• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

13 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
13 Eylül 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Sözünü istifadelerinize sunuyoruz... (13 Eylül 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٢٢٥) لَا يُؤَاخِذُ كُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ فٖٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُ كُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْؕ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَلٖيمٌ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(225) Yeminlerinizin kasıtlı olmayanlarından dolayı Allah sizi sorumlu kılmaz, fakat kalplerinizin yöneldiği yeminden sizi sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.

(Bakara Suresi, 2/225)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı) 



TEFSİRİ:

İslâm’dan önce kutsal kabul edilen, büyük ve önemli bulunan birçok şeye yemin edilirdi. İslâm bunları yasakladı ve yalnızca Allah üzerine “vallahi, billahi, tallahi” şeklinde yemin edilebileceği kaidesini getirdi. Allah üzerine yapılan bu yeminin mânası “Doğru söylediğime, dediğimi yapacağıma... Allah’ı şahit kılıyorum” demektir. Bunu söyleyen kimse ya ne dediğini bilerek, farkında olarak, sonucunu hesap ederek söylüyordur ya da alışkanlık icabı bu söz ağzından çıkıyordur. Tefsircilerin çoğuna göre ikincisi, âyette “lağv” kelimesiyle ifade edilen ve bizim “kasıtsız “ diye tercüme ettiğimiz yemindir. Böyle yeminlerde sorumluluk yoktur; yani günahı kefâretle telâfi etme mecburiyeti yoktur. Bunun dışında üç çeşit daha yemin vardır:

a) Yalan yere yemin (gamûs);

b) Bir fiil veya tasarrufu bir başka şeyin (şartın) gerçekleşmesine bağlayan (ta‘lik) yemin;

c) Bir haber, bilgi veya vaad doğru olmadığı halde öyle zannedilerek yapılan yemin. Bu âyette “kalbin yöneldiği, azmettiği” diye ifade edilen, bir başka âyette ise “...Fakat bilerek ettiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar” (Mâide 5/89) şeklinde açıklanan yeminler aynıdır ve bu üç yemin çeşidini içine almaktadır.

Bu yeminlerin sorumluluğu, Mâide âyetinde bildirilen kefârettir. Hanefîler’e göre ise sorumluluğu bulunmayan (lağv) yemin, yalan ve asılsız olduğu bilinmeyen –böyle bir kasıt bulunmadan– bir konu üzerine yapılan yemindir. Bu yemine hem dil alışkanlığı yüzünden ağızdan çıkan yeminler, hem de doğru zannedildiği için yapılan yeminler girmektedir, bunların günah veya kefâret şeklinde bir sorumluluğu yoktur.

Geriye iki yemin kalır:

1. Bilerek yalan yere yemin etmek. Bu büyük günahtır ve kefâretle telâfi edilemez; tefsir etmekte olduğumuz âyette geçen “kasıtlı yemin” budur.

2. Bir şarta bağlı fiillerle ve tasarruflarla ilgili yeminler. Bunların da bozulması, yerine getirilmemesi halinde sorumluluğu kefârettir ve Mâide âyetindeki “bağladığınız yeminler”den maksat yalan yere yemin değil işte bu yemindir.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 356-357


 

HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

“Allah Teala kıyamet günü teraziler kor: Namaz kılanlar getirilir ve ücretleri tartılarak kendilerine tastamam verilir. Zekât verenler getirilir, bunların da ücretleri tartılarak tastamam verilir.

Sonra belâlara uğramış olanlar getirilir, bunlar için ne bir terazi kurulur, ne de defterler açılır. Bunların ücretleri kendilerine sağanak yağmuru gibi bol bol verilir."


Kaynak: Deylemi, V/8829

 

GÜNÜN SÖZÜ:




GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Bakara Suresi, 2/225)

Bakara Suresi, 2/225)

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Toplumsal Bağların İnşasında Aile Toplantıları ve Sosyal Olgunluk! İnsanın toplumsal bir varlık olarak gelişimi, şüphesiz ilk önce aile içinde başlar. Geniş aile ve akraba çevrelerini bir araya getiren toplantılar, sadece keyifli vakit geçirilen anlar olmanın ötesinde, toplumsal iletişimin kökleşmesini sağlayan en dinamik mekanizmalardır. Ancak bu buluşmaların bireyi ve toplumu dönüştürebilmesi, ancak ortak bir "sosyal olgunluk" bilinciyle hareket edildiğinde mümkün olur. Amaç sadece fiziksel olarak aynı mekanda bulunmak değil, kalbi ve fikri bir yakınlık kurmak olduğunda, uyulması gereken belirli incelikler ve hassas dengeler kendiliğinden belirir. Bu olgunluğun ilk ve en önemli basamağı, şüphesiz ki bireylerin birbirlerinin mahremiyet sınırlarına ve inanç dünyalarına gösterdiği saygıdır. Bir araya gelen kitleler içinde yakın akrabalık bağı bulunmayan kişilerin varlığı, oturma düzeninden genel hareket tavrına kadar ciddi bir hassasiyeti beraberinde getirir. Toplumun örfi, dini ve kültürel kodlarına uygun olarak şekillenen geleneksel oturma biçimleri, kişilerin kendilerini güvende ve huzurlu hissetmelerini sağlar. Bu düzen, ayrıştırıcı bir unsur olmaktan ziyade, bireysel sınırlara duyulan derin bir saygının ve nezaketin tezahürü olarak kabul edilmelidir. Herkesin kendi konfor alanında, ağırlanma kaygısı taşımadan var olabilmesi, toplantının samimiyet derecesini doğrudan artırır. Öte yandan, bir araya gelmenin getirdiği coşku, ev sahipliğinin sınırlarını zorlamamalıdır. İkramların gösterişten uzak, israfa kaçmayan ve mütevazı bir çizgide tutulması, sosyal dengenin korunması açısından hayati bir öneme sahiptir. Aşırı lüks ve abartılı sunumlar, misafirperverlikten ziyade zımni bir statü yarışına dönüşme riski taşır. Bu durum, bütçesi kısıtlı olan diğer aile fertleri üzerinde psikolojik bir baskı ve bir sonraki buluşma için gizli bir çekince yaratabilir. Unutulmamalıdır ki, bu tür meclislerin asıl katığı lüks tabaklar değil, masanın etrafında dönen tatlı dil ve içten bir tebessümdür. Tevazu, zenginliği saklamak değil, gönülleri eşitlemektir. Buluşmaların asıl omurgasını oluşturan sohbet kültürü ise en kırılgan alanı temsil eder. Farklı yaş, eğitim ve dünya görüşüne sahip insanların toplandığı ortamlarda, siyasi ve ideolojik konuların keskin hatlarla tartışılması, yapıcı olmaktan ziyade yıkıcı sonuçlar doğurur. Fikirlerin birer dayatmaya dönüştüğü anlarda, toplumsal bağlar zedelenir ve ortam gerilir. Bu nedenle, genel kabul görmüş ortak değerler üzerinde yoğunlaşmak, güncel ve kutuplaştırıcı tartışmalardan uzak durmak meclisin selayeti açısından elzemdir. Sohbetin bir diğer hassas noktası ise mizahtır. Şaka ve latifeler, ortamın kasvetini dağıtan birer neşe kaynağı olsa da dozu kaçtığında birer silaha dönüşebilir. Hiç kimsenin fiziksel özellikleri, yaşam tercihleri, mesleği ya da maddi durumu alay konusu edilmemeli, şakanın sınırının muhatabın yüzündeki tebessümün bittiği yer olduğu asla unutulmamalıdır. Bir insanı inciterek yapılan mizah, sosyal olgunluktan uzak bir hafifliğin göstergesidir. Sonuç olarak, aile toplantılarını sıradan birer rutin olmaktan çıkarıp toplumsal bir şifaya dönüştüren şey, katılımcıların sergilediği bu bütüncül zarafettir. Mahremiyete gösterilen özen, ikramdaki ölçü ve dildeki ayar, bir toplumun medeniyet seviyesinin mikro birer yansımasıdır. Sosyal olgunluğa erişmiş bireylerin omuzlarında yükselen bu buluşmalar, geçmişin mirasını geleceğe taşıyan en güçlü köprüler olarak varlığını sürdürecektir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23