Sayın Erdoğan, Sayın Davutoğlu ve “Başkanlık Sistemi”
Cumhurbaşkanı Erdoğan Konya’dan, “Türkiye bu sistemle yoluna devam edemez” mesajını verdi.
“Başkanlık Sistemi”nin kaçınılmazlığını bir kez daha dile getirdi,
“40 milyonluk Türkiye’ye yeten 80 milyonluk Türkiye’ye yetmiyor” dedi.
Gelinebilecek bütün makamlara Allah’ın izni, bu büyük milletin desteği ile geldiğini vurgulayan Sayın Erdoğan, Başkanlık Sistemi’nin “kişisel mesele” olmadığını güçlü ifadelerle vurguladı.
Sayın Cumhurbaşkanı, “önümüzdeki 4 yıllık sürecin” çok iyi değerlendirilmesi gerektiğine sık sık dikkat çekiyor.
Birtakım atılımların geciktirilmemesi gerektiğini söylüyor.
Sayın Başbakan da (farklı tarzıyla) aynı noktalara işaret ediyor aslında.
Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakan arasında büyük problemlerin olduğu yönündeki iddialar, “kişiler üzerinden pozisyon kazanmaya veya pozisyon güçlendirmeye” çalışanların tezvirâtı…
Bir de, “Ya benimsin ya toprağın” zihniyetli Türkiye düşmanı sapkınların…
Ülke menfaatlerini kişisel menfaatlerinin üzerinde tutan herkes, Sayın Erdoğan ile Sayın Davutoğlu arasındaki “Kardeşlik Hukuku” bağından memnuniyet duyar.
Bu bağa zarar verme potansiyeli olan “fitne” operasyonlarından uzak durur.
BAŞBAKAN’IN MESAJLARI
Sayın Başbakan sorulara detaylı karşılıklar veriyor…
Gündem de çok yüklü olunca, soru sayısı artıyor ve sonuçta ortaya hiçbir gazetenin tam olarak yer veremeyeceği kadar uzun metinler çıkıyor.
Kısaltma mecburiyeti çoğu zaman “ana mesajın” tam olarak algılanamamasına yol açıyor.
Bu durumdan da Yeni Türkiye’nin yolunu kesmek isteyen “fitneci” şer odakları istifade etmeye çalışıyor.
Sayın Başbakan’ın Bulgaristan dönüşünde verdiği mesajların art niyetli çevreler tarafından istismar edilmek istendiğini görünce, “Yeni Anayasa”, “Başkanlık Sistemi”, “Çift Başlılık” konularını kapsayan açıklamalarının bu sütuna sığabilecek kadarını, yani “neredeyse” tam metni dikkatlerinize arz etmeyi uygun buldum.
Sayın Başbakan’ın “temel” mesajı şu cümlede:
“Benim için ideal olan özgürlükçü, katılımcı demokrasiyi esas alan, insan hak ve özgürlüklerine dayanan, güçler ayrılığı prensibini esas alan ve başkanlık sisteminin yönetim biçimi olarak ele alındığı bir anayasa.”
Buradan devam edelim:
“Parlamenter sistem Hitler’i çıkartan sistemdir. Başkanlığın şu anda daha kolay olması, Türkiye’de evrilerek gelen sistemin, parlamenter sistemin bozulmuş olmasından kaynaklanan bir durumla ilgilidir. Eğer niyet yeni ve sivil bir anayasa yazmaksa, ortada konuşacağımız bir zemin var. Ama niyet, şu veya bu şekilde muhalefetin cumhurbaşkanlığı makamını tartışma konusu yapması ise, o zaman neyi konuşursak konuşalım netice alamayız. Çift başlılık yeni bir konu değil. Daha önce Evren cumhurbaşkanı iken Evren ile Özal arasında sıkıntı vardı. Özal, Mehmet Keçeciler’i bakan yapamamıştı. Demirel ile Özal’ın yaşadığı süreç de var. Özal’ın ömrünü tüketen bir süreçtir o. 28 Şubat döneminde Demirel cumhurbaşkanı idi ve bu sefer kendisi Erbakan’a aynı otoriteyi uyguladı. Neredeyse hükümet yoktu. Milli Güvenlik Kurulu üzerinden idare edilen bir Türkiye tablosu, Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde yaşandı. Ahmet Necdet Sezer, kendisini cumhurbaşkanı yapan Başbakan Ecevit’le nasıl bir kriz yaşadı, anayasa kitapçığı üzerinden. Sezer’in ilk dönemde sayın Başbakanımız’a (Sayın Erdoğan’a) nasıl engel olduğunu, fren yaptığı bir sürü kurumun vekaletle yönetildiğini hepiniz hatırlarsınız. Bu çift başlılık hikayesi sanki daha önce yokmuş da bugün çıkmış gibi bir yaklaşım yanlış. Üstelik Sayın cumhurbaşkanımızla en az sorun yaşanan dönemlerden birini yaşıyoruz. Biz cumhurbaşkanımızla bunları istişare ederek yapıyoruz. Siyasi sorumluluk birlikte.Fakat Türkiye’de böyle bir dengesizlik olduğunu herkesin görmesi lazım. Benim de kanaatim cumhurbaşkanımızla aynı. Hukuki sorumluluk kimdeyse, yetki de onda olmalı. Sorumluluk ve yetki arasındaki karmaşa ortadan kalkmalı. Şimdi benim tercihim, açık söyleyeyim; mümkün olan en net sistem olması. Partili cumhurbaşkanlığı veya başka modeller şu anki krizi aştı zannedilir ama 20 sene 30 sene sonra da bu sistem yaşayacak. Seni başkan yaptırtmayacağızdan başlayan tartışma da Türkiye’yi bir yere götürmez. Kılıçdaroğlu ne teklif ediyorsa getirsin bana. Başkanlığa hayır diyorsa, ne getiriyorsa getirsin. Başka bir parti ne getiriyorsa getirsin. Şu andaki Meclis aritmetiği en iyi modeli de getirseniz en az iki partinin uzlaşması olmadan bir anayasa değişikliğine imkân tanımıyor. Elimizdeki sistemi en iyi şekilde işletmeye devam edeceğiz ama Türkiye’nin temel meselenin bir anayasa meselesi olduğunu ve bu çözülmeden kalıcı ve istikrarlı yeni bir dönemin başlamasında güçlükler olduğunu da gündemde tutacağız.”