Feraset, kiyaset, dirayet
Feraset zihin uyanıklığı bir şeyi çabukça anlamak, bir insanın ahlakını, kabiliyetini, yüzünden anlamak melekesi demektir.
İki türlü feraset vardır:
Birinci nevi: İlham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir. İkinci nevi: Bir kazanımla elde edilir, muhtelif huy ve davranış özelliklerini okumaya, vücut dili, beden dili gibi hususlara vakıf olmak sebebiyle meydana gelir.
Ferasetin zıttı ahmaklıktır, zekâdan mahrumiyettir. Ferasetli kimselerin huzurunda uyanık bulunmalı, edebe, fazilete, aykırı davranışlardan kaçınılmalıdır.
Tirmizi ve Taberani de nakledilen, Hadisi Şerif’te, “Müminin ferasetinden sakınınız, çünkü o Allah’ın nuru ile bakar” buyrulmuştur.
Kiyaset ise; akıllıca davranış, uyanıklık, anlayışlı makul davranma, akla yakın, doğru, makul bir biçimde düşünceleri, davranışları ile karşısındaki tepkilerin bütününü, bir kimsenin toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullar dolayısıyla, geliştirdiği ve onu aynı durumda kimselere yaklaştıran, davranışların tümüne verilen adtır.
Dirayet ise; iyi düşünmek ve doğru söylemekte ve özellikle güzel davranışlar da, bulunmakta görülür.
Sermayesi ise; sabır ve fikir ile beraber, fiili çalışmadır. Dirayet sahibi kişiler çok aranır, fakat az bulunurlar. Dirayet düşmanlara karşı savunmada, bazen silahtan daha çok iş görür. Dirayetli çalışma arkadaşlarına sahip olmak, dirayetli eşi ve çocuğu olmak, insan için büyük bir kazançtır.
Çünkü dirayetli kişiler, kendilerine bir işi uzun uzun anlatmaya gerek olmadan anlarlar. Onun gereğini yaparlar, özelliklerini saydığımız kimselerin değerleri bilinmeli, yetenekleri doğrultusunda bunlar yetiştirilmelidir.
Büyük sorumluluk altında olan yöneticiler, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Kuvvet Komutanları da, aynı şekilde akıllı vezirler, akıllı yaverler, akıllı danışmanlarla, bu özellikleri taşıyan kişiler ile işlerini yürütmelidirler.
Son yaşadığımız olaylarda, (salahat, maharet ve sadakat) unsurları iyice araştırılmadan, kendilerine en yakın mevkilere yaklaştırdıkları kimselerin ihanetiyle, bu işin ne kadar önemli olduğu, çok dikkat edilmesi gereken bir husus olduğu ortaya çıktı.
Bu bahsettiğimiz konuyu özetle ifade edebilecek hikayeyi nakletmek isterim.
Akıllı mı akıllı yönetimde çok başarılı olan padişah, her işini o sahada ün salmış vezirlerine danışır; danıştığı için de yanlış bir karar verdiği görülmemişti. Padişahın hepsi birbirinden akıllı 30 kadar veziri vardı.
Lakin İYAZ VEZİR baş köşede en çok itibarı olan, beceri, bilgeliği ve verdiği kararlardaki isabeti, padişah tarafından en çok seviliyor olması dolayısıyla, hepsinden kat kat fazla ücret alması, kıskançlıklara, çekememezliklere sebep olmuştu.
Zaman zaman “onun bizden ne farkı var ki; neden bizlerden çok daha fazla ücret alıyor, akıllı ama hepimizden de daha akıllı değil ya”, gibi dedikodular sarayın içinde dolaşıyordu.
Hasetlerinden ne yapacaklarını bilemez bir halde, sağa sola sataşırken, padişahı dahi eleştirir hale gelmişlerdi.
Bu dedikodulardan haberdar olan padişah, bunlara nihayet vermek, hem de İYAZ’ı baş üstünde tutmasının, ona fazla ücret vermesinin, bir adam kayırma değil, hak ettiğini hepsine göstermek için, bir av partisi düzenledi. Tüm vezirlerini çağırdı; İYAZ’ı yanında götürmedi. Uzunca bir zaman avlanıp mola verdikleri bir anda, karşıdaki su başında bir kervanın konakladığını gördüler.
