Eşcinsel yaşamı benimsemek, bir tercih değil artık. Dünyanın egemenleri, dev markalar, medya kuruluşları, Amerika ve Avrupa devletleri bu normal olmayan, ya da dümdüz ifade etmek gerekiyor; sapkın yaşam biçimi üzerinden yeni bir “ideoloji” inşa ettiler. Ben adına ‘LGBT ideolojisi’ diyorum. Sözde bayrağı olan, güçlü lobileri olan, ünlü savunucular edinen ve en önemlisi de iletişim araçlarını çok üst seviyede kullanan; baskın, ‘ötekileştirme mağduriyetiyle ötekileştiren', faşizmin de ötesine geçen bir anlayış. Bu yeni üstün dünya görüşü, kendileri gibi düşünmeyen, yani eşcinselliği yaşamasa da desteklemeyen herkesi yok etmek prensibiyle hareket ediyor. Şöyle bir bakın; devletler, anayasalar, iç hukuklar, liderler, şirketler, sivil toplum kuruluşları, dizi ve film sektörü, futbol kulüpleri, konvansiyonel medya ve de sosyal medya büyük oranda bu LGBT ideolojisine teslim olmuş vaziyette. Yazdıklarımı abartılı bulanlar olacaktır ama gözlemlerimin arkasındayım ve bu dalga üzerimize üzerimize geliyor. Çünkü nüfuz ettikleri her ortamda normali savunanları sindiren LGBT ideolojisi Türkiye’de de “kelle almaya” başladı. Hem de bir hukuk örgütlenmesinde alındı o kelle. Bir avukata, -LGBT ideolojisinden alınan güçle- görece hukukun kol gezdiği Ankara Barosu’nda açıkça hukuksuzluk yapıldı.