan yeşile çevirirken, bunu fırsat bilen, batıya yönelik tehditlere karşı tedbir alması ve mücadele etmesi istenen BÇG, bunu fırsat bilerek, irticaya karşı topyekun savaş silahına sarılarak, tasfiye edilmek unsurları çevresinde toplayarak batının yeni müttefiklerine karşı bir operasyon başlatmış olamaz mı?
Ve sonuçta bu karşı atak Çatlı ve ekibini tasfiye etti. Sonra da tasfiye edilmesi istenen derin devlet yapılanmasına karşı harekete geçemeyen iktidar tasfiye edilmiş oldu..
AK Parti’nin önü bu yarım kalan işi tamamlaması için açılmış olmasın o günki şartlarda.. Ve tabi ABD’nin bu yeni oluşumdan başka beklentileri de vardı. Irak konusunda askeri destek. Ama tezkere geçmeyince, Irak konusunda ciddi bir siyasi kriz yaşansa da, süreç sürdürüldü..
ABD’liler şunu görmüşlerdi: Biz İslami kesimle karşı karşıya gelerek bölgedeki çıkarlarımızı ve güvenliğimizi koruyamayız. Onlar da bize rağmen iktidar olamadıklarını gördüler. Bir orta yol bulunması ve Türkiye’nin bölgedeki yeni yapılanma için batıya tehdit oluşturmayan, siyaset ve yaşam tarzı olarak batı değerler sistemi ile uyumlu bir model oluşturması gerekir.”
BÇG direndi ve direnmeye devam ediyor.. Derin devlet hesaplaşması da bütün şiddeti ile sürüyor..
Ancak Kemalist laik kadrolar artık yolun sonuna geldiler.. Resmi ideoloji ve ona dayanarak siyaset yapan, servet edinen kadrolar da yolun sonuna gelmiş gözüküyorlar.
28 Şubat’ın kadroları bu gün sanık sandalyesine oturtuluyor.. Bu kadroların, Media, Mafia, Sermaye, siyaset, bürokrasi, STK’lar içindeki uzantıları de tek tek deşifre oluyor. Yargıdaki uzantıları soruşturuluyor bu günlerde.
1000 yıl sürecek dedikleri süreç 15. Yılında çöktü. Aslında terör de ekonomik kriz de bu çetelerin işi idi.. “Büyük sermaye” büyük ölçüde örtülü KİT gibi çalışıyordu.. Birileri bu şekilde aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları, çalınan alın terleri üzerinden kendilerine iktidar ve servet üretiyordu. 28 Şubat, bu gün artık Darbelere ve darbecilere bir karşı öfke günü.
Selam ve dua ile...