Ümmet’in kurtuluşu Ramazan’ın anlam dünyasında
Dünya Müslümanları Ramazan Ayı’na kasvetli bir iklimde girdiler. Mısır ve Bangladeş’te İslâmî hareket önderlerine verilen haksız idam cezaları, infaz edilen alimler; Suriye, Irak, Yemen ve Arakan’dan gelen acı haberler Müslümanların hâleti ruhiyesinden de haber vermektedir.
Üst üste gelen bu acı haberler aslında Ümmet’in içinde bulunduğu “vahdet krizi”ni işaretlemektedir. Birlik içinde olmamak, olamamak bu krizlere çarpan etkisi yapmaktadır.
Batı’nın “böl yönet” siyaseti, Müslümanların mezhep ve meşrep taassubu, etnik milliyetçilik, muhteris liderler, egosu şişkin kanaat önderleri ve Ümmet’e musallat olmuş cehalet tümü bir araya gelince kriz de o kadar derin ve şiddetli olmaktadır..
Cehaleti okuma-yazma bilmemek anlamında anlamamak gerek. Kur’an’ın “Oku” emrini de diploma sahibi olmak anlamında almamak gerektiği gibi. Modern bilgi yığınına sahip olmak insanı cahil olmaktan çıkarmaz. Buradaki cehalet “Allah’ı bilmek ve tanımak, kabullenmek ve O’nun karşısında sınırlarını bilmek”in zıttı anlamında bir cehalettir.
İslâm düşmanları bile televizyon ekranlarındaki, kaldırım altlarındaki sahte şeyhler, sahte mehdiler, sahte mesihler kadar İslâm’a zarar verememektedir. Yarı üryan kadınlarla magazin programları kıvamında meclisler tertip edip dans edenler bunu da ekranlardan İslâm’ın hoş ve nezih yüzünü temsil diye sunanlar ancak şeytanları sevindirmekteler..
Şüphesiz Müslümanlar büyük kuşatma altındalar. Evvelemirde hârici düşmanların kuşatması altında. Kimi yerde askerî, kimi yerde de kültürel..
Müslümanlar bunların işbirlikçisi yerel diktatörlerin, petro-dolar şeyhlerin ve darbeci generallerin de işgali altındadır. Yetmedi, Müslümanlar cehaletin, bunun beslediği dünyevîleşmenin, etnik, mezhep ve meşrep kavgalarının da kuşatması altındalar.
Ramazan Ayı bu iklime çıkagelmiştir. Hatırlatmak üzere. Ayna tutmak ve varoluşsal gayeyi anımsatmak üzere. Umut vermek ve yeniden dirilişin imkânlarını göstermek üzere...
Yüce Mevlâ: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Böylece umulur ki korunur, takva sahibi olursunuz.” (Bakara 2/183)
Oruç tutmanın sırrı âyeti celilenin de belirttiği gibi oruç tutanı takva sahibi kılmaktır. Kur’an’da takva, 17 âyette varit olmuştur. 49 âyette çoğul şekliyle “müttaki”, 160 âyette de aynı kökten gelen isim ve fiil olarak geçmektedir. İslâm’ın merkezî kavramlarından birisi olan takva önemine binaen bu kadar fazla zikredilmiştir Kur’an-ı Kerim’de.
Takva kuşkusuz günahlardan kaçınmak ve Allah’ın emirlerini yerine getirmektir. Ancak takva öncelikle bir ruh kıvamıdır. Allah bilincinin canlı olduğu bir aklı, Allah’ı görüyor gibi bir teslimiyeti, bu mertebeye ulaşamazsa da mü’min en azından O’nun kendisini gördüğü şuuruna erişme hâlini anlatır..
Kur’an’ın; “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınız, takva sahibi olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat: 13) Bu âyeti celilenin davet ettiği takva etnik milliyetçiliğin ve taassubun panzehiridir. Bütün kuşatmaları parçalayabilmenin imkânı da burada yatar.
Hz. Ömer’in (ra) dediği gibi; “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.” (Tirmizî: 4/638, hn. 2459) Bunu da insan en iyi Ramazan’ın anlam dünyasına dahil olarak yapabilir. Kirlenen ruhlarımızı arındırmak, tozlanan yüreklerimizin tozunu almak üzere. Allah (c.c), Ramazan’ın kadrini bilenin makamını yükseltir.