Yeni Akit ve Yeni Şafak
Türkiye’nin yakın tarihine damgalarını vurmuş iki önemli gazete.
Yeni Akit, milli iradenin ayaklar altına alındığı günlerde...
Yiğidin bugünkü gibi harman olduğu değil de zor bulunduğu dönemlerde, kelleyi koltuğa alıp öne atılan ve bu tavrı ile direnişin kıvamını koyu tutan bir büyük dâvâ gazetesi.
Yeni Şafak, “misyon”dan çok “vizyon”a yönelmiş ve bu alanda haklı bir yer edinmiş mevkutemiz..
Kendi kulvarlarında yol alırken, çoğu milli meselede ortak tutum takınan bu iki gazetemizin genel merkezlerini hedef alan alçak terör saldırısı ve sonrasındaki tepkiler/ tepkisizlikler bir gerçeğin altını kalın hatlarla çizmiş oldu.
Nedir o gerçek?
Sayın Cumhurbaşkanımız, Doğan medyanın çatlayan camı için dünyaya ayağa kaldıran çifte standartlı çağdaş devrim yobazlarının ve bunlarla ortaklık kurmuş bulunan paralel yapının utanmazlıklarına vurgu yaptı.
Evet, böyle...
Bizim nice yazıda gündeme getirdiğimiz gerçek bu vesileyle bir kez daha kendisini göstermiş oldu.
Müsaadenizle, bugünkü yazımda, “benzeri” saldırılar karşısındaki tutumlara nasıl tepki gösterdiğimize “kendimizden alıntılarla” vurgu yapmış olalım.
Hatırlatmış ve “bizi” saldırılar karşısında çoğu vakit yalnız bırakan kardeşlerimize “ince”den mesaj göndermiş, “Kardeşlik Hukuku”na riayete davet etmiş olalım.
O gün, 3 Ekim 2015 tarihinde, birçok makalede gündeme getirdiğimiz serzenişin altını iyice çizmiştik.
Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu ile New York dönüş yolunda sohbet ederken, bir “dost” meslektaşımız, “bizden” biri...
“Aydın Doğan’ın garsonluğunu ve aynı zamanda yazarlığını yapan adamın burnuna darbe” mevzuunu gündeme getirmiş ve buna nasıl bir tepki verileceğini sormuştu.
O meslektaşımız, “patron”dan “aferin” almak istiyordu belki de...
Ben öyle düşündüm, zira bu meslektaşımızın derdi “basın özgürlüğü” filan olamazdı.
Öyle olsaydı, biz bombalandığımızda, linç edilmek istendiğimizde de bırakın böyle gündeme getirmeyi, yazmayı çizmeyi falan, en azından bir arayıp “geçmiş” olsun demeyi bile çok görmezdi.
O gün, orada soru yöneltilince...
Sayın Başbakan, saldırıyı kınadığını söyledi.
Evet, bu tavır doğru bir tavırdı.
Ama...
O aşamada sözü ben aldım.
New York dönüş yolunda...
Özetle şöyle dedim:
“Biliyorsunuz, Akit gazetesine ne saldırılar oldu. Akit’in merkez binasının camları olduğu gibi aşağı indirildi, araçları parçalandı, bilahare elemanları darp edildi. Yetmedi, Ankara’da bir partinin genel merkezinde saatler boyunca dövdükten sonra garaja götürdüler iki muhabir arkadaşımızı. Orada da saatlerce dövdüler ve baygın halde Eskişehir yolundaki bir köprünün altına attılar.
Malum gazetelerin bir camı kırılsa ya da elemanlarından birinin burnu kırılsa ortalık ayağa kalkar ama Akit gibi bu ülkenin ruhunu temsil eden bir gazetenin başına ne gelirse gelsin gündemde fazla yer tutmaz! Kimseye saldırı olmasın ve gazeteler arasında da çifte standart olmasın. Biz bunu istiyoruz. Sayın Başbakan, sizin gösterdiğiniz hassasiyetin yaygınlaşmasını istiyoruz. Çifte standarda hayır diyoruz.”
Sayın Davutoğlu, bu “tespitlerimizi” dile getirmemiz üzerine Akit’e ve diğer gazetelere saldırılara sonuna kadar karşı olduğunu ifade etti.
Gazeteler ve gazeteciler arasında bu bakımdan ayrım gözetmediklerini belirtti.
Şiddet nereden gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin, sonuna kadar karşı çıktıklarını ve çıkmaya da devam edeceklerini vurguladı.
•
Sağ olsun Sayın Davutoğlu hassasiyetini sonrasında da sürdürdü ve olayların takipçisi oldu.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “dosta sahip çıkma” noktasında bir âbide şahsiyettir.
Ancak...
Lafım genele, bizim camiaya.
Yeni Akit ve Yeni Şafak’a eş zamanlı saldırı, “yerli ve milli medya”nın ortak hareket etmesinin önemini ortaya koyuyor.
“Kompleks”e hayır!
Dağıldık mı bitirirler!...