Hasmımızın gördüğü cevheri, hısmımız görüyor mu?!
Hasmımızın gördüğü cevheri, hısmımız görüyor mu?!
MURAT ALAN
TBMM’nin Dikmen Kapısı önünde, milletin gözleri önünde, canlı yayında alçakça bir linç yaşandı. Akit TV muhabirimiz Muhammed Can Bulut ve kameramanımız Nuh Güneş, sadece CHP’deki iç savaşı, mahkeme kararını ve partideki koltuk kavgasını haberleştirirken, sizin militanlarınız tarafından tekme-tokat, ağır küfürler, bel altı sinkaf hareketleri ve açık tehditlerle saldırıya uğradı.
Dakikalarca sürdü bu rezillik. Kameralar her şeyi, en çirkin ayrıntısına kadar kaydetti. Ahlaksızlığın, vandallığın ve gazetecilik düşmanlığının en çıplak, en iğrenç haliydi gördüklerimiz.
Ve sen Özgür Özel…
O linç görüntülerinden sadece dakikalar sonra yandaşlarına sesleniyorsun: “Türkiye sizinle gurur duyuyor!”
Bravo! İşte bu kadar. Mikrofonu, kamerayı parçalayan, gazeteciye tekme atan, küfürler savuran, el hareketleri yapan o güruhla gurur duyuyorsun demek ki..
Bu mu senin demokrasin? Bu mu basın özgürlüğün? Bu mu “medeni muhalefet” anlayışın?
Bir grup rüşvetçi, hırsız ve belediye skandallarıyla anılan isim, CHP’yi ele geçirmek için yasadışı yöntemlerle kurultay düzenledi, usulsüzlükler yaptı. Mahkeme “mutlak butlan” kararıyla bu hırsızlığı tescil etti. Eski yönetim, Kılıçdaroğlu önderliğinde göreve iade edildi. Bu, hukukun en basit ve en doğal tecellisinden ibaretti.
Fakat sen ve yandaşların, partiyi talan ettiniz. Belediyelerde rüşvet çarkları döndü, “bornozlu başkan” skandalları bir bir patladı. Uşak’ta, Manavgat’ta, İzmir’de, İstanbul’da… İhaleler, yolsuzluklar, ahlaksız ilişkiler…
Bunları yazmayalım mı? Bunları konuşmayalım mı? Daha vahimi, bunlar soruşturulmasın mı?
Biliyoruz, panik halindesiniz. Aptalca bir kumar oynadınız ve bunun faturası çok ağır olacak farkındasınız..
Belli ki korkuyorsunuz da!..
Saldırı sonrası ikiyüzlülüğünüz zirve yaptı. Hâlâ “baskı altındayız”, “gazeteciler hedef gösteriliyor”, “özgür basın yok” diye yaygara koparıyorsunuz. Peki Akit TV’ye yapılan bu açık linç? Canlı yayında basın mensubuna uygulanan şiddet? Nerede kaldı o “bağımsız” meslek örgütleriniz?
TGC, TGS, ÇGD ve benzerleri nerede?
Birkaçı cılız kınama yaptı, çoğu sustu. Çünkü Akit “iktidara yakın” medya diye damgalanmış. Elinde keleşli fotoğraf paylaşan teröristi “gazeteci” diye savunanlar, elinde mikrofon ve kamera tutan gerçek gazeteciler linç edilirken gıkını bile çıkarmıyor.
Demek ki sizde basın özgürlüğü sadece kendi yandaşınıza var. Gerisi linç edilecek, susturulacak, yok sayılacak.
Düşünün bir.. Bu zihniyet, bu militanlar, bu rüşvetçi-hırsız kadro yarın Allah korusun ülkeyi yönetmeye kalksa neler yapmaz?
Sokakları linç meydanına çevirirler. Eleştirel her sesi, her kalemi sustururlar. Belediyelerde dönen rüşvet çarkını ülkenin bütün kurumlarına yayarlar.
“Bornozlu başkan” skandallarını devletin en mahrem alanlarına taşırlar. Milletin kaynaklarını kendi çetelerine aktarır, medya namına ne varsa ezer, yakar, yıkarlardı.
Zaten yaptıkları ortada. Kendi iç muhaliflerini bile bitirmeye çalışıyorlar. Basına saldırıyorlar. Ahlaksızlığı, küfrü, şiddeti normalleştiriyorlar.
Bak Özgür Özel… Akit susmayacak. Biz haber yapmaya, millete gerçeği göstermeye devam edeceğiz. Bu vandallık, bu ikiyüzlülük milletin gözünden kaçmıyor. Türkiye, senin gibi yasadışı yöntemlerle koltuk ele geçiren, küfürbaz, rüşvetçi ve basın düşmanı bir zihniyeti artık çok daha iyi tanıyor.
Buradan dostlarımıza da sitemimizi iletelim..
Bir bakın hasımlarınıza. Sizi bir damla suda boğmak isteyen şu adamların yaptıklarına azıcık odaklanın. En çok kimden nefret ediyorlar? En fazla hangi medya organını yok etmek istiyor bu çete? Biraz akıl edin.
Biz bunlara eyvallah deseydik, sessiz kalsaydık bugün omuzlarda taşınıyor olurduk. Sosyal medyada Akit aleyhine boykot kampanyaları başlatılmaz, Meclis kürsüsünden “AK-İT” hakaretleri edilmez, Haber Müdürümüz Zekeriya Say sosyal medyada linç edilmez, evinin kapısına kadar fotoğraflanıp tehdit edilmezdi.
Silivri’deki çetenin, “konuşalım anlaşalım, bize bu kadar yüklenmeyin” çağrısına kulak verseydik, arkadaşlarımız darp edilmezdi!
Biz hakkın ve haklının safında durmayı seçtik.
Rahmetli Mustafa Karahasanoğlu’nun bir sözü vardı: “Seni Cumhurbaşkanı seçtirdik ya, bu bize yeter.”
Evet, bizler Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında, milleti hak ettiği yere taşımak için mücadele eden adamlarız. Kırk yıldır da bu uğurda manşetlerimizi atıyoruz. Batı Çalışma Grubu’ndan Fetullahçı Terör Örgütü’ne kadar nice badire atlattık. Silahlı saldırıya uğradık, evimizin önünde pusu kuruldu ama yılmadık. Vız gelir, tırıs gider.
Akit bu badireyi de atlatır. Saldırıya uğradığımız için dertli değiliz. Asıl dert ettiğimiz, hasmın gördüğü cevheri, hısmın görmemesidir.
Nerede bizim hükümet sözcülerimiz? İftira atmaktan yüzü kararmış hırsızlık şebekesinin sözde medya mensuplarının dişi ağrıdığında hemen açıklama yapan arkadaşlar nerede?
Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi: “Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.”
İşte bütün mesele budur.