İran ve S. Arabistan arasında mezhep çatışması
İran ve S. Arabistan arasında son günlerde gerginliğin iyice tırmanması, düşük profilli bir savaş görüntüsü veren gelişmeler, kaygı verecek boyutlardadır. Vekaleten yürütülen çok aktörlü bölgesel savaşın iki aktörü açıktan açığa karşı karşıya gelmeye başlamıştır. Dolayısıyla başta da Müslümanlar olmak üzere bütün dünya bu savaşın bir mezhep savaşı olup olmadığını tartışmaktadır.
Siyasiler, analistler, stratejistler buna hayır cevabı vermekteler. Bunlara göre yaşanan siyasi ve iktisadi hedefleri olan bir iktidar savaşının mezhep sosu bulaştırılmış hâlidir. Taraflar kendi duruşlarını meşrulaştırmak ve tabanlarını konsolide etmek üzere bağlı bulundukları inanç sistemini araçsallaştırmaktadırlar.
Bu bakış, bana göre, insan ve devletlerin bağlı bulundukları inanç sistemlerinin onların dünya tasavvuruna, gelecek beklentilerine, nasıl bir toplum ve nasıl bir dünya görmek istedikleri hususlarda oynadığı rolü biraz hafife almaktadır. Buna bir misal vererek açıklık getirmeye çalışayım.
İran, Suriye’de ulus devlet çıkarlarını pekiştirmek ve yayılmacı siyasetini sürdürebilmek için askerî olarak sahaya indi. Hiç zorlanmadan Hizbullah’ı buraya sürebildi. Ve yine hiç zorlanmadan dünyanın dört bir köşesinden onbinlerce Şiî genci mezhebin kutsal gördüğü türbeleri korumak gerekçesiyle buraya ölüme gönderebildi.
Yeni Şiîleşmiş, yani İran devrimi öncesi Sünnî olan Endonezya’dan siyah Afrika Nijerya’ya varana kadar geniş bir coğrafyadan gençleri gönüllü olarak gidip Suriye’de kendi kutsalları adına katliam yapmaya ikna edebildi.
Bugün, Doğu’da, Batı’da, Güney’de ve Kuzey’de Şiî olan ve Şiîleştirilmiş insanlar Ortadoğu ve dünya siyasetine yönelik İran’ın duruşuna bakarak duruşuna ayar veriyor. Hem de kendi ülkesinin duruşuna tamamen muhalefet ederek. Kendi ülkelerinde İran adına lobi faaliyetleri yürüterek. Ve bunu şahsi çıkarları olmadan ve zaman zaman risk alarak yapıyorlar.
Bu duruma bakıp da mezhebin oynadığı rol hafife alınabilir mi? Mesele salt dünyevî çıkar olarak okunabilir mi? Olayın bir boyutu da hiçbir ulus devletin bunu kabul etmeyeceği gerçeğidir.
Diğer taraftan Irak, Suriye ve Yemen’de savaşan taraflara ve bölgenin din alimlerine, bölgedeki sıradan insana sorduğunuzda ise bölgede yaşananların bir mezhep savaşı olduğu cevabını almaktayız. Bunlar ise, küresel güç odaklarının bölgeye yönelik planlarını, yerel güç merkezlerini motive eden siyasi ve iktisadi unsurları hafife almaktalar.
Bize göre işin hakikati din ve dünya işlerinin iç içe geçtiği bir denklemde gizlidir. Kimi kesimlerde siyasi ve iktisadi faktörler belirleyici olurken kimi kesimlerde de din, mezhep ve ideoloji daha belirleyicidir. Birbirini besleyen motivasyonlar bunlar.
Anlayacağınız bu mesele tarihî, dinî, kültürel, siyasi ve iktisadi temelleri olan derin bir meseledir. Buna Şiîliğin özüne siyasetin içkin olduğunu da katarsak mesele daha da derinleşir. Zira Şiîlik siyasi ihtilafların sonucu ortaya çıkmış ve siyasi duruşunu dinleştiren bir ekoldür.
İran’da bir tek güç merkezi yok. Stratejik derin akıl; mezhebi, emperyal niyetleri uğruna araçsallaştırmaktadır. Halkın üzerinde etkisi olan dinî havzalar, taklit mercileri ise mezhebin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmaktadırlar. Nihayetinde nerede siyasi nerede iktisadi, nerede mezhepsel çatışma yaşanıyor meselesi görecelidir..
S. Arabistan’a gelince. Siyaset her şeyin üstünde gözükmektedir. Zira bu ülke en çok da mutedil İslâmî hareket olan İhvan’ı rakip görmektedir. Mısır darbecilerinin nasıl arkasında durduğu malumdur. DAEŞ ve El Kaide’ye karşı da savaşmaktadır. S. Arabistan’ın temel gayesi krallığı korumaktır. Son derece pragmatist davranmaktadır. İran’a karşı gösterdiği mukavemet ise yaşam alanlarını, nüfuz merkezlerini korumak içindir.