ABD Büyükelçisi’nden “destek” ziyareti!..
Cumhuriyet gazetesini “siyasi yelpaze”nin neresine yerleştirirsiniz?
“Sol”cu mu?
Antiemperyalist, Amerikan karşıtı filan...
Gördünüz mü, ABD Büyükelçisi Cumhuriyet gazetesine “destek” ziyaretinde bulunmuş...
Gezi olaylarından bu yana yaşadıklarımızın Ortadoğu’daki yeni “paylaşım” ameliyesinden Türkiye’yi uzak tutmak için sahnelendiğini göremeyen kalmamıştır herhalde.
“Kalkışma”nın en büyük destekçisi ABD’ydi malûm.
“Siyonist medyaları” dünyanın bir başka yerlerindeki çok daha büyük toplumsal olaylara gösterdiği ilginin bin katını sundu Gezi vandallarına...
Bizdeki “uzantı medya”larının haber ve yorumlarını kafadan “sağlam kaynaklar” olarak ele aldı...
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı “diktatör” olarak damgalamaya kalkıştı...
“Siyonist derecelendirme kuruluşları” Türkiye’yi defalarca “ekonomisi batışta” olan ülke olarak işaret etti, iflasını açıklayan Yunanistan’ı bile “bizden daha iyi durumdaki ülke” olarak puanlandırdı.
Cumhuriyet gazetesi, Gezi olayları boyunca ABD’deki Siyonist medyaya paralel yayınlar yaptı...
Bu olaylar sırasında, “polislerinin orantısız müdahaleleriyle” kışkırtıcı rol oynayan paralel yapı, “İngilizce” gazetesi aracılığı ile “Gezicilik yapmaktan”, yurtdışına “ispiyonlamaktan” çekinmedi.
Paralel Yapı’nın düğmesine basıldı ve operasyon “Dönemin Başbakanı”nın bileğine kelepçe takma noktasına vardırıldı.
Bu süreçte de Cumhuriyet gazetesinin aktif rol üstlendiğini gördük...
“Ergenekon sanıklarına” yönelik “paralel kumpas” iddiaları neredeyse unutuluverdi, tuhaf bir “ittifak” kuruldu.
Bu arada Cumhuriyet’in arka bahçelik yaptığı CHP’nin ağır topları ABD’de “Paralel Yapı” önde gelenleri ile buluştu.
“Hayrola ne iş?” soruları, “Hiiiç, nezaket ziyareti!” yollu lakırdılarla geçiştirildi...
“Türkiye’ye dair hiçbir mesele konuşmamışlar!”
Ne laf!..
Bu süreçte “Aydınlık” gazetesinden ciddi itirazlar yükseldi, “Y-CHP”nin yönetimini ağır ifadelerle suçladı bu kanat...
“Kemalizm’e Son Kurultay” dedi,
Aradan bir süre geçti; bu kez de Kılıçdaroğlu’nun parti yönetiminden habersiz ABD Büyükelçisi Ricciardone ile “otel odası” görüşmesine girdi.
İçeri tercümandan başka hiç kimsenin alınmamasından hareketle, görüşmenin “esrarengizliğine” vurgu yaptı.
Cumhuriyet gazetesiyse Kılıçdaroğlu-Ricciardone buluşmasında gariplik görmedi.
Öyle bir noktaya geldi ki işler; paralel gazetelerde yer alan haber ve yorumlardan herhangi birini çekilip, Cumhuriyet gazetesinde yayımlansa da göze batmazdı...
Canlı yayında “Ergenekon sanıklarının” hatta “mahkumlarının” önde gelenlerinden biriyle bu konuyu konuştuk...
“CHP’nin, Cumhuriyet gazetesinin, paralel yapı ile paralellikleri hakkında neler düşündüğünü” sorduk...
“Paralel kumpas”a kurban gitmekten şikayeti diz boyu olan bu zat, sürekli olarak, “Bu işin sorumluluğu AKP’dedir” dedi.
“Peki, hırsızın hiç mi suçu yok?” diye üsteledik, “Ak Parti’ye Erdoğan’a alabildiğine saldıran Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet gazetesi, niçin paralel yapı aleyhinde tek laf etmez...” vesaire...
Baktık, Erdoğan karşıtlığı her değerin üstünde...
ABD karşıtlığı kalmamış, İsrail aleyhine tek laf etmiyorlar...
Son üç dört yılda yaşadıklarımızı üst üste koyuyorum...
ABD, İsrail, Rusya, üst akıl, paralel yapı, tekelci sermaye grubu, patronlar kulübü, dışarıdaki ve bizdeki Siyonist medya, mezhepçi İran, düğmesine basılan PKK...
Arada “eksen kayması” tartışmaları geliyor aklıma; “Osmanlı’ya meyleden Türkiye” söylemi...
Simon Wiesentahl Center adlı Siyonist kuruluşun 2013 yılında Sayın Erdoğan’ı “Yok edilmesi gereken İsrail karşıtları” listesinin başına yerleştirmesini...
Bugünlerde karşı karşıya kaldığımızın salt “Rus tehditleri” olmadığı çok açık; bir büyük “operasyon” var...
Recep Tayyip Erdoğan, bir vakitler Rahmetli Erbakan’ın “D-8” ile yapmak isteyip de o günkü imkânların el vermemesinden dolayı gerçekleştiremediğini fiiliyata geçirmiş durumda.
Türkiye sözü mazlum halkların gözünde anlam ifade eden, ağırlık taşıyan tek ülke.
Zulüm nereden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin karşı çıkan tek ülke.
“Büyük Paylaşım”ın önündeki tek engel.
ABD Büyükelçisi’nin son Cumhuriyet ziyaretini “İnsan haklarına saygı” çerçevesinde değerlendirmek ne mümkün?
Müslüman coğrafyasında silinmeyecek katliam, tecavüz, yargısız infaz, işkence izleri bırakan bir zihniyet bu...
Oyun çok büyük...
Kendisini nasıl tanımlarsa tanımlasın, “Ben bu ülkeye aşığım” diyen herkesi, her yapıyı bir araya getiren güçlü organizasyonlara ihtiyaç var.
“Külliye”de çok daha geniş çerçeveli buluşmalara...