Padişah vezirlerinden birini çağırarak, git sor bakalım o kervan hangi şehirden geliyor dedi. Vezir koşarak gitti, döndü “REY ŞEHRİ’nden geliyorlarmış padişahım” dedi.
“Peki nereye gidiyorlarmış” diye sorunca, vezirden ses yok, “sormadım padişahım” deyivermiş. Padişah diğer vezire dönerek, “sen git bakalım nereye gidiyorlarmış, öğren” dedi. O da bir koşu vardı geldi, “Yemen’e gidiyorlarmış, Devletli padişahım” dedi.
“Peki yükü neymiş” diye sorunca, o vezir de kala kaldı, çünkü o da sormamıştı, başı önüne düştü. “Abdal kafam nasıl da düşünemedim” diye hayıflandı.
Böylece tüm vezirlerini teker teker gönderdi ama, hiçbiri iki soruya cevap alamadan döndüler. Padişah İYAZ veziri saraydan çağırtılmasını emretti. “Karşıki kervana git, nereden geldiğini sor bakalım” dedi.
İYAZ gitti, dönmesi diğerlerine göre daha uzun sürdü.
Geldiğinde padişahın önünde saygıyla selam vererek, “REY’den gelip Yemen’e gidiyorlarmış padişahım. Yüklerinde ise, her şey olmakla birlikte, fazla cerrahi kaseler varmış, yola çıkalı 4 ay olmuş, burada birkaç gün dinlenip, şevketli padişahımıza hediyeler sunup, yollarına devam edeceklermiş.” demiş.
Daha sonra diğer teferruatlı bilgileri aktarmış. Padişah alaylı alaylı diğer vezirlerinin gözlerine bakınca, vezirlerinin içlerinden biri:
“Şu bir gerçek ki, bizler memleketin en akıllı kimseleriyiz, yoksa padişahımıza vezir olabilir miydik, fakat İYAZ hepimizden daha akıllı, öyle olduğunu da şimdi ispat etti. Ama akıl Allah vergisidir, insanın kendi çalışmasıyla akıl elde edilmez ki, ayın güzelliğini de, gülün kokusunu da, Allah ihsan etmiştir.” demiş.
Padişah da onlara dönüp demiş ki;
“İnsanın elde ettikleri, çalışmasının karşılığıdır. Yoksa Hz. Adem, Rabbimiz biz nefsimize zulmettik, der miydi. Eğer bu suç ise, bu benim kaderimdir dedi. İblis ise; hem kadehimi kırıyor, hem de beni dövüyorsun demişti ya, Halbuki TAKDİR HAKTIR, AMA KULUN ÇALIŞMASI DA HAKTIR, kendinize gelin, şeytan gibi olmayın, kadere az bahane bulun, Ahmet kan dökerse, cezasını Mehmet mi çeker bu olur mu, suçu kendinizde bulun. Kim bir zerre miktarı hayır işlerse karşılığını alır, kim de zerre miktarı şer işlerse karşılığını görür, ayetini kendinize rehber edinin.”
Kıyamete kadar sürecek olan Hak ile Batıl, Hilal ile Hac, kurtlarla dans, yılanlarla aynı yatağa girme, devam edecektir.
Bu pozisyona göre kolektiflik içerisinde cemaat şuuruyla, ileriye yönelik 25-50 yıllık planlarla hareket ederek, Devlet-i Ebed Müddet diyen, Vatan, Millet, Din-ü Devlet prensipleri ile orduya karşı ordu, devlete karşı Devlet anlayışıyla, ayakta kalabileceğimizi de unutmadan, topyekûn insanımızın mücadele gücünü ayakta tutarak, var olabileceğimizi unutmayalım,
SADECE LİDERİN OMUZUNDA YAPILAN MÜCADELEYİ, TRİBÜNLERDEN SEYRETMEK, BAŞARILARI ONLARDAN BİLMEK VE BEKLEMEK, KENDİ TEMBELLİĞİNE MAZERET ARAMAK DEMEKTİR.
Liderin de etrafında kolektiflik şuuru içerisinde çalışacak teşkilatları ve hasım cepheye karşı, Devletinin ve vatanının müdafaasını devam ettirecek, kadroları yetiştirerek hayatiyetimiz mümkün olacaktır.
DUA VE TEMENNİLERİMİZ BUDUR İNŞAALLAH